Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

26 Kasım 2009 Perşembe

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 15 EMRE YILMAZ 'DAN

Dünyayı dünyaya dar eden hiçbir inancın bayramını kutlamıyorum ! yele sele boş ver hele neden hala dünya değil ki el ele ! hesap mekke kudüs vatikan üçgenine endeksli ise , aklım Dalailama' ya kayarsa ne yeriz acaba hep birlikde ?

Bir bayram düşlerdim; ümmetçe başımız dik yaşadığımız, sevincimizin kursağımıza düğümlenmediği, yediğimiz lokmaların boğazımızda kalmadığı bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; ümmetin anası kaçırılan, babası öldürülen, ocağı kundaklanan, çocuklarının her biri bir izbeye sığınan, ismetine namahrem eli değen bir viran haneye dönmüş topraklarında, çocuklarının öksüz, yetim ve boynu bükük girmediği bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; İslam ümmetinin mazlum çocuklarının zamanın ırmağında akan bir süprüntü gibi değil, zaman ırmağının yatağını belirleyen, kıyılarını gürül gürül akan sularıyla döverek verimli kılan bir nehre benzediği bir bayram. Pasif nesne değil; aktif özne olduğu, onun yaptıklarına düşmanlarının hayalinin yetişemediği, kendisini öldürmek için gelenlerin kendisinde dirileceği kadar temsil kabiliyetine sahip olduğu bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; yaralı ve bin bir pareli coğrafyamızın her yanından gürül gürül kanın gitmediği, evlatlarının ahının arşı titretmediği, viran olmuş hanelerinde baykuşların ötmediği, topraklarını ahlaksızların, soysuzların, sütsüzlerin, düzenbazların, madrabazların, hilekarların, ifritlerin, hainlerin ve zalimlerin yönetmediği bir bayram.
Aksine, dinde kardeşleri olmasa da insanlıkta eşleri olan dünyanın farklı dinlerine, kavimlerine, coğrafyalarına, milletlerine mensup mazlum, mağdur ve muhtaçlarının yarasını sarmak, yüreğini onarmak, onlara müşfik bir ana eli olmak için tüm imkan ve gücünü seferber ettiği bir bayram.
İmanından kaynaklanan şefkat ve merhametinin Afrika kıtasının açlarından, Venezuela'nın yoksullarından, Harlem'in esrarkeşlerinden ve köprü altı çocuklarından, Manila'nın şehvet tuzağına düşmüş çocuklarına varana dek; her bir mazlum, mağdur ve mahruma ulaştığı bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; bir öndere sahip olan, önderi kendisine ana olan, kendisi ise insanlığın diğer toplumlarına ana gibi olan bir ümmetle girdiğimiz bir bayram.
Öyle bir ümmet ki; aynı imanı paylaşan, aynı kıbleye yönelen bir buçuk milyar üyesinin aynı imkanı da paylaşabildiği, mutluluk sakası gibi insanlığa yürek dolusu saadet taşıyan, havaya kalkan bir tek elin rüzgarıyla 1.5 milyar yüreğin tek bir yürek gibi kıyama durduğu, o elin bir tek dalgalanışının yüz milyonlarca inanmış kadın ve erkeği harekete geçirdiği, bir beraberlik dilerdim.
Bir ümmet düşlerim; bir organına, hatta bir hücresine yönelmiş bir tehdidi tüm varlığına yönelik bir tehdit gibi algılayacak kadar kendinde ve canlı, ayağına diken batsa onun acısını her tarafından duyabilecek kadar bilinçli, kendi varlığına yönelik bir tehdide anında tepki verecek kadar hassas bir sinir sistemine sahip, bedeni oluşturan her bir hücrenin kendi yerine razı olup, rolünü en iyi oynamak için irade sergilediği, fertleri silik, düz, sıradan, bir makinenin dişlisi olmaya teşne, edilgen ve mekanik bir 'birey' değil, farklı; fakat farklılığı bir orkestrayı oluşturan enstrümanların farklılığı gibi zenginliğe dönüştüren, sıradan ve düz bir tip olmaya razı olmayan, kendi kendini gerçekleştirmek için yüreğinin çeperlerine tutunarak kapasitesinin sınırlarına çıkma savaşı veren, kendisiyle, Rabbiyle, çevresiyle, toplumla ve doğayla barışık, bilişik, tanışık şahsiyetlerden oluşan bir ümmet.
Bir şahsiyet düşlerim; sorunun bir parçası değil, çözümün bir parçası olan, yük olmayıp yük alan, kendini yad ve yabancı ellerde aramayıp kendini kendinde arayan ve kendini kendinde bulan, hamken yanan, pişen ve olan, olmanın sırrına erdiği için hamların elinden tutup, onların da olması için onların yerine yanmaktan çekinmeyen, kafa, yürek ve bilek, düşünce, duygu ve aksiyon dengesini varlığında gerçekleştirerek, 'şahsiyet' olma kıvamına eren, yalnızca kafa gözüyle değil, yürek gözüyle de bakıp, onunla gören, kendini yalnız sözle değil yüzle, gözle, özle ifade edebilecek liyakate eren, vuracağı ve duracağı yeri iyi bilen, Allah'a karşı esas duruşunu ayağının altındaki topraklar kayarken dahi bozmayan bir şahsiyet.
Bir şahsiyet düşlerim; kendi kafasıyla düşünüp, kendi yüreğiyle duyan, kesrette vahdet bulan, ne dostları karşısında kapris yapan, ne düşmanları karşısında aşağılık kompleksine kapılan. Ayaklarının birini hakikatin merkezinde sabit tutarak, diğer ayağıyla tüm dünyayı, hatta tüm evreni dolaşan ve yitik hikmetleri, hakikatleri, cevheri arayıp kendine çeken bir mıknatıs gibi arayıp kendine çeken, "bizden adam olmaz" bedbinliğini alıp "çıkarsa bizden adam çıkar" bencilliğine vuran, bu iki sakat ucu da bir fiskeyle atık düşünceler fosseptiğine yuvarlayıp, adil ve mutedil olmayı bir hayat düsturu bilen bir şahsiyet.
Ve bir bayram düşlerim; hesap gününün sonunda "Ey (sadece Allah ve cennetle) tatmine ulaşan insan; gir kullarımın arasına (çünkü cennetin yolu kulların arasından geçiyor) ve gir cennetime!" muştusunun verildiği bir bayram.
İşte o bayramın provasıdır bu bayramlar.
O mutlak bayramlardan bir efilti taşıdığı oranda anlamlıdır bu bayramlar.
. Bayramınız bayram olsun.

Gerçek bir bayram hayali kuran kişinin hayalleri...

20 Kasım 2009 Cuma

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 14

Harala gürele geçip gider iken günler ,
şöyle bir göz gezdireyim dedim .
Baktım her yer doluşmuş türlü sürüngenler ....

Umutsuz bakan gözlere bir parmak bal misali ışığı çaldınız mı hiç?
T.C. eğitim yüksek öğrenim gören geleceğimizden bahsediyorum ...

Benim ellerim yapış yapış belki bu konuda
ama aklımda hala var hedeflere epey bir karış

Ayı balı bol bulunca neresine sürer bu coğrafyada malum .
Ama, bal tutanda parmağını yalamaz değil hani!

Ancak bunlar balı artık nerelerine soktukları belli olmayan parmaklarını
halka fizyolojik masaj amaçlı kullanmaya başlamışlar maalesef..
Başka yerleri işe yaramadığından elbet o sihirli parmakları tek silahları.
imzaya da
delete tuşunada
köşe yazısınada
kör göze de bir bir basmışlar parmakları ...

Basmasına basmışlarda bunun birde geliverir demir parmaklıkları;
hey de bre intihab mahkemesi badanası kılıklı ey Türk siyaseti!

Neden mi bu isyan ?
Bir açın gözünüzü bakın hepsinde ağı dır zarar ziyan !
Heryer müteahhid binası, altuni mazılı, höt laleli kampüs ,
Yerleşke !
Ama sanki akılları anlatır eğtimi kalleşce ve de leşce !
MEB teknik okul yeterlilik genelgesi :
''terziler oturarak çalışırlar prova ve ütü yapmak için ayağa kalkarlar !''

Özürlü zihniyetniz mi yoksa zihinsel yetiniz mi alacak tuhafiyeden fermuarı ulan ?
Peki tuhaflıklarınızdan tuhafiyeci mi kaldıki baskın mahallelerimizde?
Ya masuracı, ibrişimci, çamaşır ipeği ?
Polyester bayrakla mı milli haysiyet yani ?
yada DMO , GMO mu oldu ?

Bazen lafı koyarız da deliğinize golf topu misali ,
neyseki yok dur hiçbirinizin emsali..
O yüzden tek tip top olmaz topunuza,
Yamak öyle kolay girmez koynunuza...

En çok satan şişme koyun müridiniz ile koyunkoyuna olursa,
gün gelir sizler domuzluğunuza doymamış olsanız da;
bak nasıl olur bu halk omuz omuza ?

kasım sonu 2009 sesimiz kısık değil !

2 Kasım 2009 Pazartesi

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI +13

Pastadan us atası çıkacağına,
şöförün oğluyla evli evlatlığın aklıyla manken çıkmış el sallayarak,
gaydırı guppak emine olmalıydı o pastada a çaylak !
Önce çalışmak gelir, sonra ahlak !

Derken köşe yazarları,
kırmızı keçe tutmuş suratsız telefoncuların ve havacıların fashionable deki mankenlerinin memeleri yok diye o kadınlarla sevişilmeyeceğini yazarmış solak ya da sağlak !

Ulan, Türk terziler kadınlara elbise satar , gavur ise müftülük bahçesinde şampanya ile karı satar a ahmak !

konyada ise battıı çıkdı inşaatler olmuş köprülü yavşak ! ağzınıza biber sürülmez kıçınıza kına yakılır sonra bak !

sus yamak sus !
10 kasımda konuş ancak !

2 kasım 2009 ...................

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 12

Teşekkür ederim,

Gül. Azmin, kendine olan sabrın için.
Gülden. Sakinliğin, olumlu yaklaşımların için.
Didem. Çalkantılı duyguların içinde kendine yakınlaştığın için.
Sevgi. Verdiğin savaşı kazandığın için.
Barbaros. Şan, şöhret içindeki mütevazıliğin için.
Atilla. ''Olmaz'' ları aştığın için.
Yasin. Temiz ruhun için.
Zeynep ve Jale. Bize bu kadar az zaman içerisinde ayak uydurduğunuz için.
Belgin. Sözün bittiği noktada hala yürümeğe devam ettiğin için.

...16 senelik sahne hayatımın en heyecan verici projesine imza atmamıza sebeb olduğunuz için, güvendiğiniz için,sabırlı olduğunuz için,tek ses olduğumuz için, tiyatroyu sevdiğiniz için.
Maddi ve manevi sıkıntılarınız olmasına rağmen, çalışmalara yansıtmadığınız için.

Hepiniz kılıcı keskin, adil savaşçılarsınız. Saygıyla eğiliyorum.

Şimdiden yürekten alkışlıyor, yarın ve diğer akşamların keyfini çıkarmanızı diliyorum.

Dilruba

yamak :.................1 kasım 2009 pasta basta sonrası ?

25 Ekim 2009 Pazar

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 11

Bazı geceler işçi masasını temizleyip çıkdıkdan epey sonra,
sesi soluğu kesilmiş ayaklı dikiş makinalarının gölgeleri uzadıkça
secd eder bir kez daha ayaklarımın altında yapayalnız bir şekilde bir benimle tek başına kalmış terzihanemizin !

Günün iğne iplik sukunetinin kargaşasının ardından sessizleşen havalandırma menfezleri,
tüm gün içlerine çekdikleri ızgaralardan bu kez aynı duyguları farklı dilde geri üflemeye başlar bir bir hayallerime..

Akşam saatlerinde susmuş telefon santralinin sekretaryası ise çokdan karanlığa gömülmüşdür giriş holünde ve bir kez daha benliğimle günün müzakeresi örülmüşdür benliğime yama olarak canhıraş darbelerle !

Kalabalık ve dağınık masamın kağıt ve paçavra denizine yenik düşmüş ama muzaffer üretime gem vurmamış halinde de vardır hala mesai, hala devam eder hayat , kimi an kalvyenin çıkırtısı kimi an bir masum müziğin melodisinin çığlığı eşliğinde ..Bir ben birde içimdeki benliğim ile ..

İşte yine o gecelerden birindeyim bu gece ,
Yıldırım Mayruk Moda Laboratuvarı olarak 10 yıldır inatla ve pekçok fedakarlıkla sürdürdüğümüz; çağdaş, ulusal ve alımlı Türk kadınının formatını güncel belgeleri ile arşivlediğimiz gösteriler zincirimiz 2023'e Hikayeler'in bu en önemli bölümlerinden birinde ve yine kendimle ve de bu satırları okuyan sizlerle birlikde şu saatlerde de !...

60 larda , Sarıkamış'da Levazım Albayı olan Trablus Hüsamettin dedemin kendini buzdolabına kapatıp yaşamına sonvermesinden sonra dul kalan babaannemin geçinmek için Elhamra Tiyatrosu'nda Toto Karaca'nın giysilerini Sümerbank kumaşları ile dikdiği günlerdeki benide yanında götürdüğü provaların anıları gözkırpıyor bir yandan Moda denen kavramın sahnesinde oysa yine..

Hayallerim, 50 yıldır şaha kalkmış halini biraz daha kamçılıyor bu sebeple ve daha da detaya ve mükemmeliyete emeği katık edip, o hayallerimde kaybettiğim yerine içimde olmaya yada bulmaya çalıştığım kadını bir kez daha evrimsel bir dönüşümle devrim olarak evrenselleştirme çabasına dalıyorum alev alev yanan bir istekle her yerimde nefisimle ..

Vur makasını hadi Yamak yine özgürce ! Savur yünlüleri , ipeklileri biçki masasına!
Biç altın saçlı,engin mavi bakışlının ürün vermiş verimli başaklarını, başlarında taç yap kadınlarının bir kez daha bu sene !

Vakur dik omuzlar kavrukca utanmasın analarında, ayrık otu dalmasın iffetin aralarına, ister mini ister dizaltı eteklerin koşsun adımları özgürce o ulaşılmaz Türk kadınının podyumunda zincirden kopmuşcasına ve özgürce aydınlık geleceğine bu hikayende de ...

Çiz Yamak Yıldırım Mayruk kadınını i Çentik çentik işle gölgeleri, öyle ki, sınırları görünmesin nifak tohumu atılmış ufuk çizgilerinde bile ...

Dik yamak , başın dimdik, belin sımsıkı ve elin aydınlığa açık her şekilde !
Üste çaput diye giyilmesin, içine girilsin o kalitenin artık istek ve arzuların kırbaç sesiyle !
İkinci bir cilt olsun o kadının hem bedeni hemde gelmiş ve geçmişinde de kendisindeki güzelliği ile !

İşle Yamak en nadide en ışıltılı malzemelerini, gözleri kör olanları bile görmeye mahkum etsin bu seferde de !

Ses verme Yamak seslendir ki ''Ses Siz'siniz'' desinler;
Tek ses Siz'siniz ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ile !

.......

devam edecek 1 kasımda şu sizin yamak susana dek,
susadıkça 10 kasımda bir kez daha kana kana konuşana dek!

terzi yamağı
Barbaros Şansal

13 Ekim 2009 Salı

YILDIRIM MAYRUK 2009-2010 KIŞ DİKİŞ KOLEKSİYONU

2023'E HİKAYLER XIX (10. YIL)
''.........''
(SES SİZ)

10 KASIM İSTANBUL SWİSSOTEL THE BOSPHORUS FUJİ BALOSALONU
15 00 TÜRK KALP VAKFI YARARINA
ÖZEL DAVETLİ VE BASIN SUNUMU
VE
ZİÇEV ZİHİNSEL ÖZÜRLÜ ÇOCUKLAR VAKFI
FOTOGRAF SERGİSİ


16 KASIM ANKARA SWİSSOTEL BALO SALONU
19 00 ANAÇEV VE İNÖNÜ VAKIFLARI YARARINA
KOKTEYL DAVET
VE
ZİÇEV ZİHİNSEL ÖZÜRLÜ ÇOCUKLAR VAKFI
FOTOGRAF SERGİSİ

PROJE:
YAMAK STRATEGY THE PLANETH EARTH
YILDIRIM MAYRUK MODA LABORATUVARI

8 Ekim 2009 Perşembe

YILDIRIM MAYRUK MODA LABORATUVARI 09-10 DİKİŞ KOLEKSİYONU... 2023'E HİKAYELER 10. YILINDA, 10 KASIM'DA İSTANBUL, 16 KASIM'DA DA ANKARA SWİSS OTEL BALO SALONLARINDA İZLEYİCİSİ İLE BULUŞUYOR!

28 Eylül 2009 Pazartesi

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 10

Saat 23 30 suları , günlerden cuma
İstanbul'da meltemi şeker bir eylül akşamı ,
Kalabalık Talimhane'den,Turgay Ciner Grubunun oteli olan Lares Parkd'an henüz çıkmış,
genç bir kardeşimle Atatürk Heykeline doğru evlerimize gitmek üzere yol almakdayız..
komadan çıkamayınca dört organı ile diğer insanlara hayat vermiş genç bir kızı anmaktayız !

Rahatsızlığımdan dolayı Belimde korse ve elimde baston olduğu halde karşıdan karşıya geçmek üzere yaya gaçidinin başında azalan saniyeleri gözlemlemekdeyim, Etrafdan bazı tanıyanların zerafet gülümsemeleri ve selamlamaları bir başka kreması oluyor gecenin.

Kırmızı
DUR!
sarı
HAZIRLAN!
Yeşil
Geç ?

Ağır aksak adımlarla yaya geçidini aşmaya çalışırken;
Vişne çürüğü fanilalaı ve siyah pantalonlu,
1.75 boylarında, esmer, genç bir delikanlı
suratıma bordo kasımpatı demetini dayayıp, Güneydoğu Anadolu şivesi ile
' ' Abe , sevdigunin bagğşı için alan be, '' deyiveriyor,
Bir an şaşırıyorum.
Göz hizamın altında kalan çiçeklerin ardında Taksim meydanı zemini kayboluyor.
Başımı geri çekince yakın mesafede benzer 3-5 çiçek satan delikanlı daha gözüme çarpıyor,

Eve gitmekde olduğumu, ihitiyacım olmadığını belirterek
Atatürk Anıtına doğru Taksi bulmak üzere yoluma devam etmeye çalışıyorum ,
işte tam o anda, bu millete hep yengeç gibi illetlik etmiş bu kayıp güruhun veledi zinası suratıma bir tokad vurup , çiçeği havaya fırlatıp, elimdeki henüz çalmakda olan cep telefonunu kapdığı gibi koşarak caddeyi gerisingeri geçip, karanlık bayır aşağı sokaklardan birine dalıp kayboluveriyor.. Hani şu pompalı tüfekle vatandaşın sokağa indiği sokaklara !

İlk şoku atlatınca derhal çiçekçilerin yanındaki bir bakkala girip hattı kapattırıp oradan gerisin geri gördüğüm ilk polise ulaşıyorum ,

Yer Taksim Meydanı Atatürk Anıtı 25 Eylül 2009 mübareklerin Cuması!

Maviş Kırmızı çakar minibüsün içinde büzülmüş bir memur var ,
O da görüşme yapmakda!
Camı tıklatıyorum , başını kaldırınca telefonunu kapatıp camını aralayarak mennuniyetsiz bir ifade ile cevap veriyor:
-''Nevar ?''
-Bakın Biraz önce şöyle şöyle oldu yardımınıza ihtiyacım var !
-Şu ilerdeki memura git,

-Birkaç adım adım daha attığımda yerde oturmuş arap kızları ile ingilizcesini geliştiren çelik yelekli memura ulaşıyorum , elinde kağıt bardak yanında seyyar çaycı olduğu halde bir kez daha olayı anlatıp yardım istiyorum ,

_'' Arabaya git söyle''
- Ordaki arkadaş beni size yolladı ama !
_ Ben burdan ayrılamam , Heykelden ayrılmamız başka işe bakmamız yasak!

KENDİSİNİ KORUYAMADIĞIMIZDAN
HEYKELİNE NÖBETÇİ KAFA DİKTİRDİĞİMİZ HEY ATAM!
KALK DA BAK BİR!
CAN VERDİĞİN SARAYIN MÜŞTEMİLATINDA AHIR DUVARINI YASA DIŞI YIKIP
KENDİNE ÇALIŞMA OFİSİ YAPANLAR NELERE KADİR ?
ÜSTELİK OVAL DEĞİL DÖRTKÖŞE OLDULAR AMA DÜNYADADIR BİL Kİ AHİR !

Sancım ve şaşkınlığım yerini yavaş yavaş kin ve kızgınlığa bırakmak üzere!
Arabaya geri dönüyorum ve arkadaşdan anonsla yardım istemesini rica ediyorum !

- ANONSA YASAK KARDEŞİM !
- peki ne yapmalıyım?

Hemen arabanın yanında çimlerde oturan iki vatandaş pür dikkat bizi izlemeye başlıyor!
O arada kepli ve göbekli mavi gömleği süslü düğmeli bir memur daha yanaşıyor.

-Ne var kardeşim ?

Sil baştan olup biteni anlatıp kendimi tanıtmaya çalışıyorum

- Tamam , İstiklale gir Ağacamii'nin karşısından sola ,sonra 2, sağa Beyoğlu karakolu orda
git ifade ver burdaki kameralardan üç ay içinde bulurlar !

-Bak kardeşim senin valinin karısınında elbisesi benden çıkar ,
yürüyecek halim olsa dert değil
derdim telefonda değil
sadece içinde bir çok önemli kimliğin fotografları problem , Başta SN SEMRA SEZER olmak üzere sn Başbuğun eşi dahil bir çok korunan ismin şahsi bilgi ve görüntüleri var !
Lütfen bir ekip çağırın !

-VER BAKAYIM KİMLİĞİNİ !
memuruna uzatıp
- ŞUNUN GBT SİNE BAK!
Diyerek nüfus kağıdımı memuruna verip ve arkasını dönüp yürüyüp AKM' doğru ilerliyor amir!

Yerdeki vatnadaşdan minibüsün plakasını henüz kapattırdığım telefon numarasına mesajlamasını rica ediyorum , vatandaş ise hemen hazır zaten !
elbet yeni hat gelir, elbet o plaka bana ulaşır , olma dı mı i o gün o saattde o GBT girdisi zaten belli değilmidir?

Bu durumda , bu Kentin Taksim meydanındaki taksi başına 225 tl haraç alarak kaçak durak çalıştırına bilin bakalım hangi zihniyetdir?

İnceleme sonucu kimliğim bozuk bir surat ifadesi ile bana uzatılıyor:
Baba Adı Sungur Tekin
ana adı Güner
Nüfüs kaydı kadiköy
doğum Ankara 57
pek rastlanamaz bu şehirde artık değil mi ?

-Gidebilrimiyim şimdi ?
- Amire sor
_ Neden siz cevap vermiyorsunuz ?
- Verdim ya kimliğini git demek işte git işine be !

İşte kızları ile silah atınca ejeküle olan zihniyet !
İşte Karılarına avanta elbisenin hayalini kuran hakimiyet!
Helal değil hakkımdaki zilliyet !
İşte size yep yeni bir başka piç Cumhuriyet !

Artık o cep telefonundaki bilgiler sizin korumaya çalıştığınız bir çok insanın şu an kim bilir kimin eline düşmüş güvenlik ihlalini belirler !

BUNDAN BÖYLE BEN O KASIMPATILARINI SENİN LEŞİNİN KATAFALKI NİYETİNE OKUNASI BELANIN GELECEĞİNE SUNMAZ MIYIM?

SORUMLUSU BEN DEĞİLİM !
BİZ DEĞİLİZ!
YETENEKSİZSİNİZ !
BİLİNKİ HEPİNİZE YETERİZ !

Barbaros Şansal

22 Eylül 2009 Salı

DEĞİŞİM: CHANGE EXCHANGE

Hadi değişelim mi?

Mesela, hayatında reklam posterleri dışında hiç bir belediye ihalesine kendi imzasını koymamış arka bahçesi Zarıgül'e ziktidarın mühürünü verelim mi ?
Zaten karakolda ayna varken aynı teraneyi dinlemeye devam hala edelim mi ?

Bir varmış bir yokmuş,
Teşvikiye camii'nin sebilinde malum beleş çokmuş.
Sağ yanağında benleri olduğu için de
nikah şahitliğinin güzide başkanı o zamanlar hep sola otururmuş,

Devrin Kültür'lü bakanının oğlu ile oğlunu ortaklığa oturtmuş.
Sonra orası çok moda dondurmacısı olmuş
Bakanlık koltuğu kıçdan gidincede
Veledi zina pruvadan patronluğa soyunmuş,

Eski mali şube müdüründen vekilde belediyeye sokuşturulmuşmuş!
Artık eski eşi GayFriendly Rixos Libertas Hotelde genç oğlanlara doğrulmuş
Antalyada iki tatil köyü de cukkacık cebe konulmuş
Bunun kursağında şimdi haram mı olurmuş?

Hatırlatırım kolu kanadı kırık bir genç Abide i Hürriyette
Seçim kervanında davul zurna coşmuş
Oysa adam bir zamanlar esmer güzeli türkücü kadının jigolosuymuş
O kadın ağar abiden parayı alır buna masa üstünden buyururmuş

Hadi değişelim, şey deymiş şeyde don mu dururmuş?
Magazzin gecesinde sahne alıp Özal liderim diye buyurulurmuymuş?
Meğerse bit yeniği artık onurmuş
Değişim deneN şey çokdan hayatın dumuruymuş!

Ey kafirlerin gavur evladlarının dölleri
Sanarmısınız ki bu halkın sağ duyusu yokmuş
Birgün gelir patlatırlar ensenizi
Bu palavralara karınlar çokdan doymuş !

ARTIK SİZİN GİBLERE MİLLETİN KARNI TOKMUŞ!

yamak

19 Eylül 2009 Cumartesi

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 08

Dalmışım gece ekranların boyalı kuş kılıklı zaplarında bir yerde bir görüntüye!
İrkilerek kendime geldim birden;

Biraz önce anlamaya çalıştığım, Suudi kralının Türk öğrencileri de hedeflediği bilim ve teknoloji üniversitesine yaptığı 10 milyar dolarlık bağışı bir kenara iterek hemde beynimde !

Merkel Gül vs vs 1400 kişi kutlamaya gitmekde !

Bu durumda acab orda da mı Bülly'nün,
kağıthanedeki çin malı pazarı Euroflora'dan alınmış,
paketi 30 centlik kelebekli elbisesinden mi giyilse?
Malum sermaye köpeği gazeteciler de bu konuya da eğilse :

Derken, ZRT da da bir burnu platinli estetik harikası şöför nebahtale cilveleşmekde !
Hemen ardından, bakkal brandası dişli aşifte,
amuda kalkmış kaşlı,
açıkda birşey görmüş ifadeli bir başka hipermarket güzeli ile söyleşmekde !

Ahlak ile ekmek arasına sıkışmış değil,
bacak arasına takılı kalmış akıllar bu ülkede !

Derken birkaç erişim sitesine dehaca bir manevrayla yasak indirilmekde !
Acaba hangi müştekiler bu arada ceplerine biraz daha haram itelemekde ?

Hadi ;
Biraz da feyzboğk mayspeys hatta tweetli köşelerde gezmece,

Bir şarapcı 600 şişelik kavda, 180 euroluk mönüden seslenmekde,
oralı delik eğilli zenne ise o kankasına da adresler tavsiye etmekde!
Hayat ne güzelmiş sanırlar be !
Geçmiş ve asalet satın laınmaz hatta harcanır hayatın en içinde !
Oysa Prens Rainer Tunan'ın çürük köprüsünden geçmemişti orda bile :)
Asgari ücret ise 600 tle ile döndürmekde bu milleti deliye !
Arı gurubu da çıkmıştı bu sayede nafile,
Bunlarda sanki elde afyonlu nargile bahane !

Kargam baygın , fatihde kürek kürek çokdan kutsal darbe,
bu sanki karabasanla sanalda değil analda mücadele !

Halbu ki bilmezler ;
Patronların otellerinde rakip köşegen yazarcıkların çapkınlıkları çarnaçar fişlenmekde!
Çoğu bilir bilmez canlı yayınlarda ötmekde..
Herkesin önünde ise üflemeli bir pervane,
Tüdanya misaliboyalı saçlarını rüzgarlara savuradursun şahane :)

Ayı balı bol bulunca kıçına sürermiş ,
bazı mecra mahlukları ise lubrakitif olarak kullanıyor .
kiminkini yalayıpda alıştılar altın baş parmağa
artık zırvaları çokdan ahmakça kapkaçcı gibi deliyor ..

Gün olur devran döner,
Ümit Deniz' in oğlunun Çallı portresini bir şişe şaraba
Pürtelaşd'a nasıl sattırıldığına söver
Yer gelir düzen belirir
Kimini süzer kimini üzer .
Ama bir gerçek vardır ki
Bu gün yazıp çalan, gün gelir kışkışla kışlada oynatır gider !

Terzi yamağı 'ndan 09 eylülü
bayram armağanı !

10 Eylül 2009 Perşembe

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 09 (09.09.09)

Fuzuli'den aruz, şimdi Serdar Ortaç bestesi, Sibel Can inlemesi
ve belediye üçlemesi ile lale devrindeki karpuz !
Kabuğu denize tohum oldu gitti, henüz doğmadan elde topuz !
59 dakika önce · Yorum Yap · Beğen / Beğenmekten Vazgeç ·:)

Fuzului Nefi, Baki gibi yazarlar divan edebiyatında aruz veznini kulanmaktaydılar.
ve lale devrine de denk gelen bu süreçde yürü servi_i revanım gidelim sadabade
şiirinin son 4 lüğünü T.C. milli eğitim bakanlığı ders kitaplarına koymaz .
Çünkü yazar aslında cuma vaktinden hocadan izin almakdan bahsetmektedir..
Böylece içlerindeki iblisliği gizlem peşindedir...

Ancak lale devri bitmiş,
İstanbul kenti höt lalesi ile artık çiçek açmıştır...
Ve Gülben Ergen tarafından da tasarlanan polyester lalalerin,
Taksim anıtı yanına konması ile üstelik ...

Üstelik,
Serdar Ortaç yeniden bestelemiş ( balin's fm deki günler ahhhh )
ve Sibel Can bilmem kacıncı kez mazlum mazlum ağalayarak da seslendirmişdir..
Belediyeler ise festival , iftar, sünnet, düğün , dernek çadırlarında bolca şak şaklatttırıp zaten dinletmiştir ..

Bu arada, İran karpuzlarının çekirdeksiz kabukları çoktan marmara sahillerinde sarı yaz tatilindedir ve henüz zar zor ithal edilmiş karpuz tohumu çekirdekleri ise ekilmeden bile denize sürüklenmiştir ..
Bu durumda karpuz belkide zevkden dörtköşedir ve kimbilir hangi nazır ve hazırın daldır oğluna kanunlar ile peşkeş çekilmektedir ..

Demişiz hep fezy alırkan bu boğklardan !
Birde madalyonun öbür yüzüne göz atalım mı ?

Acaba güneşli Ayamama dersi yanındaki araziye Sabah gazetesi çillerin topuk sesleri ile yerleşmemişmidir?
Basın express adını alan yolda Star tv Ümit Güner'in mum söndü meselesi ile leşleşmemişmidir?
Hüriiyet medya towersda Cnn netleşmemişmidir?
Tgrt tezgahtar saolist yapıp nostalji kraliçeleri yetiştirmemişmidir?
Kanal 1 Merkaz stüdyoları peki nerdedir?
Habertürk hemen yıklına köprünün karşısında değilmidir?
Mesut yılmaz'ın kurabiyesi orada salyaya dönüştürülmemişmidir?
Ali Kırca canlı yanında selden etkilenmemişmidir?

Devam mı edelim Tim Başkanı Oğuz Satıcının tekstil ofisi nerdedir?
Acaba Tır parkı olan adresin adı Ulusoy değilmidir?
Aprida Sabri Doğan orada mayo üretmemişmidir?

Ucuz ve sigortasız işçi ilk olarak malum sermaye tarafından oraya yerleştirilmemişdir?

Say say bitmez be dostlar!

Bu aşağılıklar ellerinde Cohiba puro ve Şarap kadehi ,
yok eğer laik değillerse seccade ve inbenin tesbihi ile neredeler dersiniz ?

Bırakalım da sadede gelelim, Bu kayıkçı kavgalarına sır vermeyelim .
Ser serelim önümüze bir kez daha ve diyelim ki :

Topuza gelince !
Elbet halk eline alıverir,. işte o zaman su değil kan sel olur gelir !
Bir koltukda üç karpuz artık yer değil şer verir !

Barbaros Şansal
yani
Terzi yamağı :)

9 Eylül 2009 Çarşamba

..VE DE EGM YAĞMACILARDAN TARİKATÇILARIN MALLARINI KORUYOR ! AMA VODAFONE O ARADA PATLIYOR ! BU ARADA GUZİDE MEDYAMIZ SONKİ ORAYI ONLAR O HALE GETİRMEMİŞ GİBİ CAN CAN LI YAYINLARI İLE SUÇLU İLHAK EDİYOR . İNANAMASAM DA, HALK DİLİNDE ''VALLAHİ'' TAKLİD İ İLAHİ BU !
157 adet, şahsına özel imzalı, 3. sınıf hamur kağıda matbaa mürekkebi hayat daha İTÜ postahanesinden sahiplerine ulaşmak için 09.09.09 da yola çıkmştır :) sele kapılmazsa Orhan Veli gibi çukuruna kurban olmazsa tez elden ulaşacakdır !
ÇARŞAMBA'NI SELİ ALANI İLDEN KOPARDI, ASIL YAĞMACI MEDYA, PLAZASINDA AMA HALK SOKAKDA ÇÖP YAĞMALAMAYA MECBUR KALDI ! TEBRİKLER İBB, TBMM; AKOM, KIZILAY :)) PO ovası SA maması :)) işte İstanbulun AYA MAMA'SI! bkz KArlofça Andlaşması :)) İlberrrr bardak'dan boşalıyoorrrr :)))

7 Eylül 2009 Pazartesi

Hayatı bezayağı dokuyarak atkı ve çözgüyü iyi süzün, her tezgahdan çıkmaz ki kumaş hep ütülü ve hep düzgün!

takke düşmüş kel takkiyesi görünmüş, AB üşütmüş, İMF üşüşmüş, TSK bürümüş, EGM çürümüş, TOKİ almış yürümüş İBB yürütmüş, TBMM oturmuş kah kah gülmüş,

bye bye A.B.; merhaba i.M.F.; hoşçakal reformlar, hoşbulduk açılım , kolay gelsin T.C. ?

ehramlı küçük oğlan çocukları ile lüks otellerin odalarındaki kundekari kapılarda albüm kapağı gibi fotoğraf çektirenler hadım edilmeli mi sizce ?

acaba hangi genel kurmay görevlisinin iki kadınla olan otel odası alemi resimleri kimin elinde ? bkz dikiş makinası gıcırtıları 07 :)

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 07

Eylülün gün batımında, yavaş yavaş semadan yeryüzüne süzülürken, flaplarını açmış kanadın altında, topraklarım hüzünlü bir gülümseme ile bir kez daha kucak açmıştı o gün bana ,
Ayaklarımın altında günlük müstakil siyasi gazeteler yığılmış 3 saatlik uçuşum nihayet sonlanmıştı zaten o arada ..

Yalınkılıç göz attığım paçavra gazetelerimiz yeteri kadar aklımı bulandırmış , kültüre, övgüye ve özveriye doyduğum günler bir kez daha geride kalmıştı..

Dış işleri görevlilerimizden yurdumun durumu hakkında duyduklarım ise epey başımı ağrıtmıştı. Prestijimizin sıfırın altında olduğu maslahat güzarlarımız tarafından açıkca dile getirilmişti bir yemekde PARİS'de .Genel kurmay görevlilerinin iki bayanla seks alemi resimleri ise herkesin elinde gezmekde !

Kimi küçük oğlan çocuğu ile ehramlarda zevk alemine dalarken, diğer köşe kapmış zavallı köpekler ise birbirlerinin yatak odasını çoktan ifşaya başlamıştı bile !
Ahlak ve ekmeği karıştırmış Türk medyası bir kez daha ihanet ve gaflet hatta dalalet içinde vatanımı satmakdaydı . Domuz üretimine teşvik resmi gazetede yayınlanırken, domuz gribi bahane edilerek tüm yolcular fişlenerek yurda alınmakdaydı o gece ...

Günlerdir bir o yana bir bu yana bavullar ile savrulduğum, hem ziyaret hem ticaret gezileri gerideydi artık nasılsa; alacakaranlığın nezninde yavaşça Ata uçağının yanına yanaşmıştık yolcularla.. İleride dev gri gövdeli Bush uçağı da kibirli ve tepedeninmeci haliyle salınmkataydı apronda zannımca ..

Alanın keşmekeşinden sıyrılıp iftar vaktindeki boşlukdan yararlanarak eve ulaşmaya çalışırken, suzuluğumu gidermek için bir yudum su alıyorum yanımdaki şişeden.
Yolcu karşılamaya gelmiş güruhdan bir ses çalıveriyor kulağıma
'' Adiye bakın oruç oruç millet burda o gözümüzün içine baka baka su içiyor ''
Hoş bulduk canım Türkiyem diyerek devam etmekden başka çare bırakılmıyor zaten bana ..

Ertesi sabah güne başlamanın heyecanı sarmışken , tüm çalışanlarımızla yeni bir yıl için bir kez daha bir araya geliyoruz bu günlerde,
Ama aynı günlerde kapımdan, gençler üniversite zamlarını protesdo ederek akıp geçiveriyorlar aniden, Hemen karşı caddeye dizilmiş İ.T.Ü deki dizi çekim,nin kamyonları bile daha kalabalıkken üstelik ! Üstine üstlük, ardından 3 kamyon polis eşliği de cabası ! Polis kameraları fotografçılar bile daha kalablalık koşoşturması da işin çabası :)

Düşülen hal bu iken biraz daha düşün henüz vaktin varken !

Teriz yamağı
Barbaros Şansal

29 Ağustos 2009 Cumartesi

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 06

Sabah 08 20 tk ile yarılıyorum ülkemden !
Birkaç ülke geçeceğim tez elden,
30 Ağustos zafer,
31 Ağustos açılımla beter
01 Eylül Diyarbakıra neler eder görmeden !

06 Eylül Musevi cemaati komşuluk gününde dönüyorum,
07 Eylül senei-devriyesinde dövünmek istemiyorum
Lütfen biraz sukunet yoksa durum vehamet
Buyrun Aziz Nesin neslinden size hitabet !


Cumartesi, 29 Ağustos 2009 17:34 Ahmet NESİN
SEN RÜYA GÖRMESEN VE KONUŞMASAN LİVANELİ…



Bizde “Adam olmak” derler ya, ben yine de “İnsan olmak” diye değiştireyim, evet Zülfü Livaneli sadece Türkiye’de değil dünyada da “İnsan olmak” kolay değildir. En azından bir besteni, bir öykünü satıp karşılığında aldığın parayla satın alamazsın o insanlığı… Demokrat olmakla, görünmek ve demokratlığını satışa çıkarmak arasında çok ince bir çizgi vardır, onun ayrımına varmak çok kolay değildir, aynen o ince çizgi kadar da ince bir zeka gerektirir… Bir televizyon programında hakaretler yağdırmışsın. Bestelerin de, sen de halka mal olmuşsun ya, her istediğini söyleyebilirsin sanıyorsun, halkla haltı karıştırıp halt etmişsin sen, halka mal olmuş musun bilemem, ama iyi mal olmuşsun. Söylediklerin aşağıda:

Zülfü Livaneli: Bu tartışmaların hepsini izlemiyorum. Çünkü, çok affedersiniz ama bana "çok aptalca ve soysuzca" geliyor. Kusura bakmayın ama bunlar deli saçması! Bunlarla uğraşacağım ben.

Rana Erik: Bunları okumuş olmalısınız!

Z.L: Bakın hanımefendi, ben onları okumuyorum. Kim yazmışsa halt etmiş. Kimin yazdığını bilmiyorum ama aşağılığın biriymiş. Türkiye'de her deli, her kompleksli sitede kalkıp birşey yazdı diye, ben yaşayamam o zaman.

R.E: Leman dergisinden...

Z.L: Ne bileyim ben aşağılıkça bişey! Nedir bu ne biçim şey böyle. Özgürlüğü neden satmışım! İt oğlu it, sende yaz sen de sat.

R.E: Ancak bakın medya sitelerinde var bu!
Z.L: Medya sitesi dediğiniz, gazetelere giremeyen iş bulamayan ya da bulan yarım yamalak kompleksli kişilerin sinirlerini boşalttıkları yer. Aklıma babamla bir anım geldi, 12 Eylül sonrası, en demokrat Turgut Özal’ın Kastelli numaralarıyla halkın parasını höpürdettiği dönemler. Aynı senin gibi Kastelli reklamlarına çıkan sanatçılar var… Para bu kolay kazanılmıyor, halka mal olmuşlar ya bir kere… Aziz Nesin’e de bir telefon gelir o dönemde, olayı anlatayım da belki bir ders çıkartırsın…
Reklam şirketi: Aziz Bey merhaba…

Aziz Nesin: Merhaba…

Reklam Şirketi: Aziz Bey biz İş Bankası’nın reklamını yapıyoruz…

Aziz Nesin: İyi ediyorsunuz da, bundan bana ne!..

Reklam şirketi: Aziz Bey sizi İş Bankası reklamına çıkarmak istemiştik…

Aziz Nesin: İyi güzel de buna paranız yetmez…

Reklam Şirketi: Aziz Bey kaç para isteyeceğiniz önemli değil, bütçeyi çok geniş tuttuk…
Aziz Nesin: Bana ancak bankayı verirlerse çıkarım, yoksa benim olmayan bişeyin reklamını yaptırarak beni satın alamazsınız…
Bu öneriyi geri çevirdiği dönemde Aziz Nesin’in biran önce Nesin Vakf’ına çocuk almak için paraya en sıkışık olduğu dönemdir. Nerdeyse 28 yıl olmuş Livaneli ve Nesin Vakfı hâlâ onurlu bir şekilde devam ediyor. İnsan olmak böyle bişeydir işte, halka mal olmak da böyledir, zordur, irade ister, ince bir zeka ister…

Medya siteleri öyle sandığın gibi yerler de değildir Livaneli, hele hele Leman Dergisi hiç değildir. Orada adam gibi adamlar, yani insan olmayı becerebilmiş insanlar çalışırlar… Hepsi de becerikli kişilerdir. Bak aklıma bir fıkra geldi…

Türkiye’de meşhur olmak kolay ya, yine o şarkıcılardan biri 20 yıl sonra doğup büyüdüğü kasabaya gitmiş. Yaz mevsimi, Aile Çay Bahçesinde bir düğün var. Bilirsin o kasabaların birer orkestraları vardı eskiden. Müzisyenlerden biri şarkıcı kadını tanıyıp sahneye davet etmiş:

Müzisyen: Hanfendi şeref verdiniz, sizle çalmak bir onurdur.

Şarkıcımsı: Aman ne demek, hadi beraber bir parça söyleyelim…

Müzisyen: Çok seviniriz, parçayı hangi tondan çalalım?

Şarkıcımsı: Valli Istanbul’da bana detone diyorlar, ama siz hangisinden çalarsanız ben size ayak uydururum…

Sen bestelerine ve şarkılarına devam et Livaneli, ama bu halk her tondan çalanı kabul etmiyor artık. Hele ilk çıktığından beri her anlamda detone olanları hiç mi hiç kabul etmiyor… Hatta bence artık rüya da görme, Vatan Gazetesi’nde bugün rüyanı yazmışsın: “Son günlerde memleketimle ilgili bir rüyaya kaptırdım kendimi. Rüyamdaki Türkiye, içindeki Kürt kökenli yurttaşlarına sahip çıkarak, yıllardır kanayan yarayı sağaltıyor. PKK’yı etkisiz hale getirerek dağıtıyor. Amerikalıların boşalttığı Kuzey Irak’ı himayesine alıyor, o bölgeye bir nevi ağabeylik yapıyor. Bu iyi ilişkilerin sonucu olarak da Musul petrollerinden pay alıyor. Kuzey Irak’ın yeniden imar edilmesine katkıda bulunuyor. Türk üniversiteleri açılıyor, Türk bankaları, Türk şirketleri çalışıyor oralarda. Ne terör kalıyor, ne acı, ne gözyaşı döken analar, ne bölünme tehlikesi. Modern, demokrat, güçlü Türkiye Cumhuriyeti her yurttaşına şefkatle yaklaşarak zenginleşiyor, dünya liginde tepelere oynamaya başlıyor.”
Vay be Livaneli, sen ne kadar demokratmışsın da bizim yada benim haberim yokmuş bugüne kadar. Bana bu tümceyi açıklar mısın acaba: “Amerikalıların boşalttığı Kuzey Irak’ı himayesine alıyor, o bölgeye bir nevi ağabeylik yapıyor.” Sen yoksa Hasan Cemal gibi Osmanlı paşalarından birinin torunu musun, ruhunda ve beyninde emperyalist düşünceler mi var? Eksik kalmış rüyan, “Zülfü Livaneli Musul’a eyalet valisi olarak atanıyor, bestelerini petrol kuyularının gölgesinde yapıyor. Aynı zamanda kurulan Türk Üniversitesi’nin de hem dekanı, hem hocası, hem de rektörü. İnternette sitesi olan zavallı ve itoğluitlere kırbaç cezası veriyor. Anlayacağınız Zülfü Livaneli bu aralar çok iyi bişeyler yiyor…”

27 Ağustos 2009 Perşembe

DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 05

Bazen, namus gazı misali, gazoz şişesinde sunulmaya çalışılan hayatları
gıpta ile değil gıdaymış gibi algılamak da var düş kurmanın sınırsız özgürlüğünde;

İşte o günlerden birindeyim ben yine ...

Hisar pavyonun rutubetli helalarına sıkışmış yazar çizer rimellerini akıtmasın maskara gözyaşları olarak duyacaklarınız..

Şişirilmiş dudaklara sürünmüş domuzyağı aşklar ile değilki zaten şevhet.
70'lerdeydi donsuz tiyatrocular, adı ''Parçala Behçet'' !

Konsomatristlerin bağnaz kafalara sunduğu tepsi de organlar değil ki rüyalarımız,
Apış arası ekmek parası olmuş artık şişko milli komedia'mız.

Düş yakamdan bit misali bre kahpe felek..
Varoşlara sapmadan belden aşağı vurmadan
Bu kez yamak belki Duşanbe'den de ses verecek, es geçecek !!!

Biliyorum ki pek karmaşık girdim lafa,
Ardından ne geleceği şu an inanin ki muamma.
İçimden geldiği gibi klavyeden aksa her vuruş bilgisayar ekranıma,
birazdan kırışıksız duygular çarşaf çarşaf size de ulaşacak nasılsa !

Tamam kendimize gelelim ,
Bir meşk ile şevklenip biraz mestlik dilenelim ,
fa-i la tun, fe-i lun,
Yürü serv-i revanım Cuma'dan izin alıp sazendeler ile hep birlikde Sadabad'e gidelim..

Saçma olsun varsın hayat .
Nasıl olsa herkes de, her seferde aşklar olacakdır küflü bayat.
Her tazeden gün gelir geçer deli gönül,
Sonra, otu boka banar porselen tabaklarda bize heyhat !

Aç gönlüne bir ışıklık derzli delik,
Koy yanına birkaç etmez şahsiyet iki zalim ki metelik
Her keseye mamaulden dola bakalım efelik
Vur tokmağı aklına, titret kıvrımlarını, dimandadır tutuksuz serserilik ...

Ne söğüdün optik görüntüsüdür saplanmış huzur kapıda kilitli denklik ,
Yorganın, bohçan olsada yamalı kırkpareden depdelik
Umuduna yeşersin jakobenist nobran beylik
Sen gül be dost. Gülüm ol diken bende epeydir sivrilmiş bak mertlik !

Durma çağla, çaydan geçen dere ol,
Sana mı yok kahrmanlık öyküsü bol.
Mazlumlarda gezmesin sefalet kol,
İşte gerçek sen isen, sen sende kal ki senden ol !

Dursa parmaklarım kilit olup her tuşda,
Sözler sürüklense de çerçevesiz düşlerimin ardında,
Hafızam beni artık horuldamaya zorlasa da
Sen de gel, el ver, bendeki benden beni al da benim ol !

Terzi yamağı bir ağustos sonu iş sonrası meşk öncesi 2009 İstanbul

Top'lu iğne 32

Sanki varmış, aslında yokmuş,

Meslek 1
Doktoru ol ki namahremine giresin.

Hafta geçmiyorki tarihi geçmiş ilaç çetesi
ya da eczahanelerde şırınga afişleri!

Bazı doktorlarımızın masasında ise dünyanın heryerine
beş yıldızlı otel dahil açık uçak bileti.

Beşlik ambalaj yerine kırklık yapar ve parayı devletten kapar birileri.
Kimbilir nerelere gömülür bu arada atık varilleri?
Her yerdedir artık belkide onların paravan alışveriş merkezleri…


Meslek 2
Avukatı ol ki suçunu bilesin.

Gün geçmiyorki dokunulmazlık almış gündemi.
Ya da gazetelerde mecliste yenen bıldırcın sesleri.

Bazıların gözünde sırıtırken taşlı altın güneş gözlükleri
Ellerindedir artık işi bozan kanun hükmünde kararnameleri.

Onlar, cumayı tatil yapmaya çalışanlar,
Cumartesi sabata, pazar ise haça taparlar.
Almış çoktan gemi azıya inançlarının vahşi dişleri..
Konuşur dururlar tek dişi kalmış emperyalizmin medeniyetini..

Meslek 3
Bakkalı ol ki aç bırakasın

Hafta bitmiyorki durulsun yanıltıcı reklamların reytingleri
Nasıl olsa renginde, tadında ve kokusunda artık satış ilkeleri.

Geleceğini sanma sakın, kilitli tohumların kotalı ekinleri
Ve gerçektir arka bahçende bile yasaklanan tavuk kümesleri..

Yerine detarjan, botolinium ve kurşun vermekteler.
Sizi 9.99 larla sömürüp resesif ve statik ekonomiye itmekte birlieri
İsterseniz yiyin ve çıkarın, unutmayın parasını faizi ile tahsil edeceklerini.



Meslek 4
Hocası ol ki eğitesin

Bülenti ve Hülyası olmuş coğrafyamın ekranlarının öğretmenleri
Nasıl da sunulur soğan medya gurubun tencerede 4 terbiyesi.

Diyanetin yazarı bir yandan dizelerken alevi hikayesi,
Kitabında haramı artık arak okumakta iktidarsızın himayesi.

Yayın evi bile yazarını soyar, kadınlar kaş göz boyar iken,
Tokat gibi iner haberalma hakkına artık konyanın tuzu değil şekeri,
Doğrar durur Ankara’daki üniversite içi fabrika testeresi keresteleri.



Meslek 5
Terzisi ol ki çıplak bırakasın

Çoraba eşarba göz atınca göreceksin gerçeği,
Polyesterin sokuşturulmuş geçici zaferi ve kdv nin yüzde sekizi.

Büyükanıt'ın değil Büyük Anıt'ın takkesinden de gizli,
Plastik çiçekten imal Bush'a bakanların sadakat çelenkleri.

Hayvancılık bitince Avustralya'da yazılmakta yünlü bayrağımın kaderi,
Gözlerim kan yüreğim can ağlamakta geceleri.
Aydınlatır Cumhuriyet bayramında sarı kırmızı yeşil havai fişekleri…

O yüzden terzilerde çizilirmiş ülkelerin kaderleri.
Sebebidir ki, Güçlü kadınların zayıf kocalarının kalın enseleri
anlatılır provada artık gizli reçeteli erdemsizlik ilkeleri…
Var mı diyeceğiniz. Giydirmeyeceğim başkasına diktirtenleri.
Dike dike göreceğiz yakında nasılsa aydınlık ve tam bağımsız günler...

teşekkürlerimle
10 kasım 2007
terzi yamağı

bitti !

Top'lu iğne 31

Bir varmış, bir yokmuş.
Dağ fare doğurmuş.

Şu yüce allahın işine bakın hele!
Ne analar var ki, pipisi özürlü aslanlar doğurmuş nice makamlara..
Boşvermeyin siz bu lafa.
Sorun iavunmaya ya da Bush'ha bakana!
Nasıl olsa onlar hep sığınır kendi tabirleri ile defans'a.
Ama gerçek belgeler hala T.S.K 'da!….
Bu iş benzemeyecek Sevim Tanürek vakasına?…
Biri check eder de apışırsınız sonunda..

Constantinapolis, Hierapolis, Metropolis ya da Annapolis.

Günümüzde tüm senaryolar ya Vatikan'da ya Washington'da
ya da vaadedilmiş topraklardaki Havra 'larda yazılıyor.
Chavez, Sarkouzy ile buluşmasının sonucunda, dünyaya Dracula'yı anlatırken biz hala homoseksüel belediye başkanını tartışıyoruz.

O arada ben 11 000 metrede, Alp'ler yolundayım.
Günü birlik çıkışlarda yurtdışına çıkış harcının artık muhaf olmadığının yeni farkındayım. Zorunlu ve bazıları sorunlu yolcu profilini isterseniz hiç anlatmayayım (?)

İndiğiniz ülkede, havalimanının hemen altından, adeta metro konforunda tüm ülkeye bağlanabiliyorsanız, ve üstelik bu saniye şaşmayan yüksek teknoloji ve servis içeren trenler ile oluyorsa hemen sorgulamaya başlıyorsunuz.
Sn. Osman Durmuş beyefendinin uslubuna ulaşmanız pek de zor olmuyor. Nerem doğru ki?

Daha uçağın kapısında didik didik Türk pasaportunuz aranırken, neden çoğu aynı hat yolcusunun, ya yeşil pasaportlu ya da altın tesbihli olduğunu hemen anlıyorsunuz.
Ve gözünüzün önüne birden, Atanın mezarından, bir reklam filminde pervasızca, karasaban sermayenin, dış mihrakların rüşvetiyle doldurduğu bankasını nasıl sattığı da geliveriyor.
Satmışım çiftçinin anasını türküsü de dilimde, gümrüksüz kapıya doğru adımlarımı hızlandırıyorum.

Bizdeki kahvehanelerin aksine o kafayla sıradan bir istasyon kahvesinde soluklanıyorum. Nasıl olsa bizde, Cafer' in Café’sine inat, belediye başkanının taktığı cam levha ile bez getiriliveriyor. Ama ne bez: Hep dediğim gibi. 110 x 110 tesettürden 20 santim arabezi cırılınca alevi eşarbı gündeme getiriliyor. Hem de 90 x 90 ölçüsüyle… Oysa Türkiye Cumhuriyeti 110 voltdan 220 ye çoktan geçmiş bulunuyor. O da zaten yatak çarşafının ebatını oluşturuyor.
Yardım ve yataklık edenlere duyurulur!..
Oysa o Sultan'ların demir gibi can'ları şimdi Cindersi'nden kan sağlıyor.
Ve de o bölgede, fuhuşun sonu can can da sonlanıyor…

Sn. Güler Kömürcü’nün kan meselesi de bir yana, kana kana içiliyor zaten bu bölge.
Ben hızla kahvemi bitirip 10:22 Saint Gallen trenine atlıyorum.
Bir kez daha paranın şuursuz sınırında malum Farmakolojinin yurdum skandallarını hatırlıyorum. Ve yüzde atmışı satılmış ilaç sermayemin akraba hikayesi ıslatıyor gözlerimi. Yerine Kamyon ile alışveriş merkezleri yükseliyor. Gençlerim tezgahtarlığa ya da güvenlik görevlisi olmaya mahkum ediliyor.. Meğerse, o arada 100 bıldırcın darı ambarından değil, milletvekilinden 4 YTL ye alınıp meclis lokantasına 7 YTL ye satılımıyormıyormuymuş ki!

Yemeğe devam edin bakalım meclislere aslanlar doğuran anaların evlatları!
Tavandaki çiğköfteyi gourmet özentinizle boyayamazsınız.
Nasıl olsa türkücünüzde varen artık, şimdi de renkli neon ışıkları asmalısınız.
Aynı köprüye astıklarınız led!ler gibi…
Ama sırada kızınız ve iç oğlanınız varsa acaba hangisi?

kasıma doğru 2007

Top'lu iğne 30

Danıştay kalem atarsa, o zaman ben de bu kalemi kırarım!

Evet. Ankara’nın kalbinden kaleme almaya çalıştığım gazeteprotta ki son yazımda birlikteydik o defa. Belki de son kez birlikteydik bu heyhat yaşamda!
Zaten tehdit, hakaret ve dedikodu har vurup harman savurmakta….
Belki de biz kaç kişiyiz ortamında?

Yazmış ve aşağıdaki yazıyı kaleme almıştım bir süreliğine (zorunlu olarak) ara verdiğim gazeteport yazılarıma.
Şimdi yeniden başlama zamanı; izin verildiği müddetçe elbet.
İnandıklarımın ihanetleri beni artık hiç üzmeyecek.
Aksine kamçılamaya devam edecek……

Bir baksanıza, polyester çöplüğüne dönüştürülmüş tekstil sanayiimizde üretilmiş bayrak patlaması, sonunda milleti şaşırtıp illet etmiş ve dökmüş sanki sokağa.
Yine malum sermayenin iplik tüccarları bundan ciddi kazançlar sağlamakta nasılsa işin sonuda. Kütük, yani Kütahya ve Trabzon üzümleri kurumu ise bu durumda uyumadan tüm jakobenist baskılardan da feyz alıp bu mazlum ulusu damıtılmış rakıyla uyutmakta pek geç kalmamakta.

Diğer bir yandan ise ne komikdir ki, minibüslerde ihtiyacım var yerine artık gümbür gümbür mehter marşı çalınmakta. Çünkü malum sermaye hala faiz pazarlamakda biraz daha ustalaşmakta. Tüketici Pir Sultan Abdal’dan daha aptal ya nasıl olsa? Ama tam bu oluşumların kaotik karmaşasında siz sanmayın ki Türk Ordusu şu an Kuzey Irak’ta. Zamanlama sağlamdı ya! O yüzden, Esad gelip Hiçtinye de dükkan bile açınca; bence çoktan (Suriye’de) güneyden kuzeye it (italya devletinin trafik sembolu) izi sürür bizimkiler belki de gizli bir manevrayla.

Tarih 23 Ekim 2007.
Saat 19:30 sularında alacakaranlık henüz bozkıra damgasını sunuyor.
Bilkent önünde 5000 kişi adeta kahrolsun yasadışı örgütler yaşasın faşizim diye çığlık çığlığa soluyor. Arada cılız olsa da, sokaklarda "ya ya ya, şa şa şa Fenerbahçe" tezahüratları bile solgun kalmış ve boyun büküyor.

Yer: Ankara Palas, yani Devlet Konuk Evi.
Diğer bir tarifle eski meclisin karşısındaki, yani Ulus semtindeki tarihi bina.
Balkondan salona akan seçkin konuklar, yeşil salondaki 2023’e Hikayeler'den kurduğumuz enstelasyon sergimizden başlayarak yerlerini yavaş yavaş alıyorlar. Bahçe aydınlatmasının mor ve yeşil ışıkları sanki gökkuşağının altından geçiyormuşsunuz duygusunu aşılıyor.

Salonda İsmet Paşa’nın zarif kızı Özden Toker’den Hürriyet’in eski patroniçesi Sn. Belma Simavi'ye hatta yeni patroniçesi Sn. Sema Doğan’dan Sn. Emin Çölaşan’a bir arada dostane bir eda ile konsensus aranıyor.
Başka kimler yok ki bu arada orada.
Rahmetli Vehbi Koç beyefendinin kızı Semahat Arsel’den, Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısına, Loğolu'ndan Halefoğlu'na, Sn. Hikmet Sami Türk’ten Sn. Uluğbay’a kimi ararsan ara kutsal mabed misali Anaçev ve İnönü Vakıfları için hepimiz saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile gözyaşlarımıza o gece bir türlü gem vuramamakta.
Halbu olunca da ihale kalır elbet benim gibi bir yamağa böyle bir ortam oluşturuluyorsa.

İhaleler sessiz halolurmuş bu siyasal yapıda.
Onların yalancısı olmaktan bıktım.
Doğru buysa susuyorum sonunda.
Ama sanmayın ki sonsuza dek bu defa.
Konuşacağım elbet haklarım çalınmaktaysa.


Bir zamanlar mekanın Gece kulubündeki ünlü İtalyan diva Mina’nın canlı söylediği şarkılarının replikleri artık solmaya başlasa da, sebebidir ki kalorifer yakacak yakıt imkansızlıklar yüzünden kolay bulunamamakta. Osman Çetintaş’ın gayreti olmasa, belki de enkaz altında kalacağız tarihi mekanda.. Ama herkesin duyguları sımsıcak ve de ortamı ısıtarak geleceğe mesaj dolu göndermeler aktarmakta. Mehpare Çelik hanımefendinin sunduğu gecede, Durul Gence ve Ayten Alpman, Ayla Büyükataman, Metin Serezli ve Gökhan Sezen ise Ata'mızın sevdiği şarkılardan şiir ve anılardan oluşan ağırlaştırılımış bir program sunmakta.
Dans da yok eğlence de ama gönüllerde bir huşu var ki çok zor anlatılmakta.
Hatta, Şehitlerin merhum bedeni soğumadan 15 inde onbeşbin genç, laik, demokrat ve çağdaş genç yetiştirmek için Anaçev ve İnönü vakıflarından yardımlar yağmakta…
İşte o anda gelişen olaylardan halk ve dava dostlarım hariç sermaye köpekleri olan bitenden bihaber ve susmakta. O yüzden "susma, susdukça sıra sana gelecek" var şimdi aklımda. Demiş ve şunları sıralamışım.
Bakın neler olmuş o arada:

İster, Maçka'daki yeni dükkanımızda.
(Faaliyete geçmiş)
İster, 14 kasım 2007 Swiss Otel balo salonunda.
2023 e hikayeler xvıı – uyanma zamanı-
(Doğan gurubunun salondaki yoğun ilgisi gerçekleşmiştir.
Ama yansıtmaları mümkün değildir.)
Hatta Mart ayında Prova Odası adlı tiyatro oyunumda.
Belki de Nisanda ikinci kitabımda.
Bu Ocak ayında ise,
Her hafta ekranda hemde bir haber kanalında
Çengelli iğne.
(top’lu iğnem batmış çıkmıştı. Bu kez taktım mı kilitleyeceğim.)

Laf bu kimbilir nereye gider?
Ağız bu, isterse adamı torba gibi büzer.
O yüzden dediğim gibi
Sözü süzmenin manası yok.
Süzünce özünde rafine edilemiyor.
Nedense sızınca daha da lezzetli..

Ve de 2007 ekimi
bkz EMİN ÇÖLAŞAN
HER KUŞUN ETİ YENMEZ
SAYFA 109

BÜYÜK PATRON DEĞİLİZ . AMA KOVULMAYIZ KOVMA LÜKSÜMÜZ VARDIR !

Top'lu İğne 29 (MERDE!)

Hülasa ül ala neyin arapçası?

Elbetteki defekatif atıkların insanoğlu tarafından yenmesinin.
Bu coğrafya, bu kafa ile gittikçe de, meraklı burunu o defekatif dışkıdan pek çıkamayacak gibi görünüyor.

Ne alaka demeyin sakın.
Şöyle derin bir nefes çekin ciğerlerinize ve köpeklerde beş milyon ama insanda ikiyüzbin olan koku sinirleri ile sentezleyin bakalım atmosferi.
Çengelliiğne'nin provaları bu yazılar.

Kimi zaman bir gazete haberi, kimi zamanda bir internet sitesi.
Yaz bakalım hayali Küçük Ali.

Gün geçmiyor ki kafayı meclis berberine takmayayım.
İmajmaker'ları her kimse oda iyi hülasa yemiş hani.
Mustafa Keser misali üzüm kırmızısı saçlı, keli açık vekillerin ekranlarda boy göstermesi bir yana, DTP li vekillerin Cartier gözlükleri ile ahkam kesmesi diğer yana.
Acaba bu görünümleri ile halkın, iktidarın yarattığı hipermetrop (yakını iyi görememe) sorununa çözüm mü bulduklarını sanıyorlar?

Seçim öncesi de meclisden (tanıtımlar daire başkanlığından) aranmış ve T.B.M.M. kostümlerini tasarlamamız istenmişti. Terzi ve yamağından bile prim yapmaya kalkışan bu zihniyet konuyu medyaya sızdırmakta da hiç gecikmemişti. Cevabını benden aldılar elbet;
Siz meclisin çaycısını, müstahdemini giydirmeyi boşverin.
Bu yurdun bütçeleri, onları en büyük terzilerden giydirmeye müsait değil.
Önce maaşlarını düzeltin. Sendika haklarını geri verin.
Onlar nereden ne giyeceklerini sizden daha iyi bilirler zaten.

"Bir başka açıdan meclis" projesinden hatırlarım İsmet İnönü paşanın çalışma masasına yerleşmiş ama o mobilyayı İnegöl işi ciladan geçirmiş adamın kılığını. Ramazan sabahı prens de galle ceket, lacivert çorap, kahverengi ayakkabı…..

Derken dün bir de gazete haberi.
"Tayyör bayan vekillere dar geldi."
Gelir ya!
Yemiş yemiş defikasyon edememişlere hep dar gelir o tayyör.
Adalardan yakında bana da bir yar gelir bu durumda elbet hanımlar beyler.
Siz boyalı saçlarınızla diş dolgusu üzerine eğrileri tartışıp doğruları gizlemekte uzmansınız ya nasıl olsa…

Örnek farklılığı yaratalım bakalım da, konu dağılsın biraz.
Kitap Fuarındaydık.
Binlerce talebe salonları doldurmuş Belediyenin onlar için özel sektöre ödediği para da kasaları doldurmuştu.
Karşı pavyonda Sn. Vural Savaş, bu tarafta ben kitaplarımızın başında oturuyorduk.
Füsun Önal ile de kıkırdaşmayı hiç ihmal etmiyorduk.
Çoluk çocuk bizi nereden tanıyacak ki?
Onlar ancak Bülent abilerini, Seda ya da Hülya ablalarını bilirdi.
Dini yayıncıların hegemonyası ise oldukça belirgindi.
Kitap ve tasarım adına ise herşey sessiz ve boyunu eğikti.
Ntv yaklaşıp nasılsa benden roportaj talep etti. Neden olmasın dedim.
TGRT haberin canlı yayınından nasılsa şimdi inmiş,
Erdal İnönüye allahtan rahmet dilemiştim.
İlk aptal soru gecikmedi.
Sizin kitabınızı basacak yayın evi nasıl buldunuz?.
Cevabını vereyim Siz 385 milyon euroluk Plovdiv - Svelingrad demiryolu ihalesine bulaşmanın yolunu nasıl buldunuz ki?
Peki ya İSTON ne hülasa yer orada.
Kaldırım bile yokken burada?

-Ama bunu yayınlayamayız ki! :)

Sonra pahalı müteahidlerin ödül töreni gecikmedi nasıl olsa.
Ama nedense hep yurt dışı..
Demedim ki kayıt dışı!
İş kendinize gelince çatır çatır yayınlarsınız ama.
Hatır hatır kaşınmanız durmalı artık yayıncılıkta…
Vatandaş da çamurdan, bebesinin okul önlüğünü arayadurursa,
sonunda üniformayıda yeniden bulur nasıl olsa…


Artık o üniformaya da çamur bulaırsa seyleyle gümbürtüyü yamak hepsine diker nasıl olsa !

ekim sonu 2007 ne değişmiş ki ?

Top'lu iğne 28 Gel beri !

Aç bana 600 şişe şampanya?

Aşağı mahallesinden bir türlü kurtulamadığımız malum hilkat garibesi yine ne dolaplar çeviriyor?
Sn Seyfi Dursunoğlunu masa örtüsü giymeye zorlayan zihniyet bu kez kimden intikam alıyor?

Uyanma zamanı dediğimiz defileden çıkalı henüz iki gün olmuş.
Malum sermayenin köpekleri şahsıma saldırmaktan yılmış yuvasında çörekleniyor.
Onlara göre bizler yokuz.
Ama bazıları Kızılhaç yönetim kuruluna dek her yerde varlar ya?
Oturma odasındaki televizyon nasılsa açık.
Hava ise henüz kararıyor.
Perez tablete sulanmış, sakal ı şerif hatırlatılıyor.
İsrail de ise o ara bir böbrek nakli daha gerçekleşmiş…Menşeyi belirsiz…..
Ben ise, yemek masasının başında ucuz hamsiye doyma mücadelesi vermekteyim.
Birden bire pantalon balığı misali bir haber saklandığı yerden fırlamış ve ekrana yapışmış midemi bulandırıyor.
Şaşırmayın anahaber bu.
Aslına bakarsanız en baba haber de bence.

21 Şubat 2006 da başlatılan süreç Pentagon haritalarında pazarlanıyordu ki, Sn Erdoğan, Türk kurultayında Ermenistana nasıl ders vermiş onu konuşuyorlardı,
-Tanrım bir cephe daha mı? - demeden birkaç doz birden gözbebeklerimize yılanın tükürüğü misali acımasızca yeniden fırlatılıyordu.

Müjde barıştılar. Malum şahısın yanında heyhula bir klima olduğu halde, pavyon misali, önceden açılmış, aliminyum kağıtla bekareti tamir edilmiş şişeler diziliveriyordu masaya. Alına konulan kutsal öpücük, günlerdir süregelen karı koca hayatı tartışmasına da noktayı koyuveriyordu.
Kadın kılığında ekran yasaktı nasıl olsa Sn Seyfi Dursunoğluna.
Ama aşağı mahalleleri, zaten mahalleden gelen zihniyetleri pek umursanmıyordu.
Kadın olacakken hadım olanlar da ortada at oynatıyordu.
Hemde hediye edilmiş tahta atlarını.

Halbuki 1978 yılında sokakdan okul dönüşü alınmıştım bir T.C. resmi minibüsüne.
Sorgu sual olmadan saçım traşlanmıştı o gece Beyoğlunda bir nezarette.
Gurur kırıklığımı henüz farkedemeden, bir çoğu ile Haydarpaşadan trene konmuş ve Eskişehire sürülmüştük kamu oyundan gizlice.
Yönelimlerimizi sırf özgürce kullanıyorduk diye..
Eşcinsellik anayasımzda hak ve özgürlükler kapsamında koruma altına alınmıştır.
Suç teşkil etmez.
O zaman cezalandırılamaz da!
Ama heyhat.
Kimine kavun, kimine kelek ama karpuzcu arabasından yönetilir bu memleket!

Şimdi, 1980 ihtilalilin kavonozdaki belgesi ne çabuk unutulmuş demeden alamıyorum kendimi.
Sonraki canlı, kanlı ama can can lı yayında ilk soru da bunun üzerine gelişiyordu yayın başlarken.
Kaç şişe efendim reji merak ediyor.
Ee, anahaber gayrı meşru baba olursa bu durumda hopstar kakaturka olunmaktan da kaçamıyordu hani benim gözümde.

Derken tiyatronun dilber dudağı örgülere tutsak oluşunu izliyoruzduk diğer yanda ibretle.
Keşifler ve icatlar ansiklopedisinden fırlamışcasına her tür yeni buluş ekranı dolduruveriyordu.
Soğan kesme makinası önden, fabrikasının açılışı ise arkadan geliyordu…
Biraz daha afyonlanıp biraz daha zehirleniyor bu toplum.
Her tencereye 4 soğan reklam arasında ise patlamış mısır deniyordu…

Kahrediyorum ama yılmıyorum.
Karnım doymuş işimin başına dönüyorum.
Riyad müşterisinin elbisesinin eteklerindeki devekuşu tüylerini, hatim indirircesine bu durumun müsübetlerinin üzerine beddua ederek yan yana dizmeye sabaha dek devam ediyorum.

Biliniz ki hanımlar beyler şimdi uyanma zamanıdır.
Uyutulan bebelerinizin yeni tüp bebek merkezlerinde imar izinsiz yaratıldığına şahit olmaktayız.
Kotalarla kapatılımış pirinciniz ve buğdayınız artık kilitli ithal tohumlara mahkum.
Öyleki darı ambarlarında pastörize süt bile yaratmaktayız…
İşte Milli Piyango, işte Soros ve işte canım Türkiyem.
Doğrayalım hadi soğanı.
Aç karnına bir baş soğanı artık gediğe koyma zamanı.



Silah bırakalım, siyasi çözüm bulalımların çoktan hazır klişe cümleler olduğunu anlamayacak kadar bıçkın mahalle kabadayısı olmasak da, leb demeden leblebiyi anlayacak cüretimden mi yoksa efemineliğimden mi korkarlar acep? Benim plastik çiçeklerim yok bahçevanlarımı mı anlatsam tek tek;
Korkunun ecele faydası yoksa, ya onlar beni ya da ben onları yenerim.
Çünkü, bir ben vardır bende benden içeri yi de iyi bilirim.

Ey, Cumhuriyeti Avustralyanın havai fişeğine boyayanlar.

O gece, Boğazda havaya atılanların neden çoğunlukla sarı kırmızı ve yeşil olduğunu bilmezmiyim zannettiniz.?

Geçen yıl 28 Ekimde yaptığınız ışık gösterisinin, ezan vakti köprüye cami inşa ettiğini de mi görmedim dersiniz?

Dokonulmazlığı bir gün dokunaklı yaptıklarında ise aşağıdakileri de dinlemeyeceksiniz:

Hey gidi vale servisinden muktedir yatağına yürüyen jigololar.

Hey gidi bakılık medya.
Hey gidi Atatürküm.
Seni gidi Amerika,
Beri beri del bakalım musa doları washington kokulu mürekkebim

ekim 2007 sanki bu gün ne değişti ?

Top'lu iğne 27

ÇADIR DÜĞÜNÜ

Yıldız tarihi;
hicri 33 65 744, praline bayramı
ve iniş yörüngesi ise Jedi’nin de Cudi’nin de çadırları değil!

Bir yanda, size bahsettiğim Çeçen baskını mağdurunun karısı Ayışığı hanım sınır ötesi harekatı konuşmakta; diğer yanda ise, seferi kolonilerle Hiçtinye parkından sıkılarak çıktığı keşif ve alışveriş gezisini, bayramı da bahane edip, üslerinin iniş pistine babasının uçağı ile geri dönmektedir.
Hava koridorları devrin Bush’a bakanının uçağına da yol vermeye çalışmaktadır.
Zaten tüm bu yollar galaktik emperyalin kontrolü altındadır.
Yüksek konsey ise, sömürge olarak elde ettiklerinin ganimetlerini kervanlarla düğün alanına taşımaktadır. Giyinmekte mubah olduğuna göre giydirmekte artık mübahdır.

Aynı havaalanı içinde, saltanat gemilerinin imparatoriçesi ile evli olan eski Katılgan filo komotanının oğlunun çadırı ise Yahudi organziatörler tarafından meşhur düğün için hararet ile süslenmektedir. Normal vatandaşlar alan çıkışında gezegenin dar sokaklarına ya da siyasilerce kesilmiş baba caddelerine ulaşamamakta ve sorunlar yaşanmaktadır.
Ama kimin umurunda?
Tüm bu hummalı çalışmanın amacına gelince:

Havuzda bikini ile güneşlenen kadının anneansesinin sandığından çıkan altınlarıyla da, duruma kurumsal bakanın oğlunun düğününde simitçisinin getirdiği altınlarının kıskanılması dahi söz konusu değildir. Medeni nikah gereklidir. Ama imamın kıyacağı dini nikah için daha fazla altına da ihtiyaç vardır. Hani elektrik demiştik de kolonial dövize endekslemiştik ya! Onun gibi bir şey işte.

Vatandaşların evcil hayvanlardan sonra chiplenmesi ve fişlenmesi için de bu altınlar muktedir iktidarlar için elzemdir. Ama aynen Viagra gibi. Çünkü evren tüm iktidarları seçildiklerinde ayakta alkışlar ta ki gaflet ve dalalet içine düşüp nefret edilinceye kadar.

İşte o Pazar Beşiktaş maçı sonrası iftara gelen bir memur dostumu resmi aracına yolcu etmiş, apartımanımın kapısına yayan dönmekte idim. Karanlığın içinden aniden karşıma çıkan iki arap turist bana daha önceden yanımızda olan ve şimdi taşınmış olan hava yolu şirketinin adresini sormuştu. Saat 22 00 suları durulduğu doğru muydu?

Derken gün geldi çattı. Şenay Düdek ve ustam Yıldırım Mayruk beyefendi yanımda olduğu halde biniş kartı 219 nolu Dubai uçağının kapısına çarptı.
Hey bre bayat hayat. Bayatlamaz yoğurtlara banıyoruz seni!
Kuyruk sürer gider de bir püflük ve bir kahvelik vakit kalmaz mı dört saatlik bayram tatili uçuşu öncesi? kalır elbet. kalır da yamak da yolda kalır!

Önümdeki masada, kentli iki çift çantamdan düşen isim etiketi nedeni ile ismimle sesleniveriyor. Eğilip yere düşen kabin etiketini alıyorum. Önümden geçen iki gölge kasaya yaklaşıyor ve iki de sandeviç ısmarlıyor. Isırır ısırmaz ise -Sizde domuzsunuz. Bunda domuz eti var. Paramı geri verin. deyiveriyor.
Müdahele gecikmiyor. Nazikçe uyarıyorum:
-Haklısınız üzerinde ibare yok. Ama bunu bta’ya yazmalısınız. Küçük hanım beyefendinin parasını iade etmek mümkün mü acaba?
Dedikodu çarkı gibi bir telefon trafiğinin ardından sorun çözümleniyor.
Ve genç sakallı yolcu bana dönüp bir sigara talep ediyor.
-Thank you. (teşekkür ederim)
-Dont mention. (belirtmek yersiz!)
Derken adımı bir kez daha duyuyorum.
Bozuk şivesi ile İngilizce olarak 501 blue jean’ li arap bana kimliğimle sesleniyor.
-Barbaros Şansal bey. Üç gündür birlikte idik. Beraber seyahat edeceğiz ama yolculuğumuz sizinle daha devam edecek.

O gözler aynı mavi gözler.
Apartıman kapımdaki aynı telafuzdaki sesler.
Teşhisde şüphem yok.
Uçmayı reddediyor ve bagajımı uçaktan indirtip derhal havalimanı emniyetine müracaat ediyorum. Son derece profosyonel sondajlarda ne yapılması gerektiğini emniyet görevlilerinden öğreniyorum.

Sonuç Mu?
Dostlarım orada ben burada!
Kapıda 24 saat sivil, gönlüm olamadı bu bayram hovarda!
Kim bilir belki başka bahara buluşuruz belki de eskisi gibi bir Libya çadırında?
Oysa o gün yoktu benim altınlarım boynumda.
Her şeye rağmen otağ kurdum, gülüyorum hayata!..

Bir ekim 2007 bayramı gezisinden önce :)

Top'lu iğne 26 Giy giyebilrisen ?

Peki ya giydirmek?

O da bizim, yani dikişçilerin mesleği işte.
Ama sadece elbise değil biraz da laf giydirmek asıl mesele.
Nasıl olsa oynanan oyun, yüzlerce yıl cezayla yargılanan posterize bakanlara bir türlü hüküm giydirememekte!

Aksesuvar.
Kelimenin tam anlamıyla bedeni ve ölçüsü olmayan, ancak stili ve bedeli belli ama ederi olmayan statü belirleyici mal.
Örneğin, monogrami desenli meşhur Fransız Yahudisi, tren koltuk tamircisinin çantalarının yanısıra, duydunuz ki karılar, çer çöp atlayıp 300 euroluk gözlükleri açılmamış dükkanlardan kapışmakta. Askari ücret ise halkı altı delik iskarpine zorlamakta. Zaten; Dost başa düşman ayağa bakarmış ya.

120 000 ayakkabı işçimiz işsiz, aç ve sokakta.
Vitrinler ne idüğü belirsiz ve kalitesiz İthalyan mallarına boğulmakta.
Eee, mesele Yan olunca da Amerikan parlementosu da olacaktır zalim sorumlular arasında.
Pırlanta da KDV yüzde sıfır nasıl olsa.
Ama beşlik ambalajda halk ilaç bulmakta zorlanmakta.
Peki ya eğitimde durum ne acaba?
Yoksa ders kitapları da mı artık işe yaramaz aksesuvarize birliklerimiz arasında?

Kumaş,
İşin aslı elbette ki dokumasında.
İnce eleyip sık dokuyunca insan hayatı anlaşılacak nasıl olsa!
Azimle defikasyon sonunda getirir muhakkak erezyon değil mi ya?
Atkı ve çözgülerin arsında gezinen mekik misali hayat bizi aslında bilgiyle dokumakta.
Elyafın içeriğide oldukça önem taşımakta.
Örnek mi. T.C. Dünya Bankasına borçlu ülkeler arsında yüzde 9.3 ile ilk sırada..
Terkos Pasajında ise, bir tekliğe, kullanma talimatında ateşle yaklaşmayınız yazan genç kız giysileri pazarlanmakta… Hal bu olunca da, zan ayincilerimiz devletten derhal şok faiz indirimi talebinde bulubmakta. Söke söke alacaklardır da. Her devrin adamlarından bolca var basıl olsa…

Stil,
İşte en zor olanına geldik sonunda.
Hiç birşeyin sonradan olunmadığı öyle doğulduğuna hiç şüphe kalmamalı bu konumda. Çünkü, biz nice insanlar gördük ki üzerlerinde elbise yok, nice elbisler gördük ki içine adam yok! Hep bir başkası olma çabasıdır gidiyoruz vesselam. Feyz almak güzeldir ama taklit etmek asla! Orjinal de aslında ortadadır hala.
Külhan beyi, asilzade, ikoncan, zengin, ve ünlü olmak artık revaçta.
Ama yüzde seksen yüzde yirmiyi seçer.
Ve zamanı gelince de enter düğmesine parmak basma eylemi bir kez daha işler.

Renk,
Daltonizm kıvamındaki plotikacılarımız akım derken kakam der ve coğrafyanın asıl rengini belirler. Ancak halkın bir bölümü karaçarşaf, bir bölümü de beyaz yaka derdine düşer .
Oysa hani ruhumuz da kanımız da kırmızı beyazdı Mustafa Kemal Atatürk der.
Grileştirilen yaşantımıza bir de çeşitli sembol ve numarlar eklenerek desenlendirmeye çalışsalar da İşe yaramaz. Yaşlılığın yedi belirtisi yerine, tayfın 7 rengi nasıl olsa güneş var oldukça ışıldar. Saklanamaz.


Terzi yamağı
ekim 2007 si

Top'lu iğne 25

Giyinmek güzeldir..

Öyle ki;
Güzeldir elbet. Hani daha önceden de söylenmiş bir söz gibi,
uğruna soyunmak için giyineceklerinizi hayal edebilmektir.
Ancak, naif ve ütüsüz kimlikleri ile çıplak olmaları kaydıyla.
Çünkü, erotizm ve müstehcenlik arasındaki çizgi saç kılından da incedir.

İşte tüm bu nedenleri göz önüne alırsak, soyunmak da güzeldir.
Ama bir kazuletin bir başka kazulete, kakafoni tadındaki bir tv programında, seksi hareketler ile eldiven çıkardığından dolayı
–Türk örf ve adetlerine aykırı davranıyor!- diyerek değil!
Ya da, 30 yıl erkek kalmış, sonradan cinsiyet değiştirmiş birinin kadınlara giyinmeyi öğretmesi de değil…Anlarsınız ya…..?

İşte bu nedenle günümüz modasında neler oluyor bir göz atalım dedim.
Neticede dikiş değil mi mesleğim?.
Dike dike hayatı tanıdığım bu zanaatin bir başka ilginç yanını bilmediğinizden de oldukça eminim.

Şöyle ki;
Bir gün duayen bir gazeteci abim bana, "Genellikle ülkelerin kaderi, en ünlü kadın terzileri ve kuaförlerinde çizilir" demişti. Gülüp geçmiştim o zamanlar ben buna. Ancak terziliğin kapsamına daldıkça kimler kimler çıkıyor o delikli, ya da toplu iğnenin ardında…

Örneğin, Asil Nadir beyin annesi terzi.
Eva Peron da öyle..
Ama bu şahıslar ile kaderciliğin alakası yok elbette.
Çünkü, genelde güçlü kadınlar, güçsüz kocalarının yedikleri haltları, ya da onlarla birlikte oldukları ortamlardaki istihbaratlarını bu mekanlarda birbirlerine ya da terzi ve kuaförlerine anlatırlar derler.

Biz hep üç maymun olduk mecburiyetten.
Çiller döneminde ki devalüasyonu biz atölyemizde, eski tezgahtar olan merhum bir bayan milletvekilinden önceden duymuştuk.
Ama az olan birikimimizi bu doğrultuda yönlendirmedik.
Herkesle birlikte birazını biz de kaybetmiştik.

Şöyle ki;
Kimi zaman bizlerle yapılan sohbetlerdeki konuşmaların potansiyel tehlike barındırdığın bilir misiniz? Zaman zaman sizin de başınıza gelmiştir hani. İşte böylesi bir olay benim başıma bir kez daha geldi.

O gece, bir yerde, bir köşe yazarı ve bir patron sekreteri ile tesadüfen bir araya gelmiştik. Sohbet, anı, gülmece karışımı muhabbetten alıntılar ile oldukça da eğlenmiştik.
Ben öyle sanmışım.
Oysa o sarışın sekreterin işgüzarlığı ile patronun karısının kulağına tüm konuşma bir şekilde üflenivermiş meğerse.
Üstelik metamorfik bir değişimle.

Köşe yazarının bana dönüp;
-Kimlerin size borcu var? sorusuna espiri olarak
-Senin patronunun kızının borcu var mesela!.. demiştim.
Şaşıran köşe yazarına da durumu şöyle izah etmiştim.
-Sorun yok. Sadece şaka. Giysi bitti ama henüz teslim edilmedi.
Çünkü tadilat talep edildi. Üstelik nezaketlerinden borçlarını bile sordular. Hatta, yine bir düğün zamanı, yurtdışından özel jetle gidip ısmarladıkları giysilerde de sorun olunca, biz kısa zamana rağmen kendilerine yardımcı olmuştuk. Yıllardır servis verdiğimiz bir aile neticede. Çok da zarif insanlar. Hele …… hanım!

Düşünün ki;
Hani kocam yumurtladı hesabı gibi bire bin katılmış.
İçinde yalanı olmayan o geceki ironik muhabbet nasıl yılan gibi aktarıldı ise, o hanım da ustama telefon açıp beni bir güzel şikâyet etmiş.
Hemde "Sizi küçültüyor" diyerek. Kısaca karın seni aldatıyor misali.
Oysa bu mecrada kim kimi aldatıyor dersiniz.

Hal bu ki;
Birincisi; ben madem konunun muhatabıyım, bana telefon açılmasını yeğlerdim. Ama ben kimim ki… Basit bir terzi yamağı.
Böyle bir durumda dahi, ben o sekreterin daha önceki benzer vukuatları dahil hiç bir şey söylemez ve sadece o hanımdan özür dilerdim.
Çünkü kadınların hepsi bana göre hanımefendi.
Ve hepsi sevgiyi, övgüyü ve saygıyı hakediyorlar.
Hele bu erkek egemen acımasız toplumumuzda.

Hiç olur mu ki;
O sekreter; laik ve ulusalcı duruşu ile tanınan bir haber kanalının genel yayın yönetmeninin, sunucu bir mankeni ile aşk yaşadığını söylesin ve gelinlik dikişinin bende mi olduğunu sorsun. Haberim bile olmayan bu konunun da kurbanı yine ben olmuşum da ben hariç herkes duymuş.
Suç ve ceza bana ithafen bir kez daha yazılmış…

Hiç mümkün mü ki:
İşsiz kalan gazetecileri işe yerleştirme konusunda oldukça becerikli sekreter onları yanına almasın. Hepsinin de sırrını pervasızca herkese aktarmasın.

Ama güvenlik kameraları derki;
Swissoteldeki Çeçen baskınında damat patronu dalgaya kalaınkaya ile çimlerde donla yakalanmasın kaçarken !

İnanmam ki:
O sekreter, patronun ayışığı ve tatlıpınar adlı kızları hakkında atıp tutmasın!
Onlarla lüks mevkide birlikte uçmasın…

Ola ki,
Kuaför ve terzilerde pek birşey konuşmayın.
Medya patronu sekreterlerine ise asla bulaşmayın.
Konuşulanlara da sakın ola muhatap olmayın..

Patronun yıldız kılıklı sekreterine gelince:
Şunu söyleyebilirim ki; O sadece süslenmesine ve giyinmesine baksın!
Neden mi? Tip kanunu çıksa hakime kalem kırdırırda ondan!
En önemlisine gelince.
Siz diğerleri gibi deyimleri yanlış kullanıp arı kovanına çomak sokmayın.
Kirli çamaşırlarınız, patronun kasasından çıkarda kıçınıza arı sokmuşcasına yapışıverir sonra…

Terzi yamağı
Ekim 2009

Top'lu iğne 24

Şimdi reklam arası!

Peruğu yampirmiş Ayşe teyze edalı Amerikan stili memnune, beyaz önlüklü adama elinde mikrofon olduğu halde yanaşmış, pişmiş kelle ifadesindeki suratı ile şöyle soruyor.

-Ev hanımları çok merak ediyorlar.
Acaba bu kadar taze çileği nereden buluyorsunuz?

Gözlerimizin önünde birden stüdyo içine kurulmuş bir çilek tarlası beliriyor.
Yine amerikan portre kadrajda ise cefakar Anadolu kadını rolündeki oyuncu elleri ile çilek topluyor.

-Biz çilekleri mevsiminde tek tek seçerek ve üreticisinden alarak derin dondurucularda kullanım vakti gelene dek taze taze saklıyoruz.

-Evet hanımlar gördüğünüz üzere aynen evinizdeki gibi.

Doğru vallahi.
Arnavutköy sırtlarından biraz da Osmanlı çileği toplasalar da kokusunu da dondursalar dedirtir bunlar insana.

-Peki ama rengi nasıl o kadar pembe oluyor?

-Pancar kullanıyoruz ki bkz. Tamamen doğal.

O arada, yarım bir kırmızı pancar, sapından hallice kavranmış,
Hariri suikastinin rengindeki akışkan bordo sıvıyı karıştırmakta laboratuvar tüplerinden birinde.

-Evet hanımlar aynen kompostolarda kullandığımız gibi değil mi?
Peki nasıl bu kadar kıvamlı olabiliyor bu yoğurtlar?

Beyaz önlüklü kimyager gıda mühendisi ise aynı kadrajda, genetik biliminin de verdiği hinlik ile şöyle açıklıyor.

-Suyunu alıyoruz imalatda. Aynen evlerinizdeki süzme yoğurt gibi.

-Peki bu kadar uzun süre rafta nasıl kalıyor ki?

Ve işte en can alıcı nokta dramatik bir cevapla burada yaşanıyor.

-El değmeden özel makinelerde imal ediyorlar.

İneklerin memesine yapışan vahşi aletler gibi, bir başka otomasyondan,
petrol türevi kaplara alçı kıvamında sistematik boşaltımlar apışarak devam ediyor.

-Asla bakteri barındırmıyor. O yüzden de hiç bozulmuyorlar.

Hey gidi nanino hayat! Memnune reklamdan aldığı paradan memnun tekrarlıyor;

-Aynen evlerinizdeki konserveler gibi hanımlar.
Güvenle çocuklarınıza yedirebilirsiniz!...

Ben de şunu ekleyeyim bari. Aynen çilekli peynir gibi.
Yatılı yıllarımda beyaz peynirle vişne reçelelini, tereyağını da (ki margarin modası başlamıştı) bal ile çatalla eze eze püre yapar öyle yerdim. Ama böylesini hiç bilmezdim. Hey gidi tadında kokusunda ve rengindeki hayatları bize zorla sunanlar. O satan değil de, stokları fazla dolan vatanın konserveleri yüzünden mi çıktı acaba İran – Irak savaşı demeden geçemiyor bu durumda insan.

Duygusal reklamdaki su satan çocuk geliveriyor gözümün önüne.
Açıkta üstelik hijyen olmayan sağlıksız plastik bir kapta.
Hem de Eminönü’nde..
Yeni cami önünde...
Metal paralar, slow montion (ağır çekim) avuçlarına doluşunca da,
kaldırımın işgal edilmemesi için artık bir yasal neden kalmıyor.
Bir plaj şemsiyesi, bir kaç tahta tabure ve yeni mamul limonata dahi artık mönüde...
Para, para ve para.
Ara, ara. Sen daha hala adaleti ara.
İçine kim sürç-ü lisan ettirdi acaba?

Sanki ekranın alt köşesindeki kronometre zamanı geriye çevirmiş,
saniyeler hızla ve gittikçe de azalmakta.
0 noktası mı hatırlatılmak istenen acaba?
Zekeriya hoca, program başı aldığı bağışı unutmuş, bir gazeteciye Hıristiyanların 5. Ordusu’nu bir de edep yerlerine endeksliyerek anlatmakta.

Türk mühendisliğinin ürünü ise Eskişehir yerine alttan alttan Singapur’dan el sallamakta. Sponsorlu spor yazarı ise omuzlarından aşağı, boş havuzda bikini ile paparaziye yakalanmış başkan misali Yahudi’nin tesettür eşarbını sallamakta.

Aklımda omzunda askısı, elinde çanı mahalle yoğurtçusu da var.
Arka bahçede tavuk yetiştirmek bile yasaklanmış günümüze göre tok olduğumuz günlerdi o zamanlar. Ekmek altmış eski kuruş, Özdemir Erdoğan’dan ise hava da bedavaydı hatta su da. Şimdi çanlar kimin için çalıyor bilmem ama; bu yurdun üretenine, çalışanına, doyuranı ve koruyanı için değil mutlaka.

Kilitlenmiş hibrit tohumlar da var hani.
Tavuk yiyen eşcinsel olur’lara karışıyor ve hemen ardından hormonlu domates ödülleri sahiplerine ulaşıyor. Buğdayımı, mısırımı istiyorum ben. İçinde oyuncak çıkan paketli cipsini değil. Pastorize yumurta dedinizdi, elimdeki artık süt şişesi bile değil.

Şimdi kurtlar sofrasındayız sanmayın.
Herkesin bu aralar malum yalanlara karnı tok olsa da gözle artık aç değil.
Çikolata, cips, süt. Peynir, yoğurt, sucuk.
Gıda mı gıda.
Deterjan, şampuan, çamaşır suyu ise kimya mı kimya!
Banka, inşaat ve otomotiv sermaye mi sermaye.
Hanginizden başlasak acaba?
İsterseniz bir reklam arası girelim.
Bir dahaki bölüme aragazı verelim :

Şimdi reklamlar!...

03.10.2007
Terzi yamağı

Top'lu iğne 23

Çaktı yağmur yağdı şimşek!

Şaşırdınız değil mi?
Evet, çakacak artık yağmur tüm hiddeti ile yeniden bu topaklarda.
Hem de öyle bir çakma ki, çakallar bile şaşıp kalacak bu işe.

Mesela elektriğe zam bile çoktan yampirik çakaralmaz yolunu adeta koşar adımlarla tırıs tırıs almaya başlamış. Sanayiye yarım, konuta ise tam zam kapıda kalmayacak o yüzden. Sanayi-i nefise nasıl olsa imha ya!
Düşünsenize zengine az ama tek ampüllü konduya iki misli.
Ampül kararacak anlaşılan.
Yeniden idare lambası ile defikasyon sağlanacak.
Altı çocuklu aileden su parası almayacağım diyenler şimdi malum dinin kölesi olmuş kimsenin yüzüne bile bakamıyor hayalindeyiz..
Doksan’a doksan tekstilciler, otel odalarında buldukları yirmi santim arabezini de o eşarba ekleyip yüzon’a yüzon çıkar sağlayabiliyorlar. Elbette, bu da onlara yepyeni vizon mantoları ile en yeni vizyonları bağışlıyor.
Beş meslek kavramının (bkz: zagasözlük.com) terzi olan kaidesi çoktan hayali bir otomasyon rayına konmuş bile. Üstelik, ben terzi yamağını bile görmezden gelmeye çalışıyorlar.

Babaannemin ada vapurundaki anıları canlanıyor bu durumda zaruretden.
İstanbul işgal altında ve Beykoz’da şarapnel parçaları mahalle aralarından toplanmakta.
Hatta bolşevik’den kaçmış generaller, madalyalarını ekmek fırınlarında karınlarını doyurmak üzere harcamakta. Ada vapurunda da durum farklı değil hani. Milli duyguları kabarmış bir Rum, küçük kızı oturduğu yerden hoyratça savurup: Kalk ordan vraysi, Ben oturacağum! emirlerini hayasızca savurmakta.
Hey gidi nobran kimlikler.
Hepimiz hıra dağının andı olduk sanmayın sakın günün sonunda!
Hırvat tepelerindeki paslanmaz çelikden haçlara o kadar güvenmeyin.

Biliniz ki çarıklı erkanının tafrası çoktan Ayvansaray sularının akisine takıldı kaldı.
Yeni oluşumlara gebe bu coğrafya yakında şaha kalkar mı kalkar.
Şimşekler de yağar mı yağar.
Ve gerçek iblis suratlar, çoktan sivilce yani hafif İngilizce anayasadan ders alır mı alır..

Yine biliniz ki kafalar bir kere daha karıştırılıyor.
Rahmetli Nejat Eczacıbaşı’nın hayallerindeki ilaç fabrikalarının yüzde atmışı satılmış, yerine yapılan alışveriş merekzinde 14 000 euro’ya ithal elbise satılıyor.
Modern sanat amacı ile yapılan Feshane’de şenlik, üzerinde şer olan ve zordan satılmış, planlanmış açıkhava anfitiyatrosunun yerine süzülmüş sermayenin plazası yükseliyor.
Hem de ereksiyon halinde.

Ve yine biliniz ki bu durum komedisinin bu oyunun kapılarının açılış kapanışı bizi maymuna çevirmeye çalışıyor.

Türk Telekom kablonet adlı firmayı bulamayıp haklarını Türksat’a devrediyor.
Peki ya Türksat kimin acaba?

Cinderesi’nde cinnet geçirmiş başkanların yeğenleri ise gökdelen inşaatlarının tepesinden vicdanen rahatlayıp cenderlerininde intahara hazırlanıyor.

Çak bakalım şimşek şimdi eskisi gibi.
Ata’nın gözlerinde çakan şimşeklerden nasib alamamış cehalete yağdır bakalım tekrar oklarını.

Çanlar bugün kimin için çalıyor dersiniz?
Çanakkale keramik (!) teknolojisi için mi acaba?

Terzi Tamağı
2007 Eylülü

Top'lu iğne 22

Assolistler mi, yoksa bizim kaz solistler mi daha çok para eder?

Epeyce bir süredir devam ettiğim şu sözlük meselesini şimdi bir yana bırakmak şart oldu vesselam! Tam özlediğim yurduma dönmüş ve o meşhur mayhoş ehli-keyfimin tadını çıkarmaya çalışırken, haftasonu gözüm şöyle bir ekranlara kayıverdi zaruretden.
Tabii mastürbatif gazete ilaveleri de elimde olduğu halde elbet.

Genel izleyiciye, sanki genel bir evden yayın yapanlar, herhalde RTÜK ile bol meşkli akşam yemeklerini meşakkat içinde bir kez daha planlamaktalar?
Ben otel güvenlik kayıtlarının yalancısıyım bu kez inanın, kanalınızın kancısıyım o yüzden.
Bu ülkede ekranda ilk kez artı 12 diyen ben bile dediğime pişman edildiysem eğer, onlara kolay gele diyelim ve gelin konuya şöyle balıklama bir girelim.

Hilkat garibesine dönüşmüş, haftalık yevmiye mahkumu, allı pullu kılıklı binbir ekran şaklabanı sayesinde sanki bir kez daha aynı kukla tiyatrosunu metazori izlemek zorundaymışız gibi gelmiyor mu size de?
Aynı terane sanki yeni bir buluşmuş gibi sokulmuyor mu görsel işitsel yollara bir kez daha beynimize?

1. Cumhuriyet gazetesi, bünyesinde Ömer Karacan ve saatchi&saatchi muhlefetini saklarken, 2. Cumhuriyeti çıkaracak yakında birileri neredeyse aman ona göre!...

Gelelim mi sadede?
Hop Star kaka turca! Ya da Hap star.
Başkasınınkinden, kimbilir hangi hırsla kalkıp, birinin kıllı kirpiklerine kelebek konmuş makyaja bile eninde sonunda siz dahi alıştırılıyorsunuz.
Hatta, Tesettürün ramazanın, ekranında çocuk poposu silikonize er memeleri şaha kalkabiliyor. Kaslı; ama pul, payet ve çarşı işi taşlı ve bir yerleri botokslu solistiye, adeta taze gelin nazındaki gazıyla, çisil çisil kırıntı cümleler kurup bir de sütten çıkmış akkaşığa soyunmakta hiç mi hiç zorlanmıyor... Her şey sanki doğal da? Lodos yemiş ada vapuru pozisyonundaki koltuğu yüzünden midir bilinmez, ünlü terzinin Fatih işi çemberli içeteği ise olayın aslına gerçekten hicivi ile ışık tutmakta. Değerli Hıncal Uluç da yorum yapmışı hatta bu konuda. Hemde Yüksekkaldrımdan canlı yayınla!

Oysa asiller oturmaz asla.
Proleterya saygıyla karşılarında dururdu ya hep ayakta!..

-Alo; Paristen aradılar.ha ha ha.
(Geride kaç kontürleri kaldı acaba?)
-Ağ… ama geçen haftada bilmem kim efendi Washington’dan aradıydı kız!
- Sus bakayım sen. İlk kasedin çıktığında biz senin ne mal olduğunu anlamıştık zaten. (bu arada yağız delikanlı ayakta uyutulmakta iken de:)
-Şşht evladım. Programdan sonra odama gel!

Gülümsemeyi unutası gülenin kanalındaki zırıltıya da bak sen.
Zaten tilkininkinde de, sakat bacağa mini etek giydirmiş duygu sömürüsü yok muydu sanki demeyin sakın...Yakası lahana göbeği çiçeklisi bir yanda, kaşları amuda, poposu ise stüdyolarda armuda kalkmış pembeli kıvrak yarim ise diğer bir yanda gerdan kırıyor.
Eh, her yana da sedir kazığı kılıklısı vallahi ve billahi ancak sığışmaya çalışıyor.
Haydi kahraman milletim! Geniş ekran başına!

Sığ ama seviyesiz Osmanlıca bozması ile milleti biraz daha afyonlamakta olanlara ver bakalım salvoyu şimdi ki, laf yerine gitsin yamak.
Öyle bir yama ki, enkaz altında kaldıklarında, muktedirin enkaza boğmaya teşebbüs ettiği AKUT bile zor kurtarsın onları..
Salla gitsin misali ekranda süre geldiğinden beri o akşam, yine çingene çalmakta ve kürt de oynamakta. Hatta magazin programları sabahları dua ile açılmakta.
Ey mümin! İslamda yalan yoktur ne çabuk unuttunuz.

Hey gidi bizim coğrafya, senin bile meyveni kurtlandıranların karıları bile kudurdu da hala mı haberin yok?...

Derken reklam arasında sıkıştırılan sivilceli bir anayasa gözümüze sokuluveriyor.
Hemde yetkili ağızların hiksos, miksos welllnes center önündeki açıklamalarıyla:
-İdolojimiz içinde yok! Biz Yamukrasi yanlısıyız.

Eh, orada da fondaki reklam yazısı Pentagon olacak değil ya!
Kaçmıştı değil mi gözünüzden?
Daha neler gözümüzden kaçtığı için kıçımıza kaçıyor bir bilseniz.
Mesela, videoyu bir kez daha başa sarınca da, Berlin‘deki turizm fuarı hatırlanıyor inanın bana. Elleri arkasında, korumaları ile o tarihte volta atanlar, Almanları bizden rüşvet istemekle suçluyor ve yavru vatanın Eros heykelinin cinsel uzvuna takılıp don giydiriveriyorlar sonuçta da. Aynı bahçedeki kaya gibi aslanlar ise bu arada çağlar gelinlere don biçip bir de yuva kuruyor sattıkları. O tuzlu suyun kenarında!...

Zap mı, zap mı? Diye sorarlar adama bir gün ama;
Oysa ben Zap Suyu’nun turkuvaz mavi suyunun kana bulandığını bile görmüşüm.
Üzümlü Karakolu baskınına bir hayli sövmüşüm.
1 Mayıs da ayakkabı toplamış, 30 yıl sonra da yıl dönümünde o zaman hayli kör olduğumu görmüştüm.
Aman Dikkat!... Ekranlar kana bulanacak!
Dikkat, çünkü namlu şimdi birilerinde iki kaşın arası.
Kiminin penceresi, kiminin tenceresi temcit pilavına dönüşünce de o starlar ne de güzel halkın evini temizleme yarışına giriyorlar bir anda bu telaşede değil mi?.
Bilin ki;
Yaratıcılık asla demokratik değildir!
Yaratan ise sadece Allahtır denir.
Allahın yarattığına da karşı gelinmez derler o ekranda ahkam kestirenler.
Budadıkça da dal bile budaklanır :)

Hey bre dolapçının buzlar kraliçesi kızı!
Hey gidi düğün salonu şarkıcısı!
Hey be salyangoz kılıklı magazin kraliçesi!
Hala evinin altındaki pastanede kocanı mı ararsın?
Hey şu bizim böğürten oğlan!
Hay yer göstericinin ve perdecinin dansçı ve figuran oğulları!
Ya sen kapıcının kızı? Ya da sen üflenti spor?
Hatta sen, orta okulu yalın ayak okuyan?
Sen de mi bizim köylü kızı?
Sende mi Türkan İldeniz’in taşra kızının delicelerindeki hayaller?
Yani kısaca,
MSP de mi yoksa ben de mi şimdi bütün kabahat ?

Terzi yamağı
2 yıl önceki eylülden

Top'lu iğne 21

Fas’ı fes’i, sazı sözü bir yana bırakıp dersimiz yazı olursa?

AZI
Harf ve kelimelerden oluşan anlamlı bir metin olması gerekirken,
resim altı metinine ve hatta magazinci ...........’e dönüştürülmüş bir coğrafyaya sahip olunulmuştur.

Kitabe formundaki Orhon yazıtlarını bir yana bırakırsak, kimi sözlük yazarlarına göre de ağız dolusu kusmak olarak adlandırılabilinebiliniyor da. !!!

Kiminize göre yanlış fiil çekimi değil mi yukardaki.
Kimimize göre alın yazısı, kimimize göre ise duvar yazısı olarak karşımıza hep dikilip durur ama işte.
Kimi zaman hukuk, kimi zaman da ceza olarak belki de.
Öyle ki; kutsal kitaplarda da yazılır insanlığın yazısı bir yandan.
Öte beri yandan ise; ister sanscrit, ister latin, ister arap olsun da, aman hibru olmasın o yazınız sakın. Nedeni ise bu haftaki yazınız yıldız falı olmayacak!
(gbkz:yazıt) (#11862) XXXXX 30/08/2007 19:41

YAZMAK
Yaşanamayan ama yaşanılası hayattan bir çeşit intikam almaktır, Orhan Pamuk'un deyimiyle?
Ruhsal arınmadır, gizli saklı duyguların dışa vurumu,
insanın hiç bilinmeyen yönlerinin açığa çıkması,
kendini ifade ediş tarzıdır yazmak.
Yaz kelimesine mastar getirerek yapılan, sıradan bir eylem değildir yalnızca.
Bünyesinde ruh barındırır.

Minerva tarafından düzenlendi.
Taşı, Düzenle, Sil, (#1881) xxxxx 21/08/2007 12:44 ~ msg, hoş, boş

YAZMA ise ince dokunmuş basmanın üzerindeki, işlemeli ve desenlilerine verilen isim.
Yazma kadınların ve genç bekar kızların kullandığı günlük ve özel günlerde giyilen başörtüsüdür.
Taşı, Düzenle, Sil, (#9568) xxxxx 28/08/2007 18:01 msg, hoş, boş!

Bir başkasına göre nasıl ifade edilmiş harf devrimi

-Yazı yazma anlamında bir emir, hatta argoda ise yalan söylemek anlamında.
Başına şaşırıp da ağ derseniz olur size ayazma.
Hem, kutsal kaynak suyu demiş de olursunuz.
(bkz: ayazma)
Taşı, Düzenle, Sil, (#9583) xxxxx 28/08/2007 18:08

PEKİ YA OKUMA:
Maalesef bir başlık bulamadım sözlükte.
Bir düşünsenize! O zaman başlık koy ve sil düzenle ve siz hatta sil yeni baştan ki silinsin. Sosyopatlaşıyorsunuz o zaman
bkz: sosyopat yapıyorsunuz. Ve bakın bu kez ne var hayatınızda.

-Toplumla uyuşamama ve bu uyuşmazlığı şiddet yoluyla çözme sonuçta uçlara yönelme biçiminde kendisini gösteren kişilik bozukluğudur. Psikolojik bir hastalıktır, aşırı sosyalleşmeyle ilgisi yoktur aksine asosyal kişilik tipidir. Seri katillerin büyük kısmına bu tehşis konulmuştur. Bir nevi linç edilen sahsa bir tekme de ben atayım psikolojisi.
Taşı, Düzenle, Sil, (#6378) xxxxx 25/08/2007 22:24 msg, hoş, boş..

Onada aklınıza okuduklarınız şöyle bir geliyor ve kendinizi tutamayıp daha da okuma hissi ile bir kez daha irkiliyorsunuz elbet. Bu durumda, gözleriniz ekranda şaha kalkmaya davet ediliriyor, hem de çoktan geride kalmış olan Magrep anılarının cılız ışıltılarıyla...

Masal:
-Çocuklara okunan veya anlatılan gerçek dışı hikayelerdir.
(bkz: pamuk prenses)
Taşı, Düzenle, Sil, (#546) xxxxx 20/08/2007 05:29 msg, hoş, boş?

Sonra birden kendinize geliyor ve okuduklarınızla kendinize zar zor geliyorsunuz. Böyle bir şey işte beklide tatilde olmak önceden hazırlanmak diyor ve hemen gaza ivme veriyorsunuz.

-Çocukları uyutmak için söylenen saçma hikayeler.
Taşı, Düzenle, Sil, (#760) xxxxx 20/08/2007 08:04 msg, hoş, boş!!

-Türk siyasi yapısını çok iyi anlatan şarkıdır
(bkz: millet), (bkz: sağ), (bkz: sol), (bkz: manda), (bkz: kasa), yasa, (bkz: arap)
(bkz: belki alışman lazım)

the oz tarafından düzenlendi.
Taşı, Düzenle, Sil, (#4530) xxxxx 24/08/2007 00:58 ~ msg, hoş, boş,

Tanrım! diyorum bu kez.
İşte ereksiyon halindeki zeka.
Benim bu saatten sonra secd edeceğim tek kabedir.
O da Allahın emridir. Kul emrine kul olunmaz.
Allah Allah Maazallah!

Allah Allah demeyin sakın benim gibi garibe.
Tatil bitiyor ve çiş tadında iş başlıyor saplanmış hançer gibi kalbimize.
İlk çağlardan beri insanoğlu açıklayamadığı şeylerden korkmuş ve sığınacak bir büyük aramış. Bazen güneş’e, bazen ay’a tapmış.
Gece olunca güneşin, gündüz olunca ayın gittiğini gören insanoğlu ateşe tapmayı denemiş. Onun da suya dayanamadığını görünce yaradanın görünmeyen bir varlık olduğuna inanmış. Tarih boyunca kendi aklında Tanrı denen o simgesel hiçliği seçmiş.
Darwin'in evrim teorisi bütün gerçekliği çıplaklığıyla ortaya koyuyor zaten.

boz lupus tarafından düzenlendi.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12109) xxxxx 30/08/2007 22:39 ~ msg, hoş, boş...

ateist bir insanın diyebileceği cümle.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12116) xxxxx 30/08/2007 22:45 msg, hoş, boş??

(bkz: ateizm)
Taşı, Düzenle, Sil, (#12117) xxxxx 30/08/2007 22:48 | msg, hoş, boş.

Alaman gavurcasında söyle de diyorlar: "Und der mensch schuf den gott nach seinem ebenbild!" yani, "Ve insan tanrıyı kendi suretinde yarattı!"

tonguç tarafından düzenlendi.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12123) xxxxx 30/08/2007 23:03 ~ msg, hoş, boş..!

islamiyeti hedef alan bir söz *

pan tarafından düzenlendi.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12124) xxxxx 30/08/2007 23:04 ~ msg, hoş, boş,,

Meşguliyetimden ötürü bir türlü yazı yazamadığım başlıktır.
Nihayet buradayım acizane.

Şimdi efenim bu cümle her haliyle dümen bir cümledir.
Öncelike sarfeden kişinin yaratmak kelimesinin anlamından bihaber olduğunu görüyoruz.
Yaratmak: Vücuda getirmek, yoktan var etmek gibi bir anlama gelir ki
bir kulun bırak Allah'ı yaratmak olarak*, en basit bir organizmayı** yaratabilmesi* olarak bile düşünüldüğünde, böyle bir gücü söz konusu değildir...

Ayrıca açıklayamadığı şeylerden korktuğu anda Allah diye haykırmak
bir müslüman eylemi değildir.
Müslüman her an o hal üzeredir.
Allah'ı düşünmesi için, ona ibadet, kulluk etmesi için dara düşmesine gerek yoktur.
Bu bakımdan bu cümle bütün insanlık için söylenmiş gibi görünse de
aslında müslümanım diyen, Allah'a inanan ama bunu sadece ''yumurta - kapı'' durumlarında dile getiren kişiler için söylenmiştir...

Yapılan açıklamada belirtildiği üzere güneş'e ay'a tapılmıştır vakti zamaniyle fakat ne güneş Allah'dır, ne ay ne de tapılan başka şeyler...
Tapılma anında onlardan Allah diye değil Tanrı diye bahsedilir.
Allah özel bir isimdir...

Ve sonuç olarak böyle mühim bir mevzuunun*,
bilimsel hiç bir geçerliliği olmayan, tamamı çürütülmüş teorilerden oluşan, Darvin beyinsizinin ortaya attığı saçmalıklarla desteklenmiş olması da aslında dikkate bile alınmamasını gerektiğini gösterir...

vesselam...
Taşı, Düzenle, Sil, (#12193) xxxxx 31/08/2007 00:09 msg, hoş, boş!!

Yaratmak kelimesinin bir nevi iğneleme olarak kullanılmış olduğu cümledir.
yoktan var etmek olarak algılanınca dahi, kullanan kişinin amacına ulaştığı gözümüze çarpar ki sözü söyleyeni kutlamaktan başka yorumda yapılarak renk katılması gerekir.
Tapınma ihtiyacı geçmişten günümüze tarihin her satırında karşımıza çıkmış, çıkan ve sonsuza kadar çıkacak olan ihtiyaç çeşididir.
Kimileri tarafından cahillik kaynağı, bilimden uzak olmak kimilerine göre ise ebedi saadete ulaşma kaynağıdır.
Ebedi saadetin insanlar için çok cazip gelmesinden ötürüdür ki birtakım oluşlar çıkarmışlardır, yaratmışlardır.
Tanrı ve dinlerde bu çıkarımlardandır.
şeklinde düşünüldüğünde tebrik edilesi sözdür.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12196) xxxxx 31/08/2007 00:16 msg, hoş, boş..

(bkz: düşündüm taşındım böyle bir başlık salladım)
Taşı, Düzenle, Sil, (#12202) xxxxx 31/08/2007 00:19 msg, hoş, boş?

Darwin’in teorilerinin saçma sapan olduğu zaten vurgulanmıştır. Bu bir örnek teskil edemez. Ancak metafizik olayların olduğu ispatlanmıştır.

Buna dayanarak bu söz yanlış bir sözdür.

sembolic tarafından düzenlendi.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12214) xxxxx 31/08/2007 00:27 ~ msg, hoş, boş!

Sadece ve sadece inanmaya ihtiyaç duyulduğu için inanacak birşeylerin uydurulduğu konusunda inançlı kesime verilen ayar. Ayarı verenler inanmaya ihtiyaç duymadıklarını vurgulamaya çalıştıkları bu cümlede bile, abidik de olsa bir tür inanç sisteminin içinde olduklarını unutmakta ya da es geçmektedirler. Görevimiz tehlike filmlerindeki kendini yok eden mesajlar gibi, kendi içinde kendini çürüten önermedir.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12221) xxxxx 31/08/2007 00:34 msg, hoş, boş...

hepinizi ben yarattım.
Çünkü, tüm bunları okuyacak, anlamaya çalışacak, yargılayacak ve sonuçta kendi bildiğini okyacak olan insanım.
hepiniz beni yarattınız.
Çünkü, tüm bunları sorgulaycak, anlatacak, yazacak ve de sonuçta kendi bildiğini yaşayacak olan sizlersiniz.
Beni ben yaratmasaydım,
Sizi nasıl yaratabilirdim ki zaten gözetleyerek, söverek, severek ve hatta çözerek. Şimdi sevinebilirsiniz.
Taşı, Düzenle, Sil, (#12276) yamak2023 31/08/2007 01:15 hatta loş!?...

Terzi Yamağı
Bir başka 21. yüzyıl eylülünden !

Top'lu iğne 20

Fas’a Fes giydirdim sayın kompetanlar!
Siz ise o arada burada kalıp, ahkam kesip, nal topladınız.

Kutubi minaresinin gölgesinde oturup,
Kız Kulesi'nin Marakeş’li bakır yosması olmak geldi bu hafta içimden.
Hem de, Medina’nın ara sokaklarındaki bir okaliptüs oymacısı ve hat yazmacısı tabletçinin kapısının önündeki yerel ve eski bir taburede otururken!
Diğer yanda ise, elimde taze naneli çaya buladığım o Maroken kokulu sakızında mayhoşluğunu size sızdırmaya çalışırken.

Evet yanılmadınız. Ahmak mecra burada nal toplarken ben orada neler olduğuna şöyle bir göz atmakla uğraştım. Nerede ise herkese höt attırır bölgede herşey göründüğü gibi olmuyor işin içinde olunca aslında.

Mesela Duvarlar:

Kil boyanın, Sahra’nın kale duvarlı kentlerine vurduğu bölgede tüm düz satıhların üzerine konmuş beyaz kireç vesikalık propaganda pencereleri idi genelinde seçim kampanyası. Sayıları bitişik nizam 24’e uzayan her duvarı boyayan şeride bakınca ne gibi parti işaretleri vardı?

Deniz Feneri
Siyah ama şaha kalkmış bir kırat.
Bir araba altı çizgili ve yanında bir tahta kapı, kilidinin paslı anahtarı,
Yani 2 anahtar!
Sıçramış bir Yunus balığı.
Hilâli amuda kalkmış gibi nakşedilmiş bir idare lambası ve dışındaki ışık çizgileri. Yani gaz lambası.

Osmanlı’nın hiç bir zaman hakim olamadığı ve Fesini takmakla yetindiği 1700’lerden pek ders alınmamış anlaşılan.
Geçmiş geleceği yaratır lafının reklam afişi olmasına gerek kalmadan da anlışılıyor durum zaten. Bakan göz görüyor. Sahil boyuna uzanmış posterize suratlara bakarak geçerken kaldırımların arkasından; Kızılay, Belediye, Başkan hep bir ağızdan bize poz veriyor. Kralı koruma partisi. Sizi istemiyoruz, ama bize oy verin.

Kralı ve ailesini koruma partisi hangisidir bilemem ama geleceğini bile monarşisinin parçalayıp satmakta olduğu berber ve arap karışımı nüfusun yüzde beşlik yahudi nüfus tarafından sömürüldüğü zavallı bir ülke işte Fas.
Eh madem zavallı, biz de rejim ihraç edelim. Dönüş yolunda Doğuş gurubun işçilerinin anlattıklarına da kulak verme sırası gelir elbet. Zaten Svelingrad, Plovdiv demir yolu ihalesini yani İston ve Bulgaristan işini karıştırmaya şimdi hiç gerek yok. Çünkü THY’nin biletine para ödenip, kraliyet uçağı ile hep rötarlı uçulan o ülkede durum cidden vahime gidiyor.

Kefilsiz turizim polisinin, Club Med adlı Palmerarie bölgesinde, turistlere sunulan günlük turlar içinde yahudi mahallesi gezisi ise ücretsiz konabiliniliyor. Saray mimarisindeki betonarme tesisde, Türk olduğunuz anlaşılınca da hem hıristiyan, hem gavur sizi nerede ise söverek dövüyor; hem berberi, hem de arabı ise sizi süzerek dışarıdan gazel okuyor. Cinsel devrimini tamamlamış ama kendini tanıyamamış personel ise havada tavada yani gavurun koynunda kol gezdiriyor.

Geçelim beyler geçelim.
Muhtemelen Fas’ı siz Antalya golf otellerinden izlediniz. Mübarek cuma da dükkanlar açık halk ekmek derdindeyken, oy verme ahırlarını boş bırakan çalışanı geviş getirerek izlediniz.
Kahraman bakkal süper markete karşı olur mu olur.
Tramvay geçer mi geçer. Ama bu kez eski fotoğraflardaki kıravatlı beyler asılı hali ile değil.
Yapıştırıcı üreticilerinin müptela ettiği tinerci çocuklar salkım saçak olarak. İnşallah bir daha ki seçimde bu olmaz. Şom ağzımı kapatayım da seçim günü Cezayir’de olan korktuğumun başıma geldiği olsun.

27 ölü 100 den fazla yaralı.

Terzi yamağı
bir 21. yüzyıl eylülünden

Top'lu iğne 19

Hey bre delikli süzgeç

Hep derim ya;
Sözü iki kere süzünce bir mana bulup daha da rafine olamıyor,
Sızınca da, pek bir daha lezzetli nedense?

Klavyenin tuşları yeniden gözlerimi karartıyor ve bir kez daha darbe darbe üstüne geliyor. Bilgisayarın üzerindeki parmaklarım hayatın gamında hayasızca yeniden geziniveriyor.
Fas’a fes giydirmeden önce, size geri gelemezsem diye hazırladığım bir istepneyi sunmalıyım naneli ouarzezed çayı ile birlikte hem de berberi bir tepside...


Mazgal: büyük süzgeç
Kentlerimizde sistem kapaklarının (yani;telefon, su, kanalizasyon, gaz, sinyalizasyon ve havalandırma amaçlı kullanılmakta olan metal kapaklarının) yerlerinden söküldüklerini ve hurdacıya satıldıklarını hayal edin bir bakalım.
Bir zamanlar 70 cente muhtaç olmuştuk.
O dönem metal paraların da nikel oluşları nedeni ile kendi değerlerinden daha fazlaya çatal bıçak fabrikalarına hurda olarak satıldığını da bir düşünün ama.
Lakin, çoktan jilet olmuş kahramanlık gemilerini de düşünmeyi bir yana bırakın.
Şimdi birde günümüzün satılmışlarını düşünün.
Düş’ün gücüne inanın ki düş kurup düşünebilinsin herkesce gelecekte.
(bkz. ederi kadar bedel mi, bedeli kadar eder mi?), (#11782) xxxxx 30/08/2007 18:00 kodlu başlığa takılıp kalıyor insan.
Bugün o insan istediğini tarihe yazabiliyor ve istediğini silebiliyor Yusuf İslam misali.
Anı kaydederek geçmişi oluşturuyor aslında.
Ve o gelecek bu kayıtlı geçmiş üzerine inşa edilecek elbet.

Bir dost;
Bazen; birine kötülük yapmak ister insanoğlu,
Bazen ise yeteri kadar yürekli de olmayabilir, hinliğinden bir de iftiraya kurban eder bir başka kula kulluk edeni. İşte kendi kendilerinin kimlikleri olamayanlar, kendilerinin yerine koyacakları bir başka adam bulamadıkları bu durumda yine adem olur ve imzasız mektuplarının altına şu sözü yazarlar.

(bkz. eski bir dost) ise o derece ısıtır insanın içini.
Kimbilir, kırdırır belkide kaybettiği ihanet zincirini...

(bkz. yalan dost) ise bir kez daha gerçeğe alır sizi.
Bu kez metresin iştahıyla hayat moda da karşılanır.
[Taşı]-[Düzenle]-[Sil] (#11788)xxxxx 30/08/2007 18:11

(bkz. bu moda)
(bkz. haute couture)

Moda hala Kadıköy yakınlarında Mühürdar’a komşu bir semt.
Ahşap yapı kadınlar denizi olan bir plajı da vardır çocukluğumda.
İlk tetanoz aşımı oradaki kaydıraktan hatırladım.
Kimbilir belkide deniz kulübü raftından tanışırız.
Mado dondurmacısı da, moda da yeşererek şimdi kütük gibi ağaç olmadı mı sanki?
Naylon Nejla bile orada yaşamaz mıydı?
Barış Manço Moda adresinden hatırlarsınız belki de semti ama bilmediğiniz en önemlisi bence meşhur Süryani kilisesi.
Belki de iskele yolculuklarından tanışır modalılar.
Çarkıfelek çiçekleri, salkım söğütler ve hatta sinemalı bahçeler..
Hayal olsa bile eee işte bu moda.
Bkz. (Barbaros Şansal)
[Taşı]-[Düzenle]-[Sil] (#11791) xxxxx 30/08/2007 18:20
Konu bana gelince için bir hoş oluyor ve hemen aktarıyorum size.

Barbaros Şansal
Moderatörlerin paydos yaptığı saatte, boş bkz doldumak mesuliyetiyle, sert bir kayaya çarpan zaganın üstüne kalan başlıktır. Muhtereme gelince;

Dış pervaz:
Değil Türkiye’de, Dünya’da en yakışıklı feminen.


İç bükey aynalar:
Zat ilginç bir hücre yapısına sahiptir. Elimde bulunan minutes of the meeting leri sekreterime pas edip “ben önemli bir haber seyrediyorum. * Şunları copy yap bakayım şekerim” deyip, sandalyeme kurulduğumda, her zamankinden daha bir donanmış daha bir kılıç kuşanmış ve yaşlandıkça Hitchcock’a benzeyen Erkan Özerman’a ayarlanan ayar çekerken hatta itin poposuna sokup çıkatırken en son bir kadın programında rastladığım muhteşem Picasso. “Benden eğlencelik çekirdek gibi bahsedemezsiniz” lafı ile tükürük saçılmadan insanların Yüzü nasıl ıslatılır öğretmiştir. Aslında bir ayar da calamity jane kılıklı müge anlı salyangozuna yapsa anlından öpmek istediğim makas dilli terzi yamağı. Lakin kısmet olmamış bir başka bahara kalmıştır.

Bünye:

Yukarıda okumuş olduğunuz, ancak kendimin bile kodlamada zorluk çekeceği paragrafın milyonlarca versiyonu ve kombinasyonunu yapabilecek laf ebesidir. Öyle bir cümle kurar ki, bunca kelime bir modül yarattı fakat komplike oldu. Ama nasıl hala ahengini koruyor diye düşüncelere gark eder sizi. Spontane bir kişiliktir. Ezberci helvalara benzemez.

Arka Pencere

Şimdi sizi çok yanıltmayayım, fakat bilinen o dur ki, renk bilimi üzerine bir ecnebi memleketinde * tahsil görmüş entellektüel genetik algoritma.

Son söz:
“Kim selülitli kim değil biliriz” dediğini duyduğumda ahanda manken gacılrımıza bir olta diye içimden geçirdiğim nitekim yanılmadığım durumlara sebebiyet vermiş othello. Yıldırım Mayruk’un terzi yamağı lakabı üstünda small durduğunu düşündüğüm XXL sıfatları Mayruk’u önce dörde katlayıp, pike yapıp, birde fermuar ile pullandırılabileceği çok mümkün yıldırım ötesi Gılgamış.

Conclusion:
1.Sen sen ol modacı biri adına açılan başlık, boş bkz. v.b. işlere soyunma. Zor zanaat vesselam. Ben bile zor toparladım.
2.Bu başlık altındaki tüm bkz.ları bir mod doldursun çeyrek altını benden kapsın.

Yok olmaz size zaganın entry ve kimliğini veremem. Ama sadece Boşnak dilinde eşek olduğunu söyleyebilirim. Dilimi eşek arısı sokar da bu kez sivrisi çatallısı bir yana kalır davullusuna maruz kalırız sonra. Sok yamak dilini birilerinin biryerlerine. Hayatın bir de onlar gibi tadına varasın dedirtiyor klavye.
Söyleyeceklerim henüz görüşürüz yarın fes kentinde...!

04.10.2007