Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

26 Mart 2013 Salı

KİRLİ GÖRÜŞ



Yeni dünya düzeni


Sabahın altı sularındayız,
Orta Avrupa'nın doğu zengini, Almanca konuşulan ükesinin büyük şehrinin havaalanındayız. Güneş henüz, tarihte geri püskürtülmüş Türk siperlerinin ardından yükselmekte, hava eksi 5 dereceyi göstermekte, çok yoğun güvenlik önlemlerinden geçip bekleme salonuna ulaşıyoruz, 10-15 yolcu sessizce uçağa biniş çağrısını bekliyoruz...
Birden bire bir gürültü, bir uğultu ve bir hareketlilik geliyor dış bankodan,
Çok geçmeden üçlü beşli gruplar kavga dövüş geçiyor elektronik manyetik kapıdan.
Ama o da ne?
Havlu ehrama girmiş, altlarında lüks spor ayakkabılar ama Amerikan traşı saçlar içinde delikanlılar. Aralarında bir de deri paltolu, altı entarili orta yaşlı bir adam var. 
Hemen yanımıza ilişiyorlar ve zikir fikir arası bir muhabbete koyuluyorlar.
Ardı arkası kesilmiyor gelen güruhun.
Adeta erkek ordusu dolduruyor, sanki devir serveti finun ...
Derken siyah abayalı, çarşaflı kadınlar görünüyor peşi sıra.
Ama üstlerinde filizi yeşil bir de şal örtü kılığında,
Çin malı polyester reklamlı lacivert yeşil çanta da cabası.
Hele de aralarında ağzı emzikli, takkeli ve başörtülü çocuklar da cabası.
Sonradan anlıyoruz organize umre seyahati olduğunu,
Kalkış saati geldiği halde karmaşadan pek bulamıyoruz uçağa biniş yolumuzu.
Çar naçar geçiliyor kapıdan, 15-20 yolcuyuz belli ki farklı kalan her açıdan.
Yanıma yanaşan, 20 yıl sonra memlekete kesin dönüş yapan orta yaşlı bir kadın fısıldıyor kulağıma, "Evladım, şu hale bunların hepsi Türk burada doğmuş büyümüş, hatta oysa bak burası zengin Orta Avrupa.
Ayak üstü anlatıyor 400 bin Türk yaşadığını, ama hapisteki gençlerin toplam oranının hep türklerde yüksek kaldığını. İstatiskik; adam yaralama cinayet terör hırsızlık biraz da tecavüz ve ve vergiden yalan beyan aşırmalık...
Sessizce yerleşiyoruz kör sabahın nezninde yerimize,
Uçağa binen güruhda saygı hak getire.
Herkes kafasına göre bir yerlere oturuken densizce sırıtıyor gelen yolculara, kendine yer bul ahkamı sallıyor suratında ablak bir kahkahayla. Kabin memuruna hey abla baksana, bayan yanı yokmu allah aşkına?
Acil çıkış gerisine baktığımda anlıyorum milletimin halini.
Dünyaya hükmettiğini sanan aç tavuk buğday ambarında misali.
Bölünmüşlük ilkellik hatta rezillik her yerde, hiç üzülme bugünleri görmekde varmış kaderde.
Hız alıp havalanıyoruz nihayet, yarım saat rotar olmuyor ki sebebi cinayet.
Tam arkamda 3 genç, yarım Almanca yarım Türkçe damaklı.
İki sözün birinde keşke İstanbul'a insek, layla da güzel karılar var saklı.
Koltuğa tekme, şarkı söyleme ve ilahe okuma değil ki yasaklı.
Kahvaltı servisine yoksa domuz eti mi var sorusu da katılmalı.
Ufak bir trübülansda cüz cüz ayetler okunuyor.
Düz uçuşta argo, seks, dalga geçme gırla gidiyor.
Neyse ki iniyoruz İstanbul'a.
Yolcular ayrışıyor kalabalık koridorda.
Bir yanda rengarenk insanlar yan yana.
Diğer yanda kadın arkada erkekler önde lastik terlikle transit yolunda kirli sakallı adamlarla.
Kimimiz hayatın aydın yüzüne.
Kimimiz karanlığın temah eden paralı büyüsüne.
Adı olmuş kirli görüş baylar bayanlar üzülmeyin yeni dünya düzenine.

19 Mart 2013 Salı

HENÜZ 13 YAŞINDAYDI



Sigortasız çocuk işçi


Henüz 13 yaşındaydı, 
Adını bile bilmediğimiz o, Adana’da yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı, 
Lüks araçlardaydı oysa Antep’te, Kayseri’de Rize’de hatta Konya’daki imtiyazlı yaşıtları.
Ankara’da ise belediye, dünyada ilk sokakta çalışan çocuklar için karate judo kursu bile açmıştı...
Bir de başkan sosyal paylaşımdan resimli ötük yapmıştı. 
O Çukurova'nın bahtsız bir hikayesinin sadece kahpece yansımasıydı...
Sabahları okula gider, öğleden sonra çıraklık ederdi, görmemişti daha hayatı. 
Pozantı cezaevinde ise tecavüze uğrardı belki de başkalarının çocukları.
Derken birden sarsıldı internetin sayfaları.
Haftada 100 liraya sigortasız çocuk işçi.
Başını kendi elleriyle çalıştırdığı dev prese kaptırmıştı...
Sıradan bir başka haber oldu o, o gece televizyonlarda. 
Sabah çoktan magazin kavgası devam ediyordu oysa ana kanallarda.
Kıvanç’a yumurta geldi, Yoncimik ne giydi, Ömür Gedik nasıl bacak sergiledi...
Başı sıkışmış prese ölmüştü oracıkta, kimsenin tanımadığı bir başka vatan ferdi.
Çocuk pornosunda dünya ikincisi. 
Çocuk gelinlerde dünya ikincisi. 
Hayvana tecavüzde dünya ikincisi, 
Kadına şiddette ise yüzde bin 400 artışla dünya birincisi. 
Ordu komutanları Silivri’de, Hadımköy’de Hasdal’da Maltepe’de kilitli. 
1000 gazeteci tutuklu ve F tipli. 
Oysa veliahd prens o gün gemiciğini ikiledi 
Gelin görümce ise çakar ışıklı özel araçla güvenlik şeridinden kendilerine kuaför getirtti. 
800 lira büyük para. 
Çingene çalıp, Kürt oynamakta. 
Halka takla attıranlar sırıta sırıta dolanmakta.
Atanamayan öğretmenler, 
Kopya skandalları, 
Tutuklu hasta yakınları,
2B yasaları, 
Hatta medya yasakları,
Sanki kanıksatılmakta, 
Yiyin beyler ve zevceleri yiyin.
Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin. 
O kadar yiyin ki, makadınız tıkansın da hepsini ağzınızda geveleyin. 
Bu ülkeyi kurtarırsa kadınlar kurtaracak.
Süt bankası haram, akraba evliliğe devam diyenler, 
Sizlere hala haram kan ve haram sperm satacak. 
Enflasyon düştü faiz fırladı. 
Bankalara kıyaklar şahlandı. 
Mutfakta değil ki yangın. 
Aslında yemek programları yaygın. 
Ara bul koca kanal kanal. 
Ne giysen de neye yarar, 
Futbolda çoktan bile tüp patladı. 
Yetenek bile gemi azıya aldı. 
Saldırsınlar şimdi de yeşile dereye tepeye ve denize. 
Satılığa çıkıyor yakında ecdat mezarlıkları bile... 
Ağızlarda sakız olmuş Sezen Aksu'dan Ünzile. 
Bir de bunlara inanırsan gelirsin bak gafile... 
Sakın böyle gelmiş böyle gitmez deme. 
Gün gelir, veballerin mezarları bile çiğnenir hem de ezile ezile...
Henüz 13 yaşındaydı, başını prese sıkıştırıp oracıkta can verdiğinde.

12 Mart 2013 Salı

3 2 1 BUGÜN KİME GİYDİRSEM?



Yeni tv programım yakında!!

Ne çabuk geçiyor zaman, hatta ne sular akıyor köprülerin altından...
Hatırlar mısınız bilmem ama tez kovulmuştum göster tv kanalından.
O zamanlar muppet şov bitti reality şov başlıyor demiştim.
Meğerse reality değil tamamen tezgahmış pek bilememiştim.
Yanımda 3 kelime Türkçeli güzel bacaklı dilber,
Hemen yanında da kör cahili, metrekareye 3 adete düşen cinsinden sakallı fiber...
Eee, Sümerbank, Atatürk, Ulus demek yasak.

Duble yol, banal yasa hatta muhteşem kanalı ne yapsak?
Bir de makarna reklamı program içi ürün yerleştirme.
Gel de tazminatsız kovulmayı seve seve kabul etme!!!
Neyseki yeni ufuklar geleceğe hep daha güzel ışıklar saçar.
Bu durumda yamak karşıya geçer, alaycı uslubuyla dike dike kafalarına çakar.
Evet yeniden başlıyorum
Ama bu kez non kaça, ne yemek ne de elbise derdinden bahsediyorum.
Yepyeni bir televizyon programı bu.
Bakalım kim izler kim dinler ama kim ipler diyorum... 

"3.2.1 Bugün Kime Giydirsem" adı.
Ulusal kanaldır yayın bantı.
ister uydudan ister internetten takıl.
Bir bakalım nasılmış sokaklarda akıl?
Türkiye Gençlik Birliği ile el ele.
Hem dış çekim hem stüdyo hatta gazete bayi içinde bile.
Bu durumda, kalır yolda katinanın makası.
Bir gol daha atarım kaleciye bacak arası.
22 Mart'tan itibaren her cuma geceyarısı.
Nasılsa birileri azar, yakında çıkartır benden acısını.
Varsın çıkarsın...
Zaten çıkarmazsan nağmert adamsın.
Başlıyorum kadın ve eylem;
Arkasından ulaşıma bir de göz atacağım hemen.
Ardından çocuk ve sokak. 

Konu bitmez ki bakınca bu topraklarda, ne yapsak!!!
Korkumu kaybettim bağnaz çakallların uluduğu topraklarda.
Çakma kurt bile kocamış ve köpeklerin maskarası olmuş Dilovası'nda
Ama bu kez yayın hem siyasi hem mizahi hemde doğaçlama
Sıkıysa izleme adı bile olay çıkardı çoktan medyada
3.2.1 Bugün Kime Giydirsem?
biraz daha kızdırlırlarsa diker geçerim herdem …

5 Mart 2013 Salı

Kent merkezinde fakirlere yer yok!




Barbaros Şansal, bu hafta Ayaspaşa, Ömer Avni Mahallesi Muhtarı Ayşen Bingöl’le buluştu, İstanbul’un en değerli binalarının bulunduğu Taksim’in yapılaşma sorunlarını ve ‘kadın muhtar’ olmayı konuştu.
BARBAROS ŞANSAL
barbarossansal57@hotmail.com
O gün; yurtdışında olduğumdan muhtarlığa bırakılan gereksiz bir dava celbini almak için İstanbul Ayaspaşa’da, Ömer Avni Mahallesi’ndeki muhtarlık bürosuna gittim. Ayşen Bingöl, o mahallenin muhtarı. Genç yaşta hayat mücadelesine girmiş, iki çocuk annesi kadın muhtarımız İstanbul’un göbeğinde tek başına adeta bir abide gibi duruyordu karşımda. Çağdaş Türk kadınının en güzel örneklerinden biriydi benim için… 
- Nasıl muhtar oldun? 
Burada doğdum, burada evlendim. Anlayacağın bu mahalleden hiç ayrılmadım. Eski muhtarımız ölünce atanarak bu göreve getirildim. Geçen seçimlerde de adaylığımı koydum, yüzde 90 oy alıp görevde kalmaya devam ettim.
- Hayatın bu mahallede nasıl geçti? 
1986’da Avusturya Lisesi’nde öğrenciydim; babamın ölümüyle okulu bırakmak zorunda kaldım, para kazanma derdine düştüm. Küçük bir esnaf lokantam var; babamın da bakkalı vardı. Önceleri baba mesleğini sürdürüyordum. Tam karşıma bir zincir market açılana dek de sadece bakkallık yapıp hayatımı kazandım. Sonra işler, rekabet halleri yetişemi-
yorsunuz haliyle; kapattım.
- Peki, geçindiriyor mu muhtarlık? 
Ayda 330-350 lira ödeme yapılıyor devlet tarafından. Bir de internetimiz ödeniyor hepsi bu. Sadece ikametgâh ve nüfus sureti verebiliyoruz 5 liraya ama kaymakamlıklar ücretsiz vermeye başlayınca insanlar haliyle buradan almayı tercih etmiyor. Bir de tebligat takipçiliği yapıyoruz yani postacılık. Eğer resmi ibrazlar sahibini bulamazsa bize bırakılıyor “Arayın bulun” diye.
- İyi de bu parayla nasıl döner muhtarlık bürosu? 
O yüzden bizim emektar bakkalı lokantaya çevirdim ya… İki de yetişkin kızım  var. Biri üniversitede yüzde 50 burslu okuyor. Babalarıyla ayrıyız. O da üstüne düşen görevi yapıyor olsa da gençlik işte, lüks ve asude bir semtte yaşayınca göz görünce gönül istiyor hep. Buradan kazandığımı hem muhtarlığa hem de çocuklarıma yatırıyorum. Kopup gidemem doğup büyüdüğüm mahallemden. 
HER YER OTEL, PANSİYON
- Peki, kadına şiddetin bu kadar arttığı, günde bir ya da iki kadının öldürüldüğü ülkemizde, hem de Taksim’in göbeğinde zor değil mi?

Biz 1. Bölge olarak çok şanslıyız, Beyoğlu 2. Bölge bahtsız bir bölge maalesef. Hem fakirlik var hem de eğitim sorunları… Üstelik çoğunun konutları kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılacak ve hepsi de kim bilir nerelere uzaklaştırılacaklar. Burada bile binaları otele, pansiyona çevirmeye başladılar; bu da aslında epey güvenlik sorunu yaratabilir ileride. Buralarda herkes birbirini tanır, bilir. Sonra başkalaşacak çok aşikâr.
- Ben de bu mahallenin sakiniyim ama nasıl bir mahalle aslında burası? 
Çok eğlenceli bir mahalledir. Belki de Türkiye’de tek kurtarılmış bölge denebilir. Tarihi Yarımada’dan Boğaz’a, Üsküdar’dan Adalar’a tam bir panorama olan bir yamaç… Latife Hanım’ın köşkü de, Katolik Süryani Kilisesi gibi çok özel mekânlar da saklı sokaklarında… Üstelik her kesimden insan var. Akademisyenler, tiyatrocular, milletvekilleri, öğretmenler, aktörler, balerinler hatta sizin gibi modacılar da var. Devlet memuru da var emekli de hatta işçi, öğrenci de... Ancak bu yıl rayiç bedel adı altında yeni değer tespitleri yapılacak. Şu küçük dükkâna bile ayda 600 lira öderken, belki de 3 bin lira ödeyeceğiz. Yani esnafın, orta hâllinin, fakirin varlığı istenmiyor artık kent merkezlerinde. Gelsin tanımadığımız Suriyeliler, Araplar, İngilizler… Yeter ki para gelsin, biz bina yapalım. Lüks satalım, vergi ve haraç alalım. Yetiyor sanılıyor ama bir fincan un lazım olsa akşam kapı duvar. Çoğu çalışandır mahallemizin, o yüzden hırsızlar gündüz gelir buralara.
- Evet ama bir de Ömer Avni Parkı, Park Otel inşaatı gibi hançerler de var böğründe bu bölgenin...
Ömer Avni Parkı birinci derece SİT alanıdır. İçeride bir metruk ev var. Komili Ailesi’ne ait. Çocukluğumda oturuyorlardı orada ama yolu olmayan bir yerdir. Tinerci, tecavüzcü, yan kesici gırladır oralarda. Üstelik parkın bir bölümündeki, yani o metruk evin hemen önündeki tarihi yapı, belediye tarafından kiralanarak kahve yapıldı. Ama saraya bakan kısmına… Gerisi zaten kimin umurunda? Siz de saldırıya uğradınız ya burada. Neyse ki artık mahallemizin ara sokakları, ana caddelerden daha güvenli. Ama tünel inşaatı yapılınca 6-8 metresini kesip aldılar canım yeşil Ömer Avni Parkı’nın. Dava açıldı ve kazanıldı ama mahkeme “Gitmiş artık yapacak bir şey yok” dedi. Park Otel ise zaten yıllarca süren başka bir utandırıcı mesele… Ayaspaşa Güzelleştirme Derneği başardı koca gökdelenin kaçak katlarını yıktırmayı, ancak şimdi nasılsa bir sokak ve bir sürü de eski binayı yutarak bloklar zincirine dönüştü. Yıllardır toz duman çimento püskürttü. Bir de eski bir fabrika olan Akbank binası vardır İTÜ’nün karşısında. Şimdi otel oluyor ama deprem güçlendirme yazıyor tabelasında. Süzer Plaza ise özel kanunla belediye sınırı değiştirilerek kurtarıldı yıkımdan.
Bir an gözümün önünde canlanıyor tüm bu çirkinlik abidesi binalar. Arada birkaç cumbalı ev ve birkaç kagir art-deko hâlâ gönlüme taht kuruyor. Nedir bu rantiyenin doymak bilmez şehveti ve arsızlığı derken aklıma geliyor, ‘engelli geçişi’ diye kırık dökük sarı benekli taşların döşendiği ihaleler. Tabii yersen ama “Kefenin cebi yok beyler” derler.
- “Mahallenin muhtarı mısın?” derler; her şeyi bilir misin buradaki? 
Aklınıza gelecek her şey için telefon açılıyor. Yolda karşılaşınca da yılların verdiği samimiyetten hep sohbetler koyulaşıyor.
- Mahallemiz çok yokuşlu, çok dik ve tarihi bir bölge. Beyoğlu Belediyesi’nin hem Şişli’ye hem de Beşiktaş’a sınırı olan tek yeri. Ama ben çok ihmal edildiğini düşünüyorum. Yollar, kaldırımlar rezil durumda. Hele de değnekçi şirketler! Kaldırım önlerini parsellemişler. Afet nedeniyle, park yasağı olan İnönü Caddesi’ndeki durum içler acısı. Neden biz üvey evlâdız? 
Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan seçilerek göreve geldi. Sorunlarla ilgili ulaştığımda bana, “Çalışma şevkim kırılıyor orası için” dedi. Bir şey yapmaya kalktığında hemen tepkiyle karşılaştığını söyledi.
- Neden? Bu bölgenin onun kayıtlı olduğu siyasi partiye oy vermemesinden mi kaynaklanıyor bu durum? 
Mahalleli de haklı biraz. “Şimdiye kadar neredeydin?” diye soruyor Başkan’a. İki dönemdir başkanlık yapıyor ve bunca yıl sonra ilk kez Kabataş’tan İnönü Caddesi’ne çıkan yokuşu yaptı.
- Evet, ama Yoğurtçu Sokağı’ndaki tarihi duvar ve merdivenler imha edildi ve yerine de koca bir kazulet, ucube mimarili bir otel konulabildi. 
Aslında o merdivenler çok daha güzel olacaktı ama otelin garajına araba giriş izni vermedi mahalleli, imzalar topladı ve Ankara Anıtlar Kurulu’na dek ulaştırdı. Sonunda da başardı ama bu sefer, otelciler aralardaki arsaları da alıp bahçeleri imha edip başka bir sokaktan birleştirdiler.
ZEMİN KATLAR GÖMÜLÜYOR!
- Peki, sana imkan verilseydi ne yapardın mahallede? 

Burası çok özel bir bölge. Kafasına göre imar uygulayanlar dolu. İlk iş, gömülmekte olan mahallemizi kurtarmak isterdim. Birçok binaya artık iniliyor ne yazık ki… Durmadan kilit taşı döşenip, beton atılıp asfalt döküldükçe binalar mezara dönüşüyor. Zemin katlarda yaşayanları ölmeden gömüyor sistem. O yüzden Arnavut kaldırımı yapardım tüm sokakları.
Ayşen Bingöl bu, yapar mı yapar! Benim muhtarım hem acar hem de vefakâr. Teşekkür edip ayrılıyorum yokuş yukarı. Mahkeme celbi elimde. Oysa mahkemeyi meşgul edenler önce hizmet etmeyi öğrensinler mahalleme. Çünkü bizim vergiler, bizim yatırımlar ve bizim üretimimizle kazanıyor. Siyasilere para ödüyor bu ülke. Eve vardığımda yırtıp atıyorum mahkeme celbini. ‘Neticede istediği sadece para, ceza’ diye kapıyorum çantamı, atıyorum arabaya. Nasılsa bütün yollar çıkar bu hafta sonu Roma’ya…

Teşvikiye Cenazeleri!



Her nedense pek bir popüler oldu Şişli Belediyesi sponsorluğunda cenazeler,
Her hafta bir başka cenaze canlı yayın stüdyosuna benzer.

Ölene lafım yok, mukadderata da,
Ama başbakanın söylediği gibi nekrofili ( yani ölü seviciliği ) geliyor bu manzara karşısında aklıma.

Lüks mü lüks araçlar beliriyor caddenin beşiktaş yönünden,
Bir kaç cemaat üyesi henüz şadırvanda abdest alma derdindeyken.

Meraklı bakışlar cami duvarının döküm demirleri ardında,
Biraz kırmızı keçe halı, bolca kağıt, kurdeleli metal çelenk yanında.

Laciler içinde, baylar tekmili birden altın saatleri ile kol kolalar,
En öne ve yanlara koltuklar dizilmiş, sanırsın gazinoda matinalardalar.

Marka twill eşraplı, krokodil çantalı bayanlar var diğer yanda,
Hafifçe kayınca ipekli kaynaklı saçlar dökülür omuzlara.

Koca koca taşlı güneş gözlükleri maske,
Ama silikon botoks dolgu zaten şahane.

Kıpkırmızı bir de ruj işte cenazede mulen ruj,
Yakalara birer vesikalık fotokopi resim.

Muhakkak ki belediye reisi, dernek başkanı, iş adamı derdi değil ki geçim,
Elbette bolca magazin kamerası,
İbadet matemde adeta apış arası.

Meraklı gözlerle süzüyor herkes birbirini,
Cadde boyu akıp gidiyor hayatın öteki yüzündeki işlevi.

Dolmak bilmez zincirlikuyu'ya yolculuk,
Ha para çoksa ulus mezarlığında 300 bin dolara bolluk.

Timsah gözyaşları arasında dedikodu,
Birde kaleminden meni damlayan gazeteci ordusu.

Eksik kalmaz kapkaçcı, dilenci ve tinerci etrafta,
Her cenazede şarkı çalınsa bari adı gönlüm hovarda.

Poz poz resimler canlı yayın araçlarından yelloz dilberlerle resimler,
Saç ektirmiş yeni amcası,
Meğerse toplantısı varmış paraya bakan borsası.

Helal ederler haklarını hep bir ağızdan,
Bilmezler ki günah çıkmış 7 boğum boğazlarından.

Bir de alkış tufanı kopar malum sahnede,
Retorik tiyatroyu bile geçer bu merasim haberlerde.

Derken dağılmaya başlar saflar,
Birazdan brasserie'de bekler şarap dolu karaflar.

Grissini kılığında kazık krik krak,
Biraz pizza, biraz tagliatelle ciyak ciyak.

Dolsun alış veriş poşetleri ellere,
Yetmedi bir kaç poz resim, birazda yer vermeli haftalık mastübatiflere.

Etmiyorum hakkımı helal,
İslamın felsefesinde böyle şatafat ve cenaze kutlaması mı var ?

Akşamına kesin gelir kokteyl parti,
Gazinodan, neondan ekranlardan inmiş isimler,
Belki de iki minare arası, mahya olur yeniden şöhretlenirler!

Barbaros Şansal
barbarossansal57@hotmail.com
@barbarossansal
facebook/terziyamagi

BİR KADIN PORTRESİ



Var ol muhtar kadın...


Bir kadın portresi,
İstanbul'un göbeğinde saray arkasında bir bakkal kızı olarak doğdu,
Yabancıların sanatçıların, entellektüellerin hatta zengin burjuvanın de bulunduğu arnavut kaldırımı sokaklarda seksek oynayarak büyüdü. Mahallesindeki ilk okuldan sonra ailesinin büyük fedakarlıkları ile yabancı bir koleje yazıldı. Okulun en başarılı öğrencilerinden biri olarak eğitim hayatını sürdürüyordu... İstanbul'da bir genç kız olarak hayatı tadıyordu...

Derken ölüm ansızın çaılverdi kapıyı.
Esnaf olan bakkal babayı alıverdi aileden aniden,
Mecburen okulu bırakıp bakkalın başına geçmekten başka çare kalmamıştı ona,
Onuruyla çalışmaya başladı henüz 17'li yaşlarda...

Kira, geçim, vergi derdi geldi ama başarmıştı hepsini.
Ta ki bir süpermarket zinciri ara sokaktaki bakkalının karşısında alınca yerini,
Kahraman bakkal süpermarkete karşı oyununa feyz olmutu bile hikayesi...

Gazeteler, dergiler ondan bahstmeye başlamıştı ki,
kapatmak zorunda kaldı ailenin tek geçim kaynağı olan ekmek teknesini...
Esnaf lokantasına döndürdü o da leziz ev yemekleri yapan,
çünkü doğup büyüdüğü yerdeydi ona hayatı hayat yapan.

Derken sevdi ve evlendi olgunluğunda,
iki de kızı oldu henüz hayata ancak doğrulduğunda.

Yürümeyen evlilik çatırdatınca yuvasını, tek çare dul olarak yaşamaktı.
Gururla büyütttü kızlarını, biri üniversite bir lisede eksiksiz idi okulları...

Derken mahllenin yaşlı muhtarı öldü.
Bu durumda atamayla yeni görevi ona göründü,
Bir kadın muhtardı artık gönüllü.

Tarihi camilerin, konsoloslukların, hastahenlerin, lüks otellerin hatta üniversitelerin ve bankaların muhtarı oluvermişti birden.
İşini eksiksiz yapıyordu hiç durup dinlenmeden.

Derken yerel seçimler geldi ve oyların %90'ını alarak yeniden muhtarlığa seçildi.
Beyoğlu birinci bölgede kadın muhtar olmak hiç de kolay değildi.
Rantiyenin, rüşvetin şehrin içine kol saldığı,
Fuhuşun, tinercinin haraca bağlandığı,
Hatta imarın enkaz altında bıraktığı,
Fakirlerin ise mahallesinde sökülüp atıldığı yerde devam etti mücadelesine...

Değişiverdi kanunlar, ayda 350 tl maaş bağladılar birden bire.
İkamet ve nüfusVsuretini de 5 lira yaptılar.
Ama kaymakamlıklarda bedavaydı artık belge.
İnternet ve elektrik parası küçüçük oda muhtarlığa yeter de artar mıydı sizce?

Şimdi merdiven başındaki lokantası, yemyeşil çiçeklerle bezeli.
Sokaklardaki tüm sahipsiz hayvanları da bakımlı ve küpeli.
Pırıl pırıl saçları, ışıl ışıl gözleri ile her şeye göğüs germeyi de becerdi.
Bu coğrafyanın en güzel kadın örneklerinden biri olduğunu gösterdi.
Sağ ol, var ol kadın muhtar...
Çünkü, bu ülkede erkeklerin çoğu senin başardıklarının yüzde birini zor yapar.