Çok doğru, süratle değişiyoruz..
Bu öyle hızlı oluyorki sanırım deliriyoruz..
Sevmeyi saymayı unuturken savdıklarımızla cebelleşiyoruz…
-Hülya ne bağış yapıyorsun bakalım ?
-10 000 benden hanımefendi, sel mağdurlarına.
-Yazın deftere 50 000 Hülya hanıma …
- Ajda akıllı ortalarda yok nasılsa !
Bunların sandık ve küp altınları bitmiyor, hazine avcıları ise kelle koltukda geziyor…Kiminin babasından, kiminin anneannesinden gelen altınlar harca harca bitmiyor..
Sokağımda aç ve çöpden beslenen yüzbinlerin yanısıra milyonlarca Üniversite mezunu genç ise ahmakça iş bekliyor, Biryanda ilahi komdei olarak yeryüzündekilere merhamaet göstermeyenler gökden rahmet diye dua eder , aslında yağacakdır belkide bir gün başlarına şer..
Çocuk pornosu , hayvana şiddet. Sosu ise iş dünyasında bolca rüşvet. Her yerde olmuş dolmuş pazar, yok ki ülkemde üretimde bisiklet. En zengin gayrimüslim aile üretmekde hala tadında kokusunda ve renginde şekersiz jiklet ..
Hadi çek jikleyi Yamak’ Nasılsa olduk ahmak salak !
-Hey terzi sana elbise başı 1000 Tl veririm. Kumaşı da kendim getiririm..
Astarı yüzünden pahalı bir hayatın girdabına sürüklenirken gözlerimizin önünde olup biteni dehşetle izliyoruz ..
Açlıp saçılırken resmen defekasyon içinde yüzüyoruz…
Kimi odalık odacısı modacı, kimi sopalık torbacısı bolcalı..
Al da yap, yay ve sat hatta var da yap ve yap da sat arasında hoplatılıyoruz …Tekstil, turizm ve inşaat lokomotifinde kömür vagonu olan yatırım, istihdam ve kdv yerine servis kalite ve güvence sunamıyoruz..
Devşirmeden hallice, bazen de hali pek bellice; kimler kimler bir bir akıp, bakıp, bayıp geçit resmi önümüzde…
İşte tum bu keşmekeş içinde bir minik olay var ki gözden kaçıyor, İntaharlar hızla arterken tecavüzler sessizce sümen altına atılıyor. Güzide mütecaviz medyamız ise hala afyon yutturup, pış pış uyutmak için her devrin adamları ile yatakda alem yapıyor.
Ahlaksızlık ise eşcinsellik , peki kim de varmış düz cinsellik? İnsanların %10 unun eşcinsel, diğer %10 unun heteroseksüel olduğunu düşünürsek aradaki % 80 seksüel bu durumda ne yapdığını hala bilemiyor..
Cinsel ve dinsel devrimleri eksik toplumlar bataklıkda çarnaçar boğulurlar..Dünya düzeni değişirken, Eisenhover doktrini ve Wilson haritaları ile hesapları doğrulturlar..
Bilişim , değişim ve elden gitmekde herşeyim , bu durumda bende Tarkan gibi canlı yayında çişim geldi mi demeliyim ?
Bu durumda önden vermedim bakirim ama gün gelince elbet isteyenin ermine amadeyim amirim ☺
Devşirelim devleşelim kimse farkına varmadan bu toprakları niteliksiz leş ile besleyelim …
Terzi Yamağı
“2023’e Hikâyeler” adlı gösteri zincirinin de isim babası olan Barbaros Şansal, bir yandan ulusal markalaşmayı sürdürürken, şimdilerde ise Yıldırım Mayruk Moda Laboratuarında Türkiye’nin en önemli moda arşivini planlamakta. Küresel organizasyonların yanı sıra, eğitim vermek üzere de yaratıcı stratejiler oluşturmaya çalışmakta…”
Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.
10 Ekim 2010 Pazar
1 Ekim 2010 Cuma
Afife’den bir içimlik, Beyoğlu’ndan geçimlik !..
Bir varmış pek yokmuş, çok varmış ama aslı yokmuş,
Yıllar yıllar once, İstanbul’un nadide kıyı köylerinden Yeniköy’de bir kız çocuğu doğmuş.. Sarı saçlı, mavi gözlü ve endamı epey parlak kız bebek o zamanlar pek hoşmuş. Büyüdükçe, serpildikçe, bol bol sevgililer ile geliştikce namı epey almış yürümüş; Ama cep delik, cepken delik ailesi nedeniyle hala üstü başı bile yokmuş ..
Nasıl olmuşsa olmuş bir şekilde hem hukuka hem kendine hakim bir beyden aniden bir umut doğmuş?
Pak, ak delikanlı erler gidip geldikçe, hayat süratle değişmeye başlamış. Sude’den südyen emanet olunca da yapılacak iş şimdi okuyacaklarınıza kadarmış...
Yıllar yıllar geçmiş. Arı gibi çalışkan butikçiden, gece kulüpçülerine dek cepleri denk daha kimler kimler gelmiş geçmiş. Ama gelgit akıllı hanım pek değişmemiş… Şıklığını bismillah , iri göğüslerini selah ve güzelliğini bir silaha dönüştürmeyi de bir hayli becermiş.
Ak, pak günlere gelmeden öncede bakın daha neler sezermiş!
4. Levent Villalarından birinde, kendi gibi sarışın ve renkli gözlü bir zengin oğlunun yanında nasılsa yeniden doğmuş..Meğerse, Kadir kıymet oğlunu da bilir olmuş.
Artık adı sosyetik güzeli bulmuş, Ancak yanına yanaşdığı herkesi zehirli sarmaşık misali boğar olmuş.. O yıllardaki bahse konu genç adamın kafası bu mahsun prenses kılıklı kadın yüzünden ve taşıdığı uyuşturucudan çorba tabağında bile bulunmuş..
Ama, asıl meşhur polis baskını öncesi, kediler, o villada ağaçlara asılır, idam edilir, kesilir ve kanları soğumadan içilerek yapılan ayınlerle de coşmuşmuş..
Şarkıcı, erotik yıldız, manken, balerin bu hanımın hayatında zaten pek bolmuş. Ancak daha dol karabakır dol dol şarkısı yeni okunurmuş…
Yıllar yıllar geçmiş, hala yolu yokuş değil değiş tokuşmuş..
İstanbul’un beş yıldızlı otellerinden birinde bir gece yangın alarmı coşmuş. Meğerse, evli adamın karısı oteli basıp henüz kanunlarda bu işler zina iken genel müdürü bile koşturup konuşturmuş.. Biricik prensesimiz otelden atılmış ama, koynundaki adam zaten dumanlı kafası ile boş boş bakar ve herdevre koşar olmuş..
Peki peki anladık da, hala alıncak yol çokmuş….
Gelelim masalın sadedine.
Dini imandan ettirenine ; Birkaç kabe ziyareti bile bu işe şaşar dururmuş..Ancak, Azra’nın galerisinin kapısında Azrail nöbet tutunca Yamak hesap sorar, durum mütalasını şöyle bir durudurmuş,
Gökden 3 elma düşmüş:
1. Bir buçuk yıl şahsi seyahat pasaportumu alıkoyan bu sultanın mihsab kılıklının teyzesi ile ozamanlar alakası varmıymış?
2. Soğuk nevalenin acaba kocasının taklid kitabının benle ne alakası varmış ?
3. Kuzeni neden benim bir akrabamın kızı ile evil olduğu halde bu ülkede bunlara cüret edermiş ?
Şimdi Azraili ve Cebraili benim cebimde soğuya dursun
Delikanlı olan gelsin bana birde ayna tutsun …
Gel beri gel ey sufi hiçi , belki karnındadır veledi zinanın hiçi ..
Belediye yamağı !
Yıllar yıllar once, İstanbul’un nadide kıyı köylerinden Yeniköy’de bir kız çocuğu doğmuş.. Sarı saçlı, mavi gözlü ve endamı epey parlak kız bebek o zamanlar pek hoşmuş. Büyüdükçe, serpildikçe, bol bol sevgililer ile geliştikce namı epey almış yürümüş; Ama cep delik, cepken delik ailesi nedeniyle hala üstü başı bile yokmuş ..
Nasıl olmuşsa olmuş bir şekilde hem hukuka hem kendine hakim bir beyden aniden bir umut doğmuş?
Pak, ak delikanlı erler gidip geldikçe, hayat süratle değişmeye başlamış. Sude’den südyen emanet olunca da yapılacak iş şimdi okuyacaklarınıza kadarmış...
Yıllar yıllar geçmiş. Arı gibi çalışkan butikçiden, gece kulüpçülerine dek cepleri denk daha kimler kimler gelmiş geçmiş. Ama gelgit akıllı hanım pek değişmemiş… Şıklığını bismillah , iri göğüslerini selah ve güzelliğini bir silaha dönüştürmeyi de bir hayli becermiş.
Ak, pak günlere gelmeden öncede bakın daha neler sezermiş!
4. Levent Villalarından birinde, kendi gibi sarışın ve renkli gözlü bir zengin oğlunun yanında nasılsa yeniden doğmuş..Meğerse, Kadir kıymet oğlunu da bilir olmuş.
Artık adı sosyetik güzeli bulmuş, Ancak yanına yanaşdığı herkesi zehirli sarmaşık misali boğar olmuş.. O yıllardaki bahse konu genç adamın kafası bu mahsun prenses kılıklı kadın yüzünden ve taşıdığı uyuşturucudan çorba tabağında bile bulunmuş..
Ama, asıl meşhur polis baskını öncesi, kediler, o villada ağaçlara asılır, idam edilir, kesilir ve kanları soğumadan içilerek yapılan ayınlerle de coşmuşmuş..
Şarkıcı, erotik yıldız, manken, balerin bu hanımın hayatında zaten pek bolmuş. Ancak daha dol karabakır dol dol şarkısı yeni okunurmuş…
Yıllar yıllar geçmiş, hala yolu yokuş değil değiş tokuşmuş..
İstanbul’un beş yıldızlı otellerinden birinde bir gece yangın alarmı coşmuş. Meğerse, evli adamın karısı oteli basıp henüz kanunlarda bu işler zina iken genel müdürü bile koşturup konuşturmuş.. Biricik prensesimiz otelden atılmış ama, koynundaki adam zaten dumanlı kafası ile boş boş bakar ve herdevre koşar olmuş..
Peki peki anladık da, hala alıncak yol çokmuş….
Gelelim masalın sadedine.
Dini imandan ettirenine ; Birkaç kabe ziyareti bile bu işe şaşar dururmuş..Ancak, Azra’nın galerisinin kapısında Azrail nöbet tutunca Yamak hesap sorar, durum mütalasını şöyle bir durudurmuş,
Gökden 3 elma düşmüş:
1. Bir buçuk yıl şahsi seyahat pasaportumu alıkoyan bu sultanın mihsab kılıklının teyzesi ile ozamanlar alakası varmıymış?
2. Soğuk nevalenin acaba kocasının taklid kitabının benle ne alakası varmış ?
3. Kuzeni neden benim bir akrabamın kızı ile evil olduğu halde bu ülkede bunlara cüret edermiş ?
Şimdi Azraili ve Cebraili benim cebimde soğuya dursun
Delikanlı olan gelsin bana birde ayna tutsun …
Gel beri gel ey sufi hiçi , belki karnındadır veledi zinanın hiçi ..
Belediye yamağı !
ALIŞIN VERİŞİN ! PARA PEŞİN ADI KIRMIZI MEŞİN !..
O da oldu! Beyaz geceler kutsal kitap Boğg’un emri ile yurdumuza bir geldi pir geldi ve pilatesden davlumbaz gibi gülümsetmeyi becerdi..
Çişantaşı, Bağdat Avenue ve Peachthinyeah’de o gün 50 milyon dolarlık alışın verişin becerildi ! Gecenin 12 sine dek, kredi kartlarında 3-5 taksitlik yer kalmış tüm transvestiyer kılıklı bir çok silikonlu güzel ile birlikde moda kurbanı olmuş ahmak bir güruhda figuran olarak rezil edildi ..
Ben medyanın yalancısıyım ; o gün en çok rağbet gören ürün ‘’İstanbul Fashion Night Out’’ adlı 25 tl lik tişörtlerdi.
Sadabad kılıklı medya, menekşe mendilim düşeye düşmüş, uzun eşşeğe yatmış arsız kredi kartı şirketleri aptalların cüzdanlarındaki veresiye emeği bir kez daha becermişdi ..
Aynı gün ben ise, 30 derecelik rutubetli bir İstanbul yazında Seda Sayan programı için Video kaydı yapmak üzere Show tv ekibi ile Bakırköy İncirli Halk pazarına giriyordum !
Madem Seda Sayan’a çıkacağım Madem Doğan Medya gurubunda ve diğer bazı ulusal medya kurumlarında bana ekran ya da gazeteleri yasak iken şimdi özgürlük verildi ; Eh, bu ülkede pazara girmek için Seda hanımdan daha uygun ünlü mü vardı? Zaten Hülya Avşar geçen sene Habertürk’de altyazı isteyince o gece ekranlar hepden en akıllı kadına dar gelmedi mi? . Bu durumda ben de Sayan ile Ortak Pazara bile girerim , bakalım eğlence kalırmıydı ?
Herneyse,
Seda Sayan’ın o gün tansiyonu düşünce gelemediği için dünya tatlısı bir ekip ile giriverdik alış verişin ta içine ..
Format yabancı pazar tanıdık , İlk günkü gibi Show’da Pazar Sürprizi kimlikler adeta satılık !
Onlar, zenginlerin ayrı, orta sınıfın kapalı, fakirlerin ise kapıdan bile giremediği mekanlarına beni içeri sokmak için ter ter tepindiği halde bende ipliklerini çıkarmak üzere Pazara giriverdim bile !
Çakma çanta, gözlük pabuç bir yana neyin orijinali yokdu ki aslında tezgahlarda.. İlk durak derici. Para meşin ama kredi kartıda sattırıyordu leşini alışmadan peşin ! 199 liralık montun aynısı Abdi İpekçi’de 700 e satışdaydı.. Bir sonraki durak çorapcı zaten çokdan ekrandaydı. , Tanesi bir teklik olunca ,benden başına çorap değil ama Seda Sayan yayınına beşibirlik, bir sayıda hediyem çantada oluverdi keklik !
Kışlık kapalı havuzlarında ve bodrum plajlarında giydikleri sosyetenin mayocusundan kıvrılıp, kemerciye varıyoruz, 5 tl ye defosu olan sarah dan parti malı kemeri şak diye kapıyoruz , Geçit altındaki ahşap oyuncakcıdan geçip yayageçidinin berisindeki elbise tezgahına demir atıyoruz . Çünkü orada benim Anadolu’dan tanıdığım pırıl pırıl bir genç delikanlı öğrenci kardeşimin de olduğu bir tezgah var . Kimileri’’hayat pahalı başbakan ucuzlatsın’’ diye ekrana sızmaya çalışırken kimleride hayat akıp giderken, prodüksiyon ekibinin kadraj nedeni ile kestiği yollardaki güçlü adeleli kollara da takılıyordu zaten..
Gürcan; Ata avisi gözlerini umutla yarınlara dikmiş haftanın beş günü sabah 4 de kalkıp ailesi ile pazar pazar gezen bir genç.. Aynı zamanda bir ünivesitemizde mühendis olmak üzere eğitmeye çalışıyor kendisini .. Kısacık söyleşide günde 20-30 tl kazanabildiğini, tüm aile çalıştıklarını anlatıveriyor gurur ile ..
Pazardan ayrılırken ülkem bir kez daha çırılçıplak gözlerimin önünde !
Eskiden Saraylardaki kadınlara elbiseler dikilirdi , sonra pazarlardaki kadınların yaptırdığı köşklere don bulumadı ..
Biliyorum ki o pazarcı genç, bir gün Sarayları , Köşkleri bırakıp bir Halkevi dikecek , Pazara kadar değil mezara kadar sevmek ve saymak zamanı gelince gürleyip esecek!
Pazar Yamağı
Çişantaşı, Bağdat Avenue ve Peachthinyeah’de o gün 50 milyon dolarlık alışın verişin becerildi ! Gecenin 12 sine dek, kredi kartlarında 3-5 taksitlik yer kalmış tüm transvestiyer kılıklı bir çok silikonlu güzel ile birlikde moda kurbanı olmuş ahmak bir güruhda figuran olarak rezil edildi ..
Ben medyanın yalancısıyım ; o gün en çok rağbet gören ürün ‘’İstanbul Fashion Night Out’’ adlı 25 tl lik tişörtlerdi.
Sadabad kılıklı medya, menekşe mendilim düşeye düşmüş, uzun eşşeğe yatmış arsız kredi kartı şirketleri aptalların cüzdanlarındaki veresiye emeği bir kez daha becermişdi ..
Aynı gün ben ise, 30 derecelik rutubetli bir İstanbul yazında Seda Sayan programı için Video kaydı yapmak üzere Show tv ekibi ile Bakırköy İncirli Halk pazarına giriyordum !
Madem Seda Sayan’a çıkacağım Madem Doğan Medya gurubunda ve diğer bazı ulusal medya kurumlarında bana ekran ya da gazeteleri yasak iken şimdi özgürlük verildi ; Eh, bu ülkede pazara girmek için Seda hanımdan daha uygun ünlü mü vardı? Zaten Hülya Avşar geçen sene Habertürk’de altyazı isteyince o gece ekranlar hepden en akıllı kadına dar gelmedi mi? . Bu durumda ben de Sayan ile Ortak Pazara bile girerim , bakalım eğlence kalırmıydı ?
Herneyse,
Seda Sayan’ın o gün tansiyonu düşünce gelemediği için dünya tatlısı bir ekip ile giriverdik alış verişin ta içine ..
Format yabancı pazar tanıdık , İlk günkü gibi Show’da Pazar Sürprizi kimlikler adeta satılık !
Onlar, zenginlerin ayrı, orta sınıfın kapalı, fakirlerin ise kapıdan bile giremediği mekanlarına beni içeri sokmak için ter ter tepindiği halde bende ipliklerini çıkarmak üzere Pazara giriverdim bile !
Çakma çanta, gözlük pabuç bir yana neyin orijinali yokdu ki aslında tezgahlarda.. İlk durak derici. Para meşin ama kredi kartıda sattırıyordu leşini alışmadan peşin ! 199 liralık montun aynısı Abdi İpekçi’de 700 e satışdaydı.. Bir sonraki durak çorapcı zaten çokdan ekrandaydı. , Tanesi bir teklik olunca ,benden başına çorap değil ama Seda Sayan yayınına beşibirlik, bir sayıda hediyem çantada oluverdi keklik !
Kışlık kapalı havuzlarında ve bodrum plajlarında giydikleri sosyetenin mayocusundan kıvrılıp, kemerciye varıyoruz, 5 tl ye defosu olan sarah dan parti malı kemeri şak diye kapıyoruz , Geçit altındaki ahşap oyuncakcıdan geçip yayageçidinin berisindeki elbise tezgahına demir atıyoruz . Çünkü orada benim Anadolu’dan tanıdığım pırıl pırıl bir genç delikanlı öğrenci kardeşimin de olduğu bir tezgah var . Kimileri’’hayat pahalı başbakan ucuzlatsın’’ diye ekrana sızmaya çalışırken kimleride hayat akıp giderken, prodüksiyon ekibinin kadraj nedeni ile kestiği yollardaki güçlü adeleli kollara da takılıyordu zaten..
Gürcan; Ata avisi gözlerini umutla yarınlara dikmiş haftanın beş günü sabah 4 de kalkıp ailesi ile pazar pazar gezen bir genç.. Aynı zamanda bir ünivesitemizde mühendis olmak üzere eğitmeye çalışıyor kendisini .. Kısacık söyleşide günde 20-30 tl kazanabildiğini, tüm aile çalıştıklarını anlatıveriyor gurur ile ..
Pazardan ayrılırken ülkem bir kez daha çırılçıplak gözlerimin önünde !
Eskiden Saraylardaki kadınlara elbiseler dikilirdi , sonra pazarlardaki kadınların yaptırdığı köşklere don bulumadı ..
Biliyorum ki o pazarcı genç, bir gün Sarayları , Köşkleri bırakıp bir Halkevi dikecek , Pazara kadar değil mezara kadar sevmek ve saymak zamanı gelince gürleyip esecek!
Pazar Yamağı
Surmanset..
Bir zamanlar Orhan Boran ve Yuki’den sınıf atlamış, Tarık Gürcan’ın davudi sesinde enginlere yelken açmışdım . Daha sonra gazeteci Ümit Deniz’in oğlunun Çallı tarafından yapılmış duralit üzeri yağlıboya tablosunun, Pürtelaş sokakda, köhne arabalı bir eskiciye 2 şişe ucuz şaraba satılışına hayret ederek bakakalmışdım . İşte bu yüzden bu hafta size güzide medyamızdan başka bir ibret hikayesi geliyor …
Kavanoz dipli dünyamız, kimine kavun kimine kelek; Bazılarına ise elbetde baklava börek davransa da, tencere dibin kara benimki senden kara da var nasılsa bu yaşamda.
Ancak lekeli melek olur mu ardında alaleten ve kaktırarak dolaşanlar oldukça?
Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar guya diplomat kızı çok bilmiş bir kızımız varmış . Hırs ve ihtarasın gözünü bürüdüğü, heryerde ve her daim nöbetçi olarak şan, şöhret, para ve güç ararmış. Kadıköy’lü zengin bir aileye gelin gittikden çok sonra foyası ortaya çıkmış. Ancak, apartopar çocuğu ile kapının önüne konulmuş olsa da, o soyadının bedeli geri alınmışmış. Hemde mahkeme kararı ile. Eee sonunda hiç darılılırılmıymış?.
Önceleri bir ulusal kanalın ikinci kanalında, gecekondu mahallelerinin kapısını çalıp, o garibanları stüdyoya alıp, cam odada havadan para döküp sadaka toplatarak başlamış malum medyamıza girmeden once..
Derken, bir gazeteye kapağı moda yazarı olarak attığında çokdan zengin eşinden ayrılmış olarak belirivermiş.
Hemen bir çengelini köşelerdekinden birine atıvermiş.
Tanışımın o yıllardan geldiği hanım, Ömer Hayyam’ı bilmediğini sergileyivermişdi defilelerimizden birinde.
Kimi zaman holiganlar için karanfiller bile sermişdi merkezlerde.. Yürü ya kulumun gelişi, güçlü eşinin kanserden ölmesine denk geldiyse bile sonrasında gizli asıl hikaye..
Basın Ekspres yolu henüz şaha kalkmışdır. Selde yağmacı denen halk , Çiller’in topuk sesleri başlığından çok sonra oraya taşıttırılmışdır.. İşte o yıllarda, ilk kez müstakbel eşi ile bir kokteyle gidecek bu kadın elbise derdine düşmüş ancak kalçasının yarısını açıkda bırakan elbiseyi deneyince beyninden vurulmuşa dönmüşdür..O gün, o aynadan, sırtı dönük vaziyetde kendisini süzdüğünde gözlerdeki ihtiras beni bile ürkütmüşdür. Yıllar sonra aldığı elbiseyi hiç giymediğini söylerken ‘’Neden aldınız?’’ dediğimde ‘’ Siz arkasından bakılacak kadınsınız elbisenin dekoltesine bakmamalısınız ‘’ dediğimi hatırlatmışdır..
Günümüzde o günlerden bu güne silicon, botox ve yağdokusu ile yüzsüz yüzü ay parçasına dönmüş olsa bile o gözlerdeki hırs kıskançlık ve heraset aynen dururmuş yerli yerinde..
Kimi zaman ılıman islamcı kadın yazarlar ile milyon dolarlık rüşvet çantaların gezdiği lüks evlerde, kimi zaman sosyete düğünlerinde adeta ger ger geriniricesine gezse de;
Biliniz ki; Hem laik, hem demokrat, hem entellektüel, hem yardımsever, hem bilgin, hemde Anakraliçedir kendince..
Ancak giridiği her kurumda kadın kadını parçalar teriminin en belirgin örneğini sergilese de, son manevra biraz dikkat çekdi bu günlerde…Vatanını seven , bakanını kerizleyen olur mu olur, yarınlarda elbet olan biten doğruyu bulur …
Şarkıcıdan gazeteci oluyorsa , eh gazetecinin soyundanda şarkıcı olacakdır gayretle işte gerçekdir bu okuyun ibret ile..
Kıssa dan hisseye gelince,
Eski patroniçenin mezecisinden insan peynir yeme derdine girerse; Gün olur devran döner , keser döner sap geçmişdeki bazı kayıtlı belgelere söver mi sizcede?
Terzi yamağı Barbaros Şansal
Kavanoz dipli dünyamız, kimine kavun kimine kelek; Bazılarına ise elbetde baklava börek davransa da, tencere dibin kara benimki senden kara da var nasılsa bu yaşamda.
Ancak lekeli melek olur mu ardında alaleten ve kaktırarak dolaşanlar oldukça?
Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar guya diplomat kızı çok bilmiş bir kızımız varmış . Hırs ve ihtarasın gözünü bürüdüğü, heryerde ve her daim nöbetçi olarak şan, şöhret, para ve güç ararmış. Kadıköy’lü zengin bir aileye gelin gittikden çok sonra foyası ortaya çıkmış. Ancak, apartopar çocuğu ile kapının önüne konulmuş olsa da, o soyadının bedeli geri alınmışmış. Hemde mahkeme kararı ile. Eee sonunda hiç darılılırılmıymış?.
Önceleri bir ulusal kanalın ikinci kanalında, gecekondu mahallelerinin kapısını çalıp, o garibanları stüdyoya alıp, cam odada havadan para döküp sadaka toplatarak başlamış malum medyamıza girmeden once..
Derken, bir gazeteye kapağı moda yazarı olarak attığında çokdan zengin eşinden ayrılmış olarak belirivermiş.
Hemen bir çengelini köşelerdekinden birine atıvermiş.
Tanışımın o yıllardan geldiği hanım, Ömer Hayyam’ı bilmediğini sergileyivermişdi defilelerimizden birinde.
Kimi zaman holiganlar için karanfiller bile sermişdi merkezlerde.. Yürü ya kulumun gelişi, güçlü eşinin kanserden ölmesine denk geldiyse bile sonrasında gizli asıl hikaye..
Basın Ekspres yolu henüz şaha kalkmışdır. Selde yağmacı denen halk , Çiller’in topuk sesleri başlığından çok sonra oraya taşıttırılmışdır.. İşte o yıllarda, ilk kez müstakbel eşi ile bir kokteyle gidecek bu kadın elbise derdine düşmüş ancak kalçasının yarısını açıkda bırakan elbiseyi deneyince beyninden vurulmuşa dönmüşdür..O gün, o aynadan, sırtı dönük vaziyetde kendisini süzdüğünde gözlerdeki ihtiras beni bile ürkütmüşdür. Yıllar sonra aldığı elbiseyi hiç giymediğini söylerken ‘’Neden aldınız?’’ dediğimde ‘’ Siz arkasından bakılacak kadınsınız elbisenin dekoltesine bakmamalısınız ‘’ dediğimi hatırlatmışdır..
Günümüzde o günlerden bu güne silicon, botox ve yağdokusu ile yüzsüz yüzü ay parçasına dönmüş olsa bile o gözlerdeki hırs kıskançlık ve heraset aynen dururmuş yerli yerinde..
Kimi zaman ılıman islamcı kadın yazarlar ile milyon dolarlık rüşvet çantaların gezdiği lüks evlerde, kimi zaman sosyete düğünlerinde adeta ger ger geriniricesine gezse de;
Biliniz ki; Hem laik, hem demokrat, hem entellektüel, hem yardımsever, hem bilgin, hemde Anakraliçedir kendince..
Ancak giridiği her kurumda kadın kadını parçalar teriminin en belirgin örneğini sergilese de, son manevra biraz dikkat çekdi bu günlerde…Vatanını seven , bakanını kerizleyen olur mu olur, yarınlarda elbet olan biten doğruyu bulur …
Şarkıcıdan gazeteci oluyorsa , eh gazetecinin soyundanda şarkıcı olacakdır gayretle işte gerçekdir bu okuyun ibret ile..
Kıssa dan hisseye gelince,
Eski patroniçenin mezecisinden insan peynir yeme derdine girerse; Gün olur devran döner , keser döner sap geçmişdeki bazı kayıtlı belgelere söver mi sizcede?
Terzi yamağı Barbaros Şansal
JAPON YAPIŞTIRICISI TAPON KARIŞTIRICISI !..
JAPON YAPIŞTIRICISI TAPON KARIŞTIRICISI !
Köşe köşe kapışarak, birazda yapışarak geçen hayatlarda yok değil hani şu güzü hala iğde medyamızın!
Bu haftaki konuğum herkesce malum şovlar şefi bir yazarımız,
Ama hala aklımızda kaldı Aslı sanki masal cinayet olayımız...
Bir güz akşamı, karayel, büyükşehirin seçkin konut sitelerinden birinin bloklarının aralarında kıvrak dans çalımları ile sinsice esmekdedir, Neruda dan hallice Yaşar Kemal den bereketlice , moda, spor, gezi, siyaset, yemek, medya yazarımız Abi ne ettin teselli ettin ise plazma azamnı ekranının karşısında rob de chambre ‘ı ile gezinmekdedir...
Orta blokların üst katlarından birinde, bir Japon diplomatın küçük oğlu olan 5-6 yaşlarındaki çocuk, daireye katılmamış demir parmaklıklı balkonda, yoldan geçen lüks otoların şaaşalı ledlerine doğru esnemekdedir..Az ilerideki rengarenk gökdelenler ihtişamları ile başdöndürmeye devam eder iken,
yer leş miş keşke’nin ( yerleşke) kılıklı sitenin az berisindeki alışın verişin merkezlerinde faaliyet hala devam etmekdedir...
Yıllar önceden beri şapkalısı ile kankalığı bitmemiş elitist yazarımız, her devrin adamı , peki, peki anladık şarkısını belkide Beyoğlu Belediyesine iletmekdedir...Eski patron belediye otobüsü altında kalmış, yeni patron boyun fularıyla tavlanmışdır..
Sessiz sitenin, sakin bloğunun bahçe katında, yeşil ve loş bir alan esen rüzgarın etkisi ile kara pelerinlerini bahçekatı dairenden sızan ışıklarında yardımıyla dans ettirmekdedir. Aradabir geceyi yırtan bekçi düdüğü sesi ve de otomatik garaj kepenklerinden başka ses ise pek hissedilememekdedir.
Bir çuval muhteviyatın tok bir sesle hızla toprağa çakılışışın sesini andırır bir sarsıntı ile irkilmişdim o akşam, O sitede , O blokda bir dairede! Meğerse Japonun altı,yazarın 2 kat üstü aynı cephede bir başka dairede imişim şans eseri o gün üstelik..
Kreşando tadındaki konuşmalar, açık balkon kapısının aralığından içeri sızdığında bir şeylerin ters gittiğini anlamışdım o gece, Bir kez daha hayat medyaya aynasını tutacakdı gözlerim önünne, sanki eski muhabbet tellalarının cebinden cıkan horozlu aynadanmışcasına..
Olan olmuş Japon çocuk bir anlık dikkatsizlik sonucu balkondan bahçeye düşmüşdür. 5 kat yüksekliden yere japonla yapışmışcasına bir yatayda duran çocuk hafif kıpırdamakdadır..
Çığlıklar yükselirken koşuşmalar artar, site güvenliği harekete geçer ve zengin mahallesinde hemen bir ambulans bile beliriverir...
Bahçe katının şeytan pelerini kılıklı perdeleri yavaşça kapanır , yerde yatan bedenin üzerinde bir gölge daha kaybolur, ve ardından dairedeki ışık da söner,
Kapıya cevap verilmemekdedir.. Merdiven bulunur, daire bahçesine sağlık görevlileri girer ancak çok geçdir,
Savcının gelişi ile olay adalete intikal eder. Benim konuk olduğum dairenin sahibi dahil olayı gören bir çok sağduyulu vicdanlı insan karakola ifade vermek üzere gider..
El insaf yazarımız bu olayları görmek istemez , gece gece kadife terliklerini çıkarmak zor gelir yalın ayak bile bilmediği hayata!
Bilmezki hayatta gelinebilecek en yüksek mertebe ayaklarınızın altında çiğnediğiniz toprakda kalan izi kadardır !
Japon’la tapon hikayesi ise adam olmayanın karaleke gibi zaten zaten alnındadır !
Lahmacun’s yamağı
Barbaros Şansal
Köşe köşe kapışarak, birazda yapışarak geçen hayatlarda yok değil hani şu güzü hala iğde medyamızın!
Bu haftaki konuğum herkesce malum şovlar şefi bir yazarımız,
Ama hala aklımızda kaldı Aslı sanki masal cinayet olayımız...
Bir güz akşamı, karayel, büyükşehirin seçkin konut sitelerinden birinin bloklarının aralarında kıvrak dans çalımları ile sinsice esmekdedir, Neruda dan hallice Yaşar Kemal den bereketlice , moda, spor, gezi, siyaset, yemek, medya yazarımız Abi ne ettin teselli ettin ise plazma azamnı ekranının karşısında rob de chambre ‘ı ile gezinmekdedir...
Orta blokların üst katlarından birinde, bir Japon diplomatın küçük oğlu olan 5-6 yaşlarındaki çocuk, daireye katılmamış demir parmaklıklı balkonda, yoldan geçen lüks otoların şaaşalı ledlerine doğru esnemekdedir..Az ilerideki rengarenk gökdelenler ihtişamları ile başdöndürmeye devam eder iken,
yer leş miş keşke’nin ( yerleşke) kılıklı sitenin az berisindeki alışın verişin merkezlerinde faaliyet hala devam etmekdedir...
Yıllar önceden beri şapkalısı ile kankalığı bitmemiş elitist yazarımız, her devrin adamı , peki, peki anladık şarkısını belkide Beyoğlu Belediyesine iletmekdedir...Eski patron belediye otobüsü altında kalmış, yeni patron boyun fularıyla tavlanmışdır..
Sessiz sitenin, sakin bloğunun bahçe katında, yeşil ve loş bir alan esen rüzgarın etkisi ile kara pelerinlerini bahçekatı dairenden sızan ışıklarında yardımıyla dans ettirmekdedir. Aradabir geceyi yırtan bekçi düdüğü sesi ve de otomatik garaj kepenklerinden başka ses ise pek hissedilememekdedir.
Bir çuval muhteviyatın tok bir sesle hızla toprağa çakılışışın sesini andırır bir sarsıntı ile irkilmişdim o akşam, O sitede , O blokda bir dairede! Meğerse Japonun altı,yazarın 2 kat üstü aynı cephede bir başka dairede imişim şans eseri o gün üstelik..
Kreşando tadındaki konuşmalar, açık balkon kapısının aralığından içeri sızdığında bir şeylerin ters gittiğini anlamışdım o gece, Bir kez daha hayat medyaya aynasını tutacakdı gözlerim önünne, sanki eski muhabbet tellalarının cebinden cıkan horozlu aynadanmışcasına..
Olan olmuş Japon çocuk bir anlık dikkatsizlik sonucu balkondan bahçeye düşmüşdür. 5 kat yüksekliden yere japonla yapışmışcasına bir yatayda duran çocuk hafif kıpırdamakdadır..
Çığlıklar yükselirken koşuşmalar artar, site güvenliği harekete geçer ve zengin mahallesinde hemen bir ambulans bile beliriverir...
Bahçe katının şeytan pelerini kılıklı perdeleri yavaşça kapanır , yerde yatan bedenin üzerinde bir gölge daha kaybolur, ve ardından dairedeki ışık da söner,
Kapıya cevap verilmemekdedir.. Merdiven bulunur, daire bahçesine sağlık görevlileri girer ancak çok geçdir,
Savcının gelişi ile olay adalete intikal eder. Benim konuk olduğum dairenin sahibi dahil olayı gören bir çok sağduyulu vicdanlı insan karakola ifade vermek üzere gider..
El insaf yazarımız bu olayları görmek istemez , gece gece kadife terliklerini çıkarmak zor gelir yalın ayak bile bilmediği hayata!
Bilmezki hayatta gelinebilecek en yüksek mertebe ayaklarınızın altında çiğnediğiniz toprakda kalan izi kadardır !
Japon’la tapon hikayesi ise adam olmayanın karaleke gibi zaten zaten alnındadır !
Lahmacun’s yamağı
Barbaros Şansal
Surmanset..
İnsanlar doğarken; adlarını, ailelerini, genetiklerini, isimlerini, cinsiyetlerini, dillerini seçemezler ! Nedense kamburları donanıma dönüştürmek yerine onları sivriltiklerini pek bilemezler. Oysa , işe yaramaz zannedilen çölün, deveye en kutsal armağamıdır o kambur . O kambur olmazsa çölde hayatda kalınır mı ki ?
İşte kamburu donanım yapmak yerine donanımı kamburlaştıranlarda var ahlakı alçaklık olan bazı medyalarda bir başka ülkede olsa da bu dünyada....
Bu kez küçük çocukların resimleri basmamaya özen gösteren gazetelere inat halkın çocuklarından şevhet arayanlar var kapımızda. Belediye otobüsü gazetelerinden biri daha bu aslında durum böyle olunca bende karar verdim bu duruma posta koymaya...işte size sabah sabah bir işbirlikçi hikayesi..
Bir tesadüf eseri bir ahbabımızın yazlığındaki garajda gördüklerim aslında bu hikayenin temeli...
Bir mühim yazarın ve bir başka mühim yazarın iki oğlu bir çorba pişirmişde haberimiz yokmuş meğerse! Elbetteki bu rakip görünen iki kafadar yazarın ortaklığı dayanmakdadır çoook eskilere ...
Kimi kerevizyon hayali ile milleti soymuş, kimide bir spor kulübümüzün reklam avantasında soyunmuşmuş o günlerde..
Allem etmişler kallem etmişler alem etmeden işe girişmişler ailelerinin fettansı destansı kurnazlık destekleri ile .. Sessiz sedasız kısa süreli bir faaliyet ise milyon dolarlık faturalara yetmiş de artmış bile ...
İt iti ısırmaz misali bakın nerelere dayanmış iş ?
Meğerse hayatları elemterefiş kem gözlere şişmiş !
Rüya ya bu, nasılsa gerçek değil , aslı astarı olsa çeğiz sandığından çıkan altınlar OY değil..
O gün mutevazi bahçedeki sempatik garaj kapısı dikkatimi çektiğinde ev sahibine gezip gezemeyeceğimi sormuşdum,
Malum garajlar ardiye gibidir. Her tür işe yaramaz zannedilen , gereksiz görülen ne hazineler keşfedilebilinir bu yerlerde.
Bu durumda dayanamayıp o eski faturalardan bir kaç nüsha araklamak düşerdi tabiki rüyamdaki ahlaklı erdeme...
Çünkü kurulan paravan şirket ile bir kaç ayda milyarlarca fatura kesildikden sonra şirket kapatılmış , ancak belge ve eşyalar yer olmadığı gerekçesi ile masum bir tanıdığın garajına yığılmışdı, Denize nazır konutlarda keyif süren herkesin emrine münazır köşegenler nedense bir depo tutacak cesareti askıya almışdı...
Bu durumda saklanması gereken eski faturalar da bu şekilde güvenlik altına alınmış sanılmışdı, Oysa; Hasta olacak kişinin ayağına doktor gelirmiş derlerdi ....
Gün gelir devran döner. Bu nüshalar skandaldan da beter.. Hangi spor klübüne ne kesilmiş, ucu alışın verişin merkezlerine dek değermiş ..
Kiminin anası kanserden kiminin babası amansız hastalıkdan ilahi adalete zaten boyun eğermiş..
Tarih yazılmaz okunur derler. Şimdiki zamanı doğru şekilde ve ileride anlaşılabilir şekilde kaydetmeyenler geleceklerini oluşturamazlar.
Bir gün gelecek bu nüshalar rüyalardan çıkıp elden ele gezecek .
Hangi otoyol çiçeklendirmelerin kimleri ne hale getirdiği,
hangi kadının çenesinin hangi kadın tarafından da kırıldığının bedeli elbet belirlenecek..
Bunlarınki benim anamsenin ananı genelevinde görmüş misali
Ederi kadar değil bedeli kadardır ederi !
Terzi Yamağı
Barbaros Şansal
İşte kamburu donanım yapmak yerine donanımı kamburlaştıranlarda var ahlakı alçaklık olan bazı medyalarda bir başka ülkede olsa da bu dünyada....
Bu kez küçük çocukların resimleri basmamaya özen gösteren gazetelere inat halkın çocuklarından şevhet arayanlar var kapımızda. Belediye otobüsü gazetelerinden biri daha bu aslında durum böyle olunca bende karar verdim bu duruma posta koymaya...işte size sabah sabah bir işbirlikçi hikayesi..
Bir tesadüf eseri bir ahbabımızın yazlığındaki garajda gördüklerim aslında bu hikayenin temeli...
Bir mühim yazarın ve bir başka mühim yazarın iki oğlu bir çorba pişirmişde haberimiz yokmuş meğerse! Elbetteki bu rakip görünen iki kafadar yazarın ortaklığı dayanmakdadır çoook eskilere ...
Kimi kerevizyon hayali ile milleti soymuş, kimide bir spor kulübümüzün reklam avantasında soyunmuşmuş o günlerde..
Allem etmişler kallem etmişler alem etmeden işe girişmişler ailelerinin fettansı destansı kurnazlık destekleri ile .. Sessiz sedasız kısa süreli bir faaliyet ise milyon dolarlık faturalara yetmiş de artmış bile ...
İt iti ısırmaz misali bakın nerelere dayanmış iş ?
Meğerse hayatları elemterefiş kem gözlere şişmiş !
Rüya ya bu, nasılsa gerçek değil , aslı astarı olsa çeğiz sandığından çıkan altınlar OY değil..
O gün mutevazi bahçedeki sempatik garaj kapısı dikkatimi çektiğinde ev sahibine gezip gezemeyeceğimi sormuşdum,
Malum garajlar ardiye gibidir. Her tür işe yaramaz zannedilen , gereksiz görülen ne hazineler keşfedilebilinir bu yerlerde.
Bu durumda dayanamayıp o eski faturalardan bir kaç nüsha araklamak düşerdi tabiki rüyamdaki ahlaklı erdeme...
Çünkü kurulan paravan şirket ile bir kaç ayda milyarlarca fatura kesildikden sonra şirket kapatılmış , ancak belge ve eşyalar yer olmadığı gerekçesi ile masum bir tanıdığın garajına yığılmışdı, Denize nazır konutlarda keyif süren herkesin emrine münazır köşegenler nedense bir depo tutacak cesareti askıya almışdı...
Bu durumda saklanması gereken eski faturalar da bu şekilde güvenlik altına alınmış sanılmışdı, Oysa; Hasta olacak kişinin ayağına doktor gelirmiş derlerdi ....
Gün gelir devran döner. Bu nüshalar skandaldan da beter.. Hangi spor klübüne ne kesilmiş, ucu alışın verişin merkezlerine dek değermiş ..
Kiminin anası kanserden kiminin babası amansız hastalıkdan ilahi adalete zaten boyun eğermiş..
Tarih yazılmaz okunur derler. Şimdiki zamanı doğru şekilde ve ileride anlaşılabilir şekilde kaydetmeyenler geleceklerini oluşturamazlar.
Bir gün gelecek bu nüshalar rüyalardan çıkıp elden ele gezecek .
Hangi otoyol çiçeklendirmelerin kimleri ne hale getirdiği,
hangi kadının çenesinin hangi kadın tarafından da kırıldığının bedeli elbet belirlenecek..
Bunlarınki benim anamsenin ananı genelevinde görmüş misali
Ederi kadar değil bedeli kadardır ederi !
Terzi Yamağı
Barbaros Şansal
CEVİZ DEĞİL ÇEĞİZ SANDIĞI , SANDIK’MI Kİ AHMAKLIKDIR KAMERA KAYDI ?..
DÜĞÜN DERNEK DERDİMİZ,
ASLINDA NE KADAR DA KERİZİZ;
BİR DE KEM KÜM EDERİZ
BELKİDE HEPİMİZ BİRER SÜMEYYEYİZ ..
DÜĞÜN OLDU HANIMLAR BEYLER,
BAZI EŞELENEN BELEŞLER HALKA LEŞ EDERLER.
SANMAYIN Kİ GİZLİ KALIR BU BEDELLER,
GÜNÜ GELİR O BERDEL DE DER BU ELLER..
Hayırlı oldu ,
Ne Ajda Pekkan ne de Seda Sayan gelmedi o gece kına yakmaya,,
Oysa Sezen Aksu keşke tesettüre girip çıkıverseydi yarüyamda da ortaya !
Kadın servis elemanlı, kadın aşçılı bol saçaklı bir düğün daha sessizce geçip gitti Contantinopolis’den..
Gavur Pazarındaki Tefrikası ise pazar gecesi Lütfü Kırdar ensesinden ..
Bakalım kaç simitçi altın getirmiş bu kez hoşa boşa bakanlara , o zaman bu yazı kapak olsun başı kapalı kıçı açıklara !
Düşünsenize,
Yediğin önünde yemediğin arkanda ;
Kapıda zırhlı korumalar, milyarderler akın akın kınaya akmakda. Çengelköy sırtlarında baştan aşağı dekore edilen bir düğün salonunda körler sağırlar bir birini ağırlamakda ama nerelerine kına yakdıkları hala büyük muamma..
Davetliler birer birer müthiş mücevherleri , Yahudi malı saten ipekli tesettür eşarpları ile kapıdan süzülerek içeri girmekde, Cep telefonları bile aman görüntü alınmasın, kızlarımız yayınlanmasın kaygısından birer birer toplanmakda
güvenliklerce .. Oysa yandaş kanallarda 10 yaşında kız çocuklarının ormanlarda tecavüzü avukat ve psikolog eşliğinde sayfa sayfa yayınlanmakda , stüdyo kapısında patlyan silahlar bile magazin kraliçesi akrepleri korkutmamakda hala ..
Boş verelim reklam arasını , halkın nasılsa ekmek arasıdır bu halkın ithal soğanı …
Sofralarda kuş sütü bile eksik olmayan gece başlar, ellere pudra ponpunlu kırmızı güller ile kınalar yakılır. Misk amber ve hacıyağı yerine alkollü parfümlerin kokuları başları değil mideleri bulandırmakdadır ..Gelin hanım önce çıkar, ilk elbisesi ile biraz salınır ,.. El sıkmak hoş geldin demek zuldur sadrazamın sol lastiği için o an. Ardından dedikodu kazanının çarkları hız almakdadır, Gelin hanım askısız sırt dekoltesi ile yeniden sahnede belirir. Altın kolyeler ve işli terlikler ile adeta Hint güzeli gibidir. Pakistana babasının altın bileziğini hediye eden muhteremlerin zatıyesinin hediyesi ise henüz bilinmemekdedir.
Gelin bir görünüp bir kaybolur. Üçüncü dekolte tuvaleti ile yeniden gelip ortalarda pir savrulur …
Açılıp saçılmıştır has bahçenin güllerinin yerine deve dikeni kılıklı kasımpatları.. Ama ahlak ve erdem görmemişdir bunların hayasız evlatlarının ar damarları !
Ter içinde uyanmışım bu kabusdan pazartesi sabahı..
Olur mu canım ? Böyle şeyler bu ülkede zaten sadece hep masal, Zaten bu şahıslar ve olaylar gerçek olamazlar,
Merhaba derken bu platformdan sizlere ;
Sanırım ki sanal olan bu kanal bazılarana bundan sonra adeta anal !
Dikkat İstanbul’dan yayındaki medya basur kılıklı soğan Lalesi kokuyor …
Terzi Yamağı
Barbaros Şansal
ASLINDA NE KADAR DA KERİZİZ;
BİR DE KEM KÜM EDERİZ
BELKİDE HEPİMİZ BİRER SÜMEYYEYİZ ..
DÜĞÜN OLDU HANIMLAR BEYLER,
BAZI EŞELENEN BELEŞLER HALKA LEŞ EDERLER.
SANMAYIN Kİ GİZLİ KALIR BU BEDELLER,
GÜNÜ GELİR O BERDEL DE DER BU ELLER..
Hayırlı oldu ,
Ne Ajda Pekkan ne de Seda Sayan gelmedi o gece kına yakmaya,,
Oysa Sezen Aksu keşke tesettüre girip çıkıverseydi yarüyamda da ortaya !
Kadın servis elemanlı, kadın aşçılı bol saçaklı bir düğün daha sessizce geçip gitti Contantinopolis’den..
Gavur Pazarındaki Tefrikası ise pazar gecesi Lütfü Kırdar ensesinden ..
Bakalım kaç simitçi altın getirmiş bu kez hoşa boşa bakanlara , o zaman bu yazı kapak olsun başı kapalı kıçı açıklara !
Düşünsenize,
Yediğin önünde yemediğin arkanda ;
Kapıda zırhlı korumalar, milyarderler akın akın kınaya akmakda. Çengelköy sırtlarında baştan aşağı dekore edilen bir düğün salonunda körler sağırlar bir birini ağırlamakda ama nerelerine kına yakdıkları hala büyük muamma..
Davetliler birer birer müthiş mücevherleri , Yahudi malı saten ipekli tesettür eşarpları ile kapıdan süzülerek içeri girmekde, Cep telefonları bile aman görüntü alınmasın, kızlarımız yayınlanmasın kaygısından birer birer toplanmakda
güvenliklerce .. Oysa yandaş kanallarda 10 yaşında kız çocuklarının ormanlarda tecavüzü avukat ve psikolog eşliğinde sayfa sayfa yayınlanmakda , stüdyo kapısında patlyan silahlar bile magazin kraliçesi akrepleri korkutmamakda hala ..
Boş verelim reklam arasını , halkın nasılsa ekmek arasıdır bu halkın ithal soğanı …
Sofralarda kuş sütü bile eksik olmayan gece başlar, ellere pudra ponpunlu kırmızı güller ile kınalar yakılır. Misk amber ve hacıyağı yerine alkollü parfümlerin kokuları başları değil mideleri bulandırmakdadır ..Gelin hanım önce çıkar, ilk elbisesi ile biraz salınır ,.. El sıkmak hoş geldin demek zuldur sadrazamın sol lastiği için o an. Ardından dedikodu kazanının çarkları hız almakdadır, Gelin hanım askısız sırt dekoltesi ile yeniden sahnede belirir. Altın kolyeler ve işli terlikler ile adeta Hint güzeli gibidir. Pakistana babasının altın bileziğini hediye eden muhteremlerin zatıyesinin hediyesi ise henüz bilinmemekdedir.
Gelin bir görünüp bir kaybolur. Üçüncü dekolte tuvaleti ile yeniden gelip ortalarda pir savrulur …
Açılıp saçılmıştır has bahçenin güllerinin yerine deve dikeni kılıklı kasımpatları.. Ama ahlak ve erdem görmemişdir bunların hayasız evlatlarının ar damarları !
Ter içinde uyanmışım bu kabusdan pazartesi sabahı..
Olur mu canım ? Böyle şeyler bu ülkede zaten sadece hep masal, Zaten bu şahıslar ve olaylar gerçek olamazlar,
Merhaba derken bu platformdan sizlere ;
Sanırım ki sanal olan bu kanal bazılarana bundan sonra adeta anal !
Dikkat İstanbul’dan yayındaki medya basur kılıklı soğan Lalesi kokuyor …
Terzi Yamağı
Barbaros Şansal
Birinciyiz ancak bir İnci yok artık !..
Nelere kadir şu coğrafya değil mi?
Kadir kıymet bilen ne halkız aslında !
Ne padişahlar, ne milli şefler gördü de hala adam olamadı nasılsa..Nice yaşamların hazin hikayeleri ise hala durmaksızın yazılmaya devam ediyor….
İnci ,
O bu ay, 2010 Kültür Başkenti’nin bir Ağustos Ramazanında, viranelik olan surlarda, bir vatandaş tarafından inanılmaz zor bir durumda bulundu ..
Çevreden geçenlerin ihbarı üzerine, kendisine birkaç eski tanıdığı ulaşdığında ise ortaya çok daha vahim yeni bir dram daha çıkıyordu..Ve de bu ülkeyi utanç duvarına yapıştırabilecek bir skandal ,tabi ki skandalda birinciyizdir . Bakınız: ulusal basının ilk sayfaları ve televizyonlarda gün içindeki yayın kuşakları !
Ama şimdi, İnci’nin, orijinal kopyaarı ve filmleri bende olan otel odasındaki vahşet görüntülerini bir bir kaldırıyorlar mecradan ..
Zonguldağın bağrından ışıklı hayallere kapılmış gelmiş bir yağız delikanlıydı bir zamanalar o da! Hayvanlara , çocuklara hatta ölülere ve hastalara tecavüzlerin çığ gibi patladığı günümüz Türkiye Cunhuriyeti’nde sıradan bir kurbandı ! Neyin mi kurbanı ? Anlayacaksınız birazdan…
Kırklı yaşlarına, bu kentin sokaklarinda travesti ( kadın kılığında bir erkek) olarak ancak ulaşabilmişdi İnci (38)… Harekatlar , ihtilaller, terrör, homofobik siyasal baskılar, sokak serserileri ve muhabbet tellalları hatta her çeşit uyuşturucu bile devirememişdi bu hayat direnci abidesini bu güne dek …
Yıllarca o kamyon senin bu arabanın arka koltuğu benim , o pansiyon bu pavyon akıp gitmişdi binlerce erkekle bu yaşam
O yıllara, ne nezaretler, ne baskınlar, ne dayaklar ve soygunlar da girmişdi elbet… Bize sadece yalanmış gibi görününen tüm olasılıklar da vardı diğer yanda ama.
O erkeklerdi onlar da . Bir farkları vardı diğer erkeklerden. Kardeşlerimiz, babalarımız, dedelerimiz, oğullarımız , torunlarımız, amca ve dayılarımızdı sadece onlar..
Ve hem kadın hem erkek rolleri ödendi yaşam boyu yasadışı, KDV olmadan biz bakıp geçerken mahallemizde …
Oysa , Aktivist Belgin Çelik , bu konuda onurla mücadele eden Pozitif Yaşam Derneğinden. Nejat Ünlü ayrıca Kaos GL üzerinden iktidara dürtebilen Erkan Altay Alçan gibi aklı selim sağduyulu vatandaşlarda de vardı elbet ….
İnci,
Telaş içinde toplanabilen az buçuk bir nakit para ile, apartopar Beyoğlundaki geceliği 20 tl lik bir bekar oteline alınabildi .. .
Tüm çabalara rağmen ne Şişli Etfal ne de Taksim ilk yardım bu vatandaşı önceleri etmedi,
Bas bas bağırıp 18 yaş altı herekese sağlık bedava diyen çığırtkanlar hemen kanunu sümen altı etmişdi.
Meğerse acile gelen her vaka özel ya da devlet hastahanesi ayırmaksızın ve soru sorulmaksızın tedavi hakkına sahipdi..
Oysa duyuma gore Devletli’lerimizin yayınladığı genelge SGK sı olmayn hiç bir hasta hastahanelere kabul eilmemesi yönünde idi,
Aksi davranışlar personel maaşından kesilebilirdi!!!
Bacağındaki kemiğe ilişmiş cerahatli derin yaranın ızdırabını ancak uyuşturucu ile durdurabilmiş , dili şişmiş , cildi kurumuş ve kocaman gözlerinin feri artık gözkırpmakda olan İnci..
Olayın internetden duyulması üzerine Sağlık Bakanlığı harekete geçti ve İnci şu an Göztepe Sosyal Sigortalar’da.
Kadir kıymet bilen ne halkız aslında !
Ne padişahlar, ne milli şefler gördü de hala adam olamadı nasılsa..Nice yaşamların hazin hikayeleri ise hala durmaksızın yazılmaya devam ediyor….
İnci ,
O bu ay, 2010 Kültür Başkenti’nin bir Ağustos Ramazanında, viranelik olan surlarda, bir vatandaş tarafından inanılmaz zor bir durumda bulundu ..
Çevreden geçenlerin ihbarı üzerine, kendisine birkaç eski tanıdığı ulaşdığında ise ortaya çok daha vahim yeni bir dram daha çıkıyordu..Ve de bu ülkeyi utanç duvarına yapıştırabilecek bir skandal ,tabi ki skandalda birinciyizdir . Bakınız: ulusal basının ilk sayfaları ve televizyonlarda gün içindeki yayın kuşakları !
Ama şimdi, İnci’nin, orijinal kopyaarı ve filmleri bende olan otel odasındaki vahşet görüntülerini bir bir kaldırıyorlar mecradan ..
Zonguldağın bağrından ışıklı hayallere kapılmış gelmiş bir yağız delikanlıydı bir zamanalar o da! Hayvanlara , çocuklara hatta ölülere ve hastalara tecavüzlerin çığ gibi patladığı günümüz Türkiye Cunhuriyeti’nde sıradan bir kurbandı ! Neyin mi kurbanı ? Anlayacaksınız birazdan…
Kırklı yaşlarına, bu kentin sokaklarinda travesti ( kadın kılığında bir erkek) olarak ancak ulaşabilmişdi İnci (38)… Harekatlar , ihtilaller, terrör, homofobik siyasal baskılar, sokak serserileri ve muhabbet tellalları hatta her çeşit uyuşturucu bile devirememişdi bu hayat direnci abidesini bu güne dek …
Yıllarca o kamyon senin bu arabanın arka koltuğu benim , o pansiyon bu pavyon akıp gitmişdi binlerce erkekle bu yaşam
O yıllara, ne nezaretler, ne baskınlar, ne dayaklar ve soygunlar da girmişdi elbet… Bize sadece yalanmış gibi görününen tüm olasılıklar da vardı diğer yanda ama.
O erkeklerdi onlar da . Bir farkları vardı diğer erkeklerden. Kardeşlerimiz, babalarımız, dedelerimiz, oğullarımız , torunlarımız, amca ve dayılarımızdı sadece onlar..
Ve hem kadın hem erkek rolleri ödendi yaşam boyu yasadışı, KDV olmadan biz bakıp geçerken mahallemizde …
Oysa , Aktivist Belgin Çelik , bu konuda onurla mücadele eden Pozitif Yaşam Derneğinden. Nejat Ünlü ayrıca Kaos GL üzerinden iktidara dürtebilen Erkan Altay Alçan gibi aklı selim sağduyulu vatandaşlarda de vardı elbet ….
İnci,
Telaş içinde toplanabilen az buçuk bir nakit para ile, apartopar Beyoğlundaki geceliği 20 tl lik bir bekar oteline alınabildi .. .
Tüm çabalara rağmen ne Şişli Etfal ne de Taksim ilk yardım bu vatandaşı önceleri etmedi,
Bas bas bağırıp 18 yaş altı herekese sağlık bedava diyen çığırtkanlar hemen kanunu sümen altı etmişdi.
Meğerse acile gelen her vaka özel ya da devlet hastahanesi ayırmaksızın ve soru sorulmaksızın tedavi hakkına sahipdi..
Oysa duyuma gore Devletli’lerimizin yayınladığı genelge SGK sı olmayn hiç bir hasta hastahanelere kabul eilmemesi yönünde idi,
Aksi davranışlar personel maaşından kesilebilirdi!!!
Bacağındaki kemiğe ilişmiş cerahatli derin yaranın ızdırabını ancak uyuşturucu ile durdurabilmiş , dili şişmiş , cildi kurumuş ve kocaman gözlerinin feri artık gözkırpmakda olan İnci..
Olayın internetden duyulması üzerine Sağlık Bakanlığı harekete geçti ve İnci şu an Göztepe Sosyal Sigortalar’da.
BEDROOM TİVİ , BODRUM HİCİVİ Mİ ?..
Bazı akşamlar yemek sonrası, elimde muhtelif kumandalar atlayıp, zıplayıp zaplarken takılıveriyor gözüm işvelere elbetde. Bazen öğlen yemeği, bazen de geç kahvaltı saatlerini de ekle !
Evet, vatana millete hayırlı olsun ki Medar-ı İntizar medya bir kez daha güney sahillerinden yayında .
Tabi oradan koca bulma programı yapmak pek mümkün olmasa da , ( malum tatil ve sex) bazı sabah programlarında eski bir katılımcıyı da, Sn Şen’in yanına koyunca ‘’herşey için , bir içimliğim’’’i epeyce komik kılabiliyor..
Bas afyonu , sat zayıflama ilacını, kimyasalı, faizi bakalım ey mecra !
Ancak bu kadarla da kalmıyor absürtlükler .
Yememekteyiz, Yeteneksizin tekisiniz, Top satar kaka turca, vs ler aynı tas aynı hamam devam erezyona uğrasa da !
Zaten ana haberlar baba reklamlar yan yana ...
Car car politik propaganda ise heryerden cancan’lı yayında ..
Bazı akşamlar düşünürüm gerçekden .
Neden, bizim ulusal yayınahlakımız bozuk diye !
O zaplamalar beni belgesel kanallarından haber platformlarına , oradan da açık oturumlara ya da sert söyleşilere alabiliyorsa ..
Bir doğa kanalında hayatın sosyal yanının aynası, bir uydu alıcısında ise felsefenin yaması bulunabiliniyor ekranlada şükür ki hala ! Dünya düşünüyo,r üretiyor, izletiyor oysa..
Bilmem kaçıncı kez vuruluşu izlettirilen cep telefonlu Aşk-ı Mevzu’lara rakip i-phone’lulardan geliyor, Ama en güzeli bence, millet aslında ekranlarla dalga geçiyor , Herkes köri üyesi, herkes şeker , bal , kraliçe ve kral...
Devlet televizyonumuz zaten out let. Yap işlet devret’ lere kalanlar ise ağırlaşmış kokuşmuş bir et..
Özel kanalların bazı özel kolları hariç nerede ise genel sermayede elbet...
Yine bazı geceler sabaha karşı kumandalar elimden kayar .
Nasılsa ekran kendini otomatik olarak izlenmezse 30 saniyede kapar. Olur ya , bir gün kafamın tası atar , Yamak ekranlarda olur belki konuşmadan car car ...
Lütfen televizyon izlemeyin siz kanalınızı seçin ki kanalizasyonun akıbetine uğramayınız. Aslında herkese göre ,macera, tartışma, biyografi, gerilim, belgesel hatta erotizm bile var.. Parasını ödediğin kadar ..
Okuyun yazın o yüzden ki sağduyunuz açılsın , Sol kulak zarı patlakdı Deniz Akkaya’nın...
Hep derim ya : ‘’ Bakmayın görün, duymayın anlayın, koklamayın nefes alın, dokunmayın hissedin ve yemeyin lzzet alın ... Aynen eski ahidin 5 melseği gibi .. Aynen günümüzdeki Türk ekranlarının suratınaza 5 kardeş çakdığı ahmaklık tokadı gibi ...
Köşegenler köşelerinde birbirini yazadursun. Ben tatile kaçar gerisi hala size akıla sıkılan kurşun.
Biraz daha izle kalmaayacak kuruşun...
Terzi yamağı
Barbaros Şansal
Evet, vatana millete hayırlı olsun ki Medar-ı İntizar medya bir kez daha güney sahillerinden yayında .
Tabi oradan koca bulma programı yapmak pek mümkün olmasa da , ( malum tatil ve sex) bazı sabah programlarında eski bir katılımcıyı da, Sn Şen’in yanına koyunca ‘’herşey için , bir içimliğim’’’i epeyce komik kılabiliyor..
Bas afyonu , sat zayıflama ilacını, kimyasalı, faizi bakalım ey mecra !
Ancak bu kadarla da kalmıyor absürtlükler .
Yememekteyiz, Yeteneksizin tekisiniz, Top satar kaka turca, vs ler aynı tas aynı hamam devam erezyona uğrasa da !
Zaten ana haberlar baba reklamlar yan yana ...
Car car politik propaganda ise heryerden cancan’lı yayında ..
Bazı akşamlar düşünürüm gerçekden .
Neden, bizim ulusal yayınahlakımız bozuk diye !
O zaplamalar beni belgesel kanallarından haber platformlarına , oradan da açık oturumlara ya da sert söyleşilere alabiliyorsa ..
Bir doğa kanalında hayatın sosyal yanının aynası, bir uydu alıcısında ise felsefenin yaması bulunabiliniyor ekranlada şükür ki hala ! Dünya düşünüyo,r üretiyor, izletiyor oysa..
Bilmem kaçıncı kez vuruluşu izlettirilen cep telefonlu Aşk-ı Mevzu’lara rakip i-phone’lulardan geliyor, Ama en güzeli bence, millet aslında ekranlarla dalga geçiyor , Herkes köri üyesi, herkes şeker , bal , kraliçe ve kral...
Devlet televizyonumuz zaten out let. Yap işlet devret’ lere kalanlar ise ağırlaşmış kokuşmuş bir et..
Özel kanalların bazı özel kolları hariç nerede ise genel sermayede elbet...
Yine bazı geceler sabaha karşı kumandalar elimden kayar .
Nasılsa ekran kendini otomatik olarak izlenmezse 30 saniyede kapar. Olur ya , bir gün kafamın tası atar , Yamak ekranlarda olur belki konuşmadan car car ...
Lütfen televizyon izlemeyin siz kanalınızı seçin ki kanalizasyonun akıbetine uğramayınız. Aslında herkese göre ,macera, tartışma, biyografi, gerilim, belgesel hatta erotizm bile var.. Parasını ödediğin kadar ..
Okuyun yazın o yüzden ki sağduyunuz açılsın , Sol kulak zarı patlakdı Deniz Akkaya’nın...
Hep derim ya : ‘’ Bakmayın görün, duymayın anlayın, koklamayın nefes alın, dokunmayın hissedin ve yemeyin lzzet alın ... Aynen eski ahidin 5 melseği gibi .. Aynen günümüzdeki Türk ekranlarının suratınaza 5 kardeş çakdığı ahmaklık tokadı gibi ...
Köşegenler köşelerinde birbirini yazadursun. Ben tatile kaçar gerisi hala size akıla sıkılan kurşun.
Biraz daha izle kalmaayacak kuruşun...
Terzi yamağı
Barbaros Şansal
Bir Istanbul Masali..
O sabah , kadiköy iskelesinin erken cumhuriyet dönemi tonozlarının altından süzülüp sağdan yalayan güneşin ilk ışıkları ile karaköy vapuruna binmek üzere idim, oysa her sabah şaşkın bakkaldan bindiğim tramway, hal binası civarlarında beni silkeler ve tüm kolej öğrencilerinin de yer aldığı şehir hatları vapuruna iletirdi,, 1. Ve 2. Mevkilerin arasındaki demir parmaklıkların pek kapalı olduğunu hatırlamasamda dağların ardından Burhan pazarlama muhakkak demli çayın yanı başında üçbeş kelime kelam etmeden pek geçmezdi, birkaç bankalar caddesi kambiyo şefi müdürü ise lüks mevkideki rahat koltuklarında yeni Harman sigaralarından içerdi,bayanlarda ise gelincik ya da yenibahar ☺
işte o yıllarda, sigara kutusunun o karton çekmecelerinde saklı kalmış hayallerime aramayı düşledim İstanbulu bu gün !Aynı yolu 40 yıl sonra yapmak üzere Kadiköydeki akrabalrımdan birinde konaklamayı şart ettim ..
Sokak köpeklerinin sessiz ıslıkları yerine , o sabah ağır bir beton kamyonu ile uyandım, 40 yıl önceki komşu bahçesindeki ahşap köşkün önündeki sokak lambası yokdu odayı aydınlatan , gün erken ağarsa da hala güneş vurmamışdı yıllar önceki pencereye, hafifce tülü araladığımda once demir parmaklıklar karşıladı beni bu günkü güne ! güvenlik koşulları sivri sinekleri bile yasaklamışdı belli ki bu günlerde…. Koca gökdeleni bir kenara bırakıp sökülen o armut ağacının yerine dikilmiş altuni mazı bile pis pis sırıtmakdaydı nafile!
Cadde boyu kadiköye taksi ile ilerlerken her sokak başına konmuş trafik ışıkları led pisliği ile gözüme çarnaçar ültimatomlar yağdırıyordu.Göze batan tek o değildi elebtte, polyesterden kitap şeklinde banklar , granit kaldırımlar , reklam panoları , mağazalar mağazalar mağazalar , ne dodanlı kalmışdı ne sümerbank , ne dede kuruyemişçisi ne de atlantik sineması ,,üstelik yıllarca çekirdek eşliğinde filmler seyrettiğimiz çiçek sinaması yerine birde cami dikilmişdi çınaraltına ! ama heryerde ne dile ait olduğu belli olmayan markalar bas bas bağırmakda baksanıza …
Kadiköeye vardığımda bambaşka bir keşmekeş beklemekde idi beni, 250 gram kıyma aldığım yalçındağ kasabı bile yerli yerinde dursada köprülerin altından çok suların akdığı besbelliydi !
Minibüsler otobüsler insanlar ve kaymakamlık kenarına sıkışmış mink park bile çığlık çığlığa !
Aynı iskele ilinti gibi orda dursa da önündeki prefabrike ilavesiyle göze parmak sokarcasına yıkılmakda ayakda..
yüzer iskeleden jetonla vapura biniyorum omuzlarım düşük.. üniformalı bir güvenlik görevlisi şaşırtıyor beni ,,
açıkda durmak yasak sigara içmek yasak yassak !
Denizcilik Bankası çokdan ibonun nağmalreinde ido !
Sınıf farkı kalmamış belli ki devreye girmiş kimbilir hangi homo ! cumhurbaşkanlığı kadınında frak olmuş yoyo.ama sınıfa da gerek kalmamış zaten yok üstü başı temiz yıkanmış evlerindeki deterjan olsa omo !
Başımda biraz daha iniyor öne şaşkın bakışlarından ahalinin, beyaz önlüklü çaycının yolunu gözlemekdeyim ama simit atmakda yasak artık martılara da,
Vapurun kıçında tarihi yarımadaya yol alırken istanbulun avrupa yakasının göğsüne saplanmış sahte emperyalizmin imparatorluk kuleleri fışkırıyor silüetten , gözlerimi kapıyorum ağlamamak için hicabetten …
Köpüren pervane suları sanki sürekli beni çağrıyor
Kendimi bırakmak geçiyor aklımdan marmaranın kollarına bir kez daha ama ölümsüz aşkla kavuşup ayrılmamacasına
Birkaç pervane darbesini hissetmiyorum bile karanlık ve soğukdan , canhıraş bir hamle ile yukarı atıyor akıntı son kez beni, gözümün önünde can çekişen istanbulumun silüeti
Ağlamak istiyorum
Ama gözlerim artık yok ki !
işte o yıllarda, sigara kutusunun o karton çekmecelerinde saklı kalmış hayallerime aramayı düşledim İstanbulu bu gün !Aynı yolu 40 yıl sonra yapmak üzere Kadiköydeki akrabalrımdan birinde konaklamayı şart ettim ..
Sokak köpeklerinin sessiz ıslıkları yerine , o sabah ağır bir beton kamyonu ile uyandım, 40 yıl önceki komşu bahçesindeki ahşap köşkün önündeki sokak lambası yokdu odayı aydınlatan , gün erken ağarsa da hala güneş vurmamışdı yıllar önceki pencereye, hafifce tülü araladığımda once demir parmaklıklar karşıladı beni bu günkü güne ! güvenlik koşulları sivri sinekleri bile yasaklamışdı belli ki bu günlerde…. Koca gökdeleni bir kenara bırakıp sökülen o armut ağacının yerine dikilmiş altuni mazı bile pis pis sırıtmakdaydı nafile!
Cadde boyu kadiköye taksi ile ilerlerken her sokak başına konmuş trafik ışıkları led pisliği ile gözüme çarnaçar ültimatomlar yağdırıyordu.Göze batan tek o değildi elebtte, polyesterden kitap şeklinde banklar , granit kaldırımlar , reklam panoları , mağazalar mağazalar mağazalar , ne dodanlı kalmışdı ne sümerbank , ne dede kuruyemişçisi ne de atlantik sineması ,,üstelik yıllarca çekirdek eşliğinde filmler seyrettiğimiz çiçek sinaması yerine birde cami dikilmişdi çınaraltına ! ama heryerde ne dile ait olduğu belli olmayan markalar bas bas bağırmakda baksanıza …
Kadiköeye vardığımda bambaşka bir keşmekeş beklemekde idi beni, 250 gram kıyma aldığım yalçındağ kasabı bile yerli yerinde dursada köprülerin altından çok suların akdığı besbelliydi !
Minibüsler otobüsler insanlar ve kaymakamlık kenarına sıkışmış mink park bile çığlık çığlığa !
Aynı iskele ilinti gibi orda dursa da önündeki prefabrike ilavesiyle göze parmak sokarcasına yıkılmakda ayakda..
yüzer iskeleden jetonla vapura biniyorum omuzlarım düşük.. üniformalı bir güvenlik görevlisi şaşırtıyor beni ,,
açıkda durmak yasak sigara içmek yasak yassak !
Denizcilik Bankası çokdan ibonun nağmalreinde ido !
Sınıf farkı kalmamış belli ki devreye girmiş kimbilir hangi homo ! cumhurbaşkanlığı kadınında frak olmuş yoyo.ama sınıfa da gerek kalmamış zaten yok üstü başı temiz yıkanmış evlerindeki deterjan olsa omo !
Başımda biraz daha iniyor öne şaşkın bakışlarından ahalinin, beyaz önlüklü çaycının yolunu gözlemekdeyim ama simit atmakda yasak artık martılara da,
Vapurun kıçında tarihi yarımadaya yol alırken istanbulun avrupa yakasının göğsüne saplanmış sahte emperyalizmin imparatorluk kuleleri fışkırıyor silüetten , gözlerimi kapıyorum ağlamamak için hicabetten …
Köpüren pervane suları sanki sürekli beni çağrıyor
Kendimi bırakmak geçiyor aklımdan marmaranın kollarına bir kez daha ama ölümsüz aşkla kavuşup ayrılmamacasına
Birkaç pervane darbesini hissetmiyorum bile karanlık ve soğukdan , canhıraş bir hamle ile yukarı atıyor akıntı son kez beni, gözümün önünde can çekişen istanbulumun silüeti
Ağlamak istiyorum
Ama gözlerim artık yok ki !
5 Temmuz 2010 Pazartesi
TOP'LU İĞNE 37...
Bu kez 11 000 metredyiz!
Uçağın camından aşağıya baktığımda tüm Avrupa, mahcub bir bulut örtüsünün altına saklanmış . Ancak, elimdeki yağlı kara mürekkebli güzide türk medyası gazeteleri gerçekden bu sabah kıçını açıkda bırakarak epey harikalar yaratmış,
Hoş daha önceki sabahları bildiğimden değil ahkamın;
Almam ben bu yayınları . Çünkü haramdır mastübatif stratejilerini okumak .
Bunların pisliğini sokmam evime ve iş yerime gerekmez millete illeti okutmak..
Cenabet yaşamlarında açlık çeker kursakları , her yanıyla yalanlarıyla sanki basmışlar sanki cehennemin kitabını !
Bu sabaha gelelim .
TK Paris uçağında leş gibi kokan business kalas ekmeklerini ve de bayat tavuk kokan beklemiş yağlı böreği geri verince bir başka hoş oluyor insan apronda deve kesen zihniyetin yaptıklarıyla zarureten.
Herneyse ..
Bırakalım kendi hallerine de sadede gelelim.
Dar ül Selaam dan, Dar ül Ziyafe hayali ile Dar ül Acezeye düşecekler bugünkü mevkilerinin yerine !...
Büyük, büs büyük olduk vesselam ,
Lüks kiralık arabalar ile alışın verişin merkezlerinde kıdem yarıştıranların pespaye haberinin yanında daha nice pejmurde kılıklı karı dökülmüş ortalığa ancak Bodrum plajlarında orası burası ''Very'' meydanında mutlaka!
Tepside servis olsa dilimlenirde sunulur,amma velakin bunlarınki sanırsın amme hizmeti .. Az kaldı.
Birkaç haftaya kıvrak bozması dansöz dönmesi kazsolistler ve de yat müptelası görgüsüz editörler de dökülecek yakında ekranlara nasılsa...
Ha bu arada 3-5 lünpen tv zamparası ve kop kop apaçileride garnitür olarak elbetde ...
Ama konum bunlarla ilgili değil 2A koltuğumda .
Aylardır görmediğim ne çok köşe yazarı varmış meğer !
Bunlar amipsel bölünüp sporlanarak mı çoğalırmış sorusunu sordurmuyor değiller insana!
Hepsi birer adet vesikalık resim ile köşelerini kapmışlar !
Biometrik olsa vize sorunlarıda kalmazdı; ama zaten neden olsun ki ?
Yazılarına göz atınca nelere göt attıkları anlaşılmıyor değil ki !
Her biri birer distirbitör olmuş sokuşturup duruyorar cahil sandıkları Türkiye Cumhuriyeti halkına ordan burda kulak dolgunluğu ile arkaladıkları bilgi kirliliğini ! .
O da ne?
Bir mankenin kukusunda kaşıkçı elması motifi de var valla !
200 gram ete bak sen nelere kadirmiş !
Erkek donu yapsalarda ona da zümrütlü hançeri işleseler bari !
Ne merakmış bu Osmanlı hayali !
Ben anlamam cahilim !
Atatürk izinde doğdum.
Hiç izin yapmadan onun yolundan yürüyüp öyle can vereceğim !
Osmanlının ve daha eskilerinin arşivleri açılmadan hep temkinliyim !
Damat Abraham ve Damat Ferit arasında ikilemlemeyelim:))
Nasıl olsa nerede ise sömürgeleştirilmek istenen yurdumda zenginlerin , askerlerin, siyasilerin ve gazatecilerin çocukları şehit olmuyor asla !
Geçen ay Yeni Harman'dan ağzı yanan Yavuz Semerci, o gün GYY yi aramış korkusunu ve kaygısını açıkca dile getirmişdi . Sonra dergi bulunamamış tekrar piyasada görüldüğünde kapak değişmiş roportajımda yarı yarıya kesilmişdi..
Korktukları şeye bakın !
'' Bugün iktidarın tepesinde olan bazı adamlar benim koynumdan geçti ! ''
Peki ya ayna onlara tutulursa ne olur ?
Hıncını alamamış kulunçların , apartçı iş adamlarına genç oğlan ve çalışan (!) manken pazarladığı, ihale takipçiliğinden ve de avantadan libidolarının faraşa döndüğü ,
Her konuda ahkam kesen her boku bilirlerin saçam sapan iddalar ile birbirlerini okumakdan halkın ve dünyanın ne olduğunun iç yüzünü örttüğü,
eski tetikçilerin bu gün danışman , eski haber okuyucu sakallıların bu gün burjuva olduğu , kiralık kadınların bir batımda kimbilir kimden kaç tane doğurup hanımefendiliğe soyunduğu, Benny Hill'den aliminyum kağıtlı sahan, Abdül Cambaz'dan bozma ama Turhan Selçuk Türkçesinden bihaber olan bazıları Varoşlara kayan yada biraz daha horoz Nuri olan devşirme komedyen bolluğu .. .. Hele birde güzide sosyete varki ! Artık o beylerin çok azı kendi karısı ile resim verir olmuş ! Karılar ölmüş hepsi birer metres bulmuş sonra da karı diye koynuna sokmuş !
Ha bu arada E.G.M. nin istihaberat ve bilgi network ihalesi iptal edilerek değişmiş, ilk firmanın teknik ekipmanı kullanımda kalmış yeni ihaleyi alan şirket ise teslimat yapmamış bundan kimene değil mi ?
Kimene Anna'dan !
Kime ne 64 ton altından !
Kimene meclis lokantasında iş bulan Lares Parkada kayda alınadan!
Kime ne şehid'den kimene fakirden ! Nasılsa herşey Fakri zaruretden !
Gammazcı desem suç olaak kılıklı Mehmet Yılmaz'ın çakma somon füme tadındaki civalı yazısı yine altındaki ihtiras ve hariseti pek saklayamamış..
Patroniçelerinin ana- kız demodelikde yarışan kılıkları ise tam otel lobilerindeki geçmişi hatırlatıyor 55 yıl sonra !
Herhalde o kristal maketler de Ankara Esenboğa terminalindeki işportolardan sipariş :))
Ama Turizme bu kadar meraklı olanlar kendi turizm şirketinin ışıl ışıl olmayan pislik dolu kaldırımlarını ve de şöförlerinin ödenmeyen maaşlarını hiç telafuz etmez nedense ?
Sonra leş gibi bakan ama leş gibi de kokan bir sürü rabbi-esiri silinmiş surat resmi başlıyor her sayfada , kimi siyah beyaz kimi renkli ! Kimi düşmanıyla gizli görüşmede , kimi akrep kılıklı magazin kıraliçesinin dolduruşuyla kocasını öldürme derdinde ..Kimi kertenkele kılıklı uçak şirketini halka açıyor, kimi ise yemek verdim uçaklara ihracatcı belgesi ver diye bağırıyor..
Halbu ki Kültür 2010 da adeta fışkırıyor ancak kara delik misali ters yönde ....
Keriz kereviz bir furyadır gidiyor Mesut Yar Şafağa gaz veriyor Morgül Banderas kesiliyor,Seba 12 yaş küçüğüne geveliyor, kimi 3 çocukla geviş getiriyor..
Kimi Clevland kimi Harward , ah nerde bu bolluk yeme de yanında yat !
Kimi zifaf yaşamadan mahkemelik, kimi zaten çantada keklik..
Bankamatik memeuru kılıklı medya patronları ve yandaş, paydaş ve yoldaş arkadaşları el ele biraz daha sıvıyor ortalığı göz göre gere..
Ve biraz daha sağduyumuz zorlanıyor göğüs gere gere .
Ancak Bir müddet daha hadlerini bilmezlerse kim kimin koynunda kim kimden nemalanmakda belgeleri ile sokacğım bir yerlerine hemde genirte genirte !!!
Yeter artık midim bulanıyor !
Biraz daha idare ederim. Ancak tutumları amele dönüşürse defekasyonumla beslettiririm !,
Madem artık gizli reklam serbestmiş buyrun seri sonu ve özürü mümkün olmayacak sonunuza derim !
Terzi Yamağı
2 temmuz İsviçre semaları ..
Uçağın camından aşağıya baktığımda tüm Avrupa, mahcub bir bulut örtüsünün altına saklanmış . Ancak, elimdeki yağlı kara mürekkebli güzide türk medyası gazeteleri gerçekden bu sabah kıçını açıkda bırakarak epey harikalar yaratmış,
Hoş daha önceki sabahları bildiğimden değil ahkamın;
Almam ben bu yayınları . Çünkü haramdır mastübatif stratejilerini okumak .
Bunların pisliğini sokmam evime ve iş yerime gerekmez millete illeti okutmak..
Cenabet yaşamlarında açlık çeker kursakları , her yanıyla yalanlarıyla sanki basmışlar sanki cehennemin kitabını !
Bu sabaha gelelim .
TK Paris uçağında leş gibi kokan business kalas ekmeklerini ve de bayat tavuk kokan beklemiş yağlı böreği geri verince bir başka hoş oluyor insan apronda deve kesen zihniyetin yaptıklarıyla zarureten.
Herneyse ..
Bırakalım kendi hallerine de sadede gelelim.
Dar ül Selaam dan, Dar ül Ziyafe hayali ile Dar ül Acezeye düşecekler bugünkü mevkilerinin yerine !...
Büyük, büs büyük olduk vesselam ,
Lüks kiralık arabalar ile alışın verişin merkezlerinde kıdem yarıştıranların pespaye haberinin yanında daha nice pejmurde kılıklı karı dökülmüş ortalığa ancak Bodrum plajlarında orası burası ''Very'' meydanında mutlaka!
Tepside servis olsa dilimlenirde sunulur,amma velakin bunlarınki sanırsın amme hizmeti .. Az kaldı.
Birkaç haftaya kıvrak bozması dansöz dönmesi kazsolistler ve de yat müptelası görgüsüz editörler de dökülecek yakında ekranlara nasılsa...
Ha bu arada 3-5 lünpen tv zamparası ve kop kop apaçileride garnitür olarak elbetde ...
Ama konum bunlarla ilgili değil 2A koltuğumda .
Aylardır görmediğim ne çok köşe yazarı varmış meğer !
Bunlar amipsel bölünüp sporlanarak mı çoğalırmış sorusunu sordurmuyor değiller insana!
Hepsi birer adet vesikalık resim ile köşelerini kapmışlar !
Biometrik olsa vize sorunlarıda kalmazdı; ama zaten neden olsun ki ?
Yazılarına göz atınca nelere göt attıkları anlaşılmıyor değil ki !
Her biri birer distirbitör olmuş sokuşturup duruyorar cahil sandıkları Türkiye Cumhuriyeti halkına ordan burda kulak dolgunluğu ile arkaladıkları bilgi kirliliğini ! .
O da ne?
Bir mankenin kukusunda kaşıkçı elması motifi de var valla !
200 gram ete bak sen nelere kadirmiş !
Erkek donu yapsalarda ona da zümrütlü hançeri işleseler bari !
Ne merakmış bu Osmanlı hayali !
Ben anlamam cahilim !
Atatürk izinde doğdum.
Hiç izin yapmadan onun yolundan yürüyüp öyle can vereceğim !
Osmanlının ve daha eskilerinin arşivleri açılmadan hep temkinliyim !
Damat Abraham ve Damat Ferit arasında ikilemlemeyelim:))
Nasıl olsa nerede ise sömürgeleştirilmek istenen yurdumda zenginlerin , askerlerin, siyasilerin ve gazatecilerin çocukları şehit olmuyor asla !
Geçen ay Yeni Harman'dan ağzı yanan Yavuz Semerci, o gün GYY yi aramış korkusunu ve kaygısını açıkca dile getirmişdi . Sonra dergi bulunamamış tekrar piyasada görüldüğünde kapak değişmiş roportajımda yarı yarıya kesilmişdi..
Korktukları şeye bakın !
'' Bugün iktidarın tepesinde olan bazı adamlar benim koynumdan geçti ! ''
Peki ya ayna onlara tutulursa ne olur ?
Hıncını alamamış kulunçların , apartçı iş adamlarına genç oğlan ve çalışan (!) manken pazarladığı, ihale takipçiliğinden ve de avantadan libidolarının faraşa döndüğü ,
Her konuda ahkam kesen her boku bilirlerin saçam sapan iddalar ile birbirlerini okumakdan halkın ve dünyanın ne olduğunun iç yüzünü örttüğü,
eski tetikçilerin bu gün danışman , eski haber okuyucu sakallıların bu gün burjuva olduğu , kiralık kadınların bir batımda kimbilir kimden kaç tane doğurup hanımefendiliğe soyunduğu, Benny Hill'den aliminyum kağıtlı sahan, Abdül Cambaz'dan bozma ama Turhan Selçuk Türkçesinden bihaber olan bazıları Varoşlara kayan yada biraz daha horoz Nuri olan devşirme komedyen bolluğu .. .. Hele birde güzide sosyete varki ! Artık o beylerin çok azı kendi karısı ile resim verir olmuş ! Karılar ölmüş hepsi birer metres bulmuş sonra da karı diye koynuna sokmuş !
Ha bu arada E.G.M. nin istihaberat ve bilgi network ihalesi iptal edilerek değişmiş, ilk firmanın teknik ekipmanı kullanımda kalmış yeni ihaleyi alan şirket ise teslimat yapmamış bundan kimene değil mi ?
Kimene Anna'dan !
Kime ne 64 ton altından !
Kimene meclis lokantasında iş bulan Lares Parkada kayda alınadan!
Kime ne şehid'den kimene fakirden ! Nasılsa herşey Fakri zaruretden !
Gammazcı desem suç olaak kılıklı Mehmet Yılmaz'ın çakma somon füme tadındaki civalı yazısı yine altındaki ihtiras ve hariseti pek saklayamamış..
Patroniçelerinin ana- kız demodelikde yarışan kılıkları ise tam otel lobilerindeki geçmişi hatırlatıyor 55 yıl sonra !
Herhalde o kristal maketler de Ankara Esenboğa terminalindeki işportolardan sipariş :))
Ama Turizme bu kadar meraklı olanlar kendi turizm şirketinin ışıl ışıl olmayan pislik dolu kaldırımlarını ve de şöförlerinin ödenmeyen maaşlarını hiç telafuz etmez nedense ?
Sonra leş gibi bakan ama leş gibi de kokan bir sürü rabbi-esiri silinmiş surat resmi başlıyor her sayfada , kimi siyah beyaz kimi renkli ! Kimi düşmanıyla gizli görüşmede , kimi akrep kılıklı magazin kıraliçesinin dolduruşuyla kocasını öldürme derdinde ..Kimi kertenkele kılıklı uçak şirketini halka açıyor, kimi ise yemek verdim uçaklara ihracatcı belgesi ver diye bağırıyor..
Halbu ki Kültür 2010 da adeta fışkırıyor ancak kara delik misali ters yönde ....
Keriz kereviz bir furyadır gidiyor Mesut Yar Şafağa gaz veriyor Morgül Banderas kesiliyor,Seba 12 yaş küçüğüne geveliyor, kimi 3 çocukla geviş getiriyor..
Kimi Clevland kimi Harward , ah nerde bu bolluk yeme de yanında yat !
Kimi zifaf yaşamadan mahkemelik, kimi zaten çantada keklik..
Bankamatik memeuru kılıklı medya patronları ve yandaş, paydaş ve yoldaş arkadaşları el ele biraz daha sıvıyor ortalığı göz göre gere..
Ve biraz daha sağduyumuz zorlanıyor göğüs gere gere .
Ancak Bir müddet daha hadlerini bilmezlerse kim kimin koynunda kim kimden nemalanmakda belgeleri ile sokacğım bir yerlerine hemde genirte genirte !!!
Yeter artık midim bulanıyor !
Biraz daha idare ederim. Ancak tutumları amele dönüşürse defekasyonumla beslettiririm !,
Madem artık gizli reklam serbestmiş buyrun seri sonu ve özürü mümkün olmayacak sonunuza derim !
Terzi Yamağı
2 temmuz İsviçre semaları ..
28 Haziran 2010 Pazartesi
TOP'LU İĞNE 38 MARMAROS...
Ne çabuk geçermiş zaman,
bazen derdimize sanki olmuyor derman.
Birkez daha Marmara Denizi'ndeyim vesselam,
bu kez elde kalem yok ama klavyemde saklı malum zatlara ferman..
Kocamış yorgun kent İstanbul geride, az önce bindiğim iskelenin berisinde kalmışken, kulağımda Vasilis Stamatis' den bir sakin müzik dalmışım işte yine düşlerimdeki saklı bahçelerden bereket aşırmaya ....
Kalabalık ve güruh halindeki yolcudan soyutlanmanın yolu belkide bu boşalım..
Aydın pırıl pırıl gençlerin olduğu bir başka hizmet ortamına Edremit'e Rotaract'a yolalamkdayım..
Hemen helanın yanındayım ,
Recep İvedik misali eli bacakarasında oynaşan,
her koltuğa bir delik bulurmuyum ümidiyle göz atan bir ton primat kılıklı adam girip çıkmakda sıcak hava üflemeli makina sesi fışkıran helaya..
Koltuk 658 Orta salon...
Zaten açılımına sıçayım derdim olmuş katılım ...
Karman çorman bir yolcu profili..
Bir yanda modern olacağım derken rezil olabilmiş birkaç tatil kumrusu çift, kimi yanda sabahım 5 inde nasıl mizmapli yaptırdığını çözemediğim 70 ler mirasları..
Kiminde çarşaf kiminde at kuyruğu tokası ..
Kimi kravatlı kimi göğüskıllarında hazinesi saklı bir sürü bey ..
Tam Bir İdo klasiği anlayacağınız..
Hoş çömbürdek çömlek kılıklı, Amerikan gözlüklü ve gömlekleri ümmüklü dolu ya bu ara mecra. Eh, burda da polyester pardösülü ve başörtülü yahudi malı eşarplısıda ger ger gerinip dökülmüşdü ortalığa.. Azınlık olmanın gururu mu, sorunu mu bilmem ama bir garip duygu işte akla düşen imgedeki simgesiz şekiller..
Her seferinde ele avuca sığmayan ama elde avuçda da bir şey bırakmayan yaşamın savaşçısı olmak değil mi geleceğe emeller ?
Çarna çar çığlıklarla ortalıkda tabanlarını hafif döşemeye çaka çaka koşuşturan bir veledi zina ordusu da cabası.. Yeşil ördek türküsünün detone çığlıkları ise herşeye rağmen 24 nolu kanalın bir yerlerinden çığırtkanlık yapmaya devam etmekde ...
Tüm bu tekdişli canavarın dışkısına dönüşmüş medeni cehaletin kol gezdiği seferde bir başka şey dikkatimi çekiyor..
Hemen önümdeki koltukda oturan 3-4 yaşlarındaki minicik bir kız çocuğu..
Kocaman gözleri önündeki boyama kitabına odaklanmış ama kalemleri etrafa saçılmadan yerlerinde kalakalmış., O, diğerlerinin aksine büfeye gitmiş ebeveyninin tembihleri ile kendi dünyasında ve sanki yetişkin bir hanımefendi ...
Derken baam !
Hemen yanımdaki zemine tuvaletten gülle gibi fırlayarak tosun ama bakışları koyun bir oğlan cocuğu yapışıveriyor..Ardındaki badem bıyıklı babası kıvrık paçaları benek benek ıslak olduğu halde kolundan kaldırıarak doğrultuveriyor hızla.. Len eşşoğlu .. çaaat !
Kafaya bir de tokat .....
Küçük kız da hafif bir yan bakışla konuya ilgisini belli ediyor..Omuzlarını vakurca silkip, önündeki işe dikkatini vermeye devam ediyor ama ağır çekim bir durum onaylamayan baş savurması ile...
Laydies end centiğlmens...yolcucluk sırasında lütfen çocuklarınızı yanınızdan ayırmayınız anonsu gelmekde de gecikmiyor b dramanın ardından..
Ben bu satırları canlı yayın misali karalarken, önümdeki meleğin ailesi ellerinde tepsi ile beliriyor koridorun başından.. Diz altı kot pantalonlu bol tünikli annesi ona sıkma portakal suyu vermek üzere eğildiğinde hemen ardındaki babasının yakasında Ataürk rozati gözüme çarpıyor..Merakımı yenemeyip haifice öne eğiliyorum ..
Ben ido'dayım ama prenses Bandırma seferinde Bandırma vapurunu renklendiriyor...
Derin bir nefes alıp hafifi bir gülümseme ile geleceğe güvenli bir ıslık atıp ardıma yaslanıyorum..
Biri Atatürkün erdemli eğitimli terbiyeli prensesi, diğeri veledi zina malum zatların piçlerinden biri...
Birinde renkli kalem diğerinde hela zeminden ele yüze bulaşmış matem...
Sözün bittiği yer hadi Marmara solumda yassı imralı büyük karşımda bozcadada ama bir kez daha bana yol ver!
Nasılsa Stmatis Vasilis de karşı kıyıdan Marmaros'u besteler!
Teriz yamağı 26 Haziran 2010
bazen derdimize sanki olmuyor derman.
Birkez daha Marmara Denizi'ndeyim vesselam,
bu kez elde kalem yok ama klavyemde saklı malum zatlara ferman..
Kocamış yorgun kent İstanbul geride, az önce bindiğim iskelenin berisinde kalmışken, kulağımda Vasilis Stamatis' den bir sakin müzik dalmışım işte yine düşlerimdeki saklı bahçelerden bereket aşırmaya ....
Kalabalık ve güruh halindeki yolcudan soyutlanmanın yolu belkide bu boşalım..
Aydın pırıl pırıl gençlerin olduğu bir başka hizmet ortamına Edremit'e Rotaract'a yolalamkdayım..
Hemen helanın yanındayım ,
Recep İvedik misali eli bacakarasında oynaşan,
her koltuğa bir delik bulurmuyum ümidiyle göz atan bir ton primat kılıklı adam girip çıkmakda sıcak hava üflemeli makina sesi fışkıran helaya..
Koltuk 658 Orta salon...
Zaten açılımına sıçayım derdim olmuş katılım ...
Karman çorman bir yolcu profili..
Bir yanda modern olacağım derken rezil olabilmiş birkaç tatil kumrusu çift, kimi yanda sabahım 5 inde nasıl mizmapli yaptırdığını çözemediğim 70 ler mirasları..
Kiminde çarşaf kiminde at kuyruğu tokası ..
Kimi kravatlı kimi göğüskıllarında hazinesi saklı bir sürü bey ..
Tam Bir İdo klasiği anlayacağınız..
Hoş çömbürdek çömlek kılıklı, Amerikan gözlüklü ve gömlekleri ümmüklü dolu ya bu ara mecra. Eh, burda da polyester pardösülü ve başörtülü yahudi malı eşarplısıda ger ger gerinip dökülmüşdü ortalığa.. Azınlık olmanın gururu mu, sorunu mu bilmem ama bir garip duygu işte akla düşen imgedeki simgesiz şekiller..
Her seferinde ele avuca sığmayan ama elde avuçda da bir şey bırakmayan yaşamın savaşçısı olmak değil mi geleceğe emeller ?
Çarna çar çığlıklarla ortalıkda tabanlarını hafif döşemeye çaka çaka koşuşturan bir veledi zina ordusu da cabası.. Yeşil ördek türküsünün detone çığlıkları ise herşeye rağmen 24 nolu kanalın bir yerlerinden çığırtkanlık yapmaya devam etmekde ...
Tüm bu tekdişli canavarın dışkısına dönüşmüş medeni cehaletin kol gezdiği seferde bir başka şey dikkatimi çekiyor..
Hemen önümdeki koltukda oturan 3-4 yaşlarındaki minicik bir kız çocuğu..
Kocaman gözleri önündeki boyama kitabına odaklanmış ama kalemleri etrafa saçılmadan yerlerinde kalakalmış., O, diğerlerinin aksine büfeye gitmiş ebeveyninin tembihleri ile kendi dünyasında ve sanki yetişkin bir hanımefendi ...
Derken baam !
Hemen yanımdaki zemine tuvaletten gülle gibi fırlayarak tosun ama bakışları koyun bir oğlan cocuğu yapışıveriyor..Ardındaki badem bıyıklı babası kıvrık paçaları benek benek ıslak olduğu halde kolundan kaldırıarak doğrultuveriyor hızla.. Len eşşoğlu .. çaaat !
Kafaya bir de tokat .....
Küçük kız da hafif bir yan bakışla konuya ilgisini belli ediyor..Omuzlarını vakurca silkip, önündeki işe dikkatini vermeye devam ediyor ama ağır çekim bir durum onaylamayan baş savurması ile...
Laydies end centiğlmens...yolcucluk sırasında lütfen çocuklarınızı yanınızdan ayırmayınız anonsu gelmekde de gecikmiyor b dramanın ardından..
Ben bu satırları canlı yayın misali karalarken, önümdeki meleğin ailesi ellerinde tepsi ile beliriyor koridorun başından.. Diz altı kot pantalonlu bol tünikli annesi ona sıkma portakal suyu vermek üzere eğildiğinde hemen ardındaki babasının yakasında Ataürk rozati gözüme çarpıyor..Merakımı yenemeyip haifice öne eğiliyorum ..
Ben ido'dayım ama prenses Bandırma seferinde Bandırma vapurunu renklendiriyor...
Derin bir nefes alıp hafifi bir gülümseme ile geleceğe güvenli bir ıslık atıp ardıma yaslanıyorum..
Biri Atatürkün erdemli eğitimli terbiyeli prensesi, diğeri veledi zina malum zatların piçlerinden biri...
Birinde renkli kalem diğerinde hela zeminden ele yüze bulaşmış matem...
Sözün bittiği yer hadi Marmara solumda yassı imralı büyük karşımda bozcadada ama bir kez daha bana yol ver!
Nasılsa Stmatis Vasilis de karşı kıyıdan Marmaros'u besteler!
Teriz yamağı 26 Haziran 2010
4 Haziran 2010 Cuma
TOP'LU İĞNE 36 HARMANIM BEN HARMANIN SİZE YENİ HARMAN SUNALIM :)...
Bu kez ben yazamadım , Bu kez onlar yazdı..
YENİ HARMAN DERGİSİ SAYI:142 HAZİRAN 2010-06..
ROPORTAJ: TANLA SILAY
Ben de genctim, bunlar da gencti... Bugun iktidarin tepesinde olan bazi adamlar benim koynumdan gecti...
Kirmizi gozlukleri ayaginda beyaz terlikleriyle oldugu gibi cikiyor karsimiza Barbaros Sansal. Bloglarindaki yadsinamaz uslubuyla, sosyal aglardaki ve sosyetedeki marjinal kimligiyle sahsina munhasir bir kisilik kendisi,"Ne istersen sor!" diyor, diyor demesine de dillendirdigi kelimeler zekasinin ince patikalarinda yol alirken sizi cikis noktanizdan aliyor, labirentin bir baska noktasinda bambaska komik bir hikayenin ortasinda birakiveriyor. "-izm ve -ist ler benim icin havaalaninda Istanbul-Izmir yolculugunda bavuluma yapistirilan barkod dan ote degildir" dese de hicbir ideoloji ve kavramdan sivri dilini esirgemiyor.
Ilk konusmamizda sizi universitelerarasi bir yolculukta yakalamistik. Trabzon’a gidiyordunuz. Yogun bir temponuz vardi bu sene degil mi?
-Evet vardi, simdi bitti, sempozyumlar basladi. 14 haftada 28 universite gezdik. Universitelerin yani sira Genc Girisimciler Dernegi, Rotarakt, Kadin Girisimciler, Esnaf ve Sanatkarlar Odasi gibi sivil toplum orgutleri de vardi. Simdi ise uc buyuk sempozyumumuz var.
Universitelerden modayla aslinda pek alakasi olmayan Eczacili Fakultesi gibi bolumler de sizi cagiriyor.Peki o bolumlere gittiginizde ne uzerine konusuyorsunuz?
-Hayata ilac, kabiz ilaci degil konustuklarimiz.
Genel seminer konulariniz var mi?
-Tabii var. Korkulardan nasil kurtuluruz! Siyonizmin etkileri, Evangelist, Anglosaksonlarin ve emperyalizmin ulkemiz uzerindeki oyunlarindan bahsediyoruz. Cok ciddi politik konusuyoruz aslinda.Cunku Universiteler aseksuel,asosyal ve apolitik yapilmaya calisiliyor.Bu cocuklarin halleri bizi cok uzuyor.Mesela,Anadolu Universitesi Endustriyel Tasarim Yuksekokulu Moda Bolumu’nu 4 yil okumus bir cocuk, odevine baktigimda “bu nasil dikilecek kizim!” dedigimde,”ben dikis dikmeyi bilmek zorunda degilim hocam,ben terzi degil,modaci olacagim”diyor.Zaten Turkiye’deki modacilar ya mecmualardan kopya cekiyor ya da yasli karisi kanserden olmus zengin adamlarin metresi oluyor.Biz nitelikle ugrasan insanlariz.Eczacibasi ailesi biliyorsunuz,ailem.Her soylu ailenin bir soysuz cocugu olur.Ben bildigimi anlatiyorum,yalan soyleyecek kadar akilli degilim.
Anadolu’nun her kosesini gezdiniz.Ogrenci profillerini bir kiyaslama imkaniniz olmustur.Tutucu cevreleri,renkli kesimleri,homofobik illeri…
-Tabii universitelerimizde de ayni bolunmeyi goruyoruz.Ornegin Konya Selcuk Universitesi’nin ogrenci profili cok modern;ama yonetimi bir o kadar tutucu.Denizli Pamukkale Universitesi’nin ogrenci profili cok modern;ama yonetimi bir o kadar bagnaz.Antep Universitesi cok modern gibi gorunuyor;ama ogrenci profili bagnaz,ancak butun ogrenci profillerinde bir ortak nokta var.Hepsi isigin sesten hizli oldugunu farketmisler.Sevgi,saygi ve guven geldiginde hemen etrafinizi sariyorlar.Gecenlerde Gazi Universitesi’nde basortulu bir arkadasimiz “hocam bizim basimizi zorla kapatiyorlar,bizi bundan ne zaman kurtaracaksiniz!”dediginde biz 600 kisi soka girdik.Mesele aslinda kicini acmak basini ortmek degil.Ogrenciler ve hastalar bu ulkenin en yagli ve en keriz musterisi yapilmis.Ben buna karsi savas actim sehit de olabilirim,muzaffer bir gazi de olabilirim.Olmem surunurum;ama surundurmeye de devam ederim.
Modanin hem kulturel,hem sosyal ve dinsel bir olgu oldugu konusunda hemfikiriz.Bu anlamda ulkemize donup baktigimizda,nasil bir moda goruyorsunuz?
-Bizim konumuz Vakko’dur,konusulacak konu yoktur.Islamin basini Vakko orter.Siyonizm-bakin Siyonizm’le Yahudiligi karistirmayin-orter.Turkiye’deki corap ve esarp Yahudi tekelindedir.Eger bir “Musevi sermayeyle calismazsaniz,tekstil konusunda hicbir sey yapamazsiniz;pardesu ve esarpla moda olmaz.
Bilmiyorum halk arasinda dogru mu kullaniliyor ama son birkac yildir “turban modasi” diye bir deyim kullaniyoruz.Hakikaten moda midir?Gecer mi?
-Olur mu oyle sey.O zaman Arap bezi modasi da cikaralim.110-111cm bir pacavra bundan atki da olur sal da olur,neticede dikis istemez bunun neresi moda olur.Bu moda degil,bu kimlik arayisi bir sosyal sinifa dahil olma cabasi.Eskiden Turkiye’de eroin kacakcilari beyaz jeep kullanirdi,simdi Islami sermayenin zenginleri beyaz jeep’e biniyor.
Yani Musluman kesimde bile sinif farkliliklari yaratiliyor.
-Yani…Bol-parcala-yonet.Farklilik ve cesitlilik en guzel zenginliktir ve bereketi getirir.Simdi tek tip canta,tek tip pardesu…Bu siyasal iktidarin kendine,bu benim taraftarim demesine yardimci olacak bir uniforma ve buna da yardimci olan bir baska uniforma.Ister asker olsun,ister belediye zabitasi olsun hepsinin bir cubbesi var,biz cubbe degil kiyafet istiyoruz.
Yildirim Mayruk’la duzenlediginiz “2023’e hikayeler” defileleri bununla ilgili degil mi?
-Evet.Bu sene 10. Yilinda, bu yil daha guzel is yapacak,ilk defa pilot bir calisma yaptik,Samsun’da,Antep ve Ankara’da buyuk sanat galerilerinde retrospektif bir sergi actik.Hakiki giyisilerle.Onumuzdeki yil,500 kiyafetle tum hikayeyi sergileyecegiz.”Yaraticilik asla demokratik degildir.” Baslikli sergimizin yapildigi gun AKP iktidara geldi.Multeci sorununu anlattigimiz “Asylum”da Bagdat dustu.”Aquaria”da benim Filistin bayragi actigim gun,tatli su kaynaklarindan bahsediyorduk.Bakin dunya ne hale geldi.Seremonya’da hani Deniz Akkaya’nin gogusunde tatoo’larla ciktigi defilede biz Turkiye’nin Kyoto protokolunu imzalamamasini protesto ediyorduk.Biz yaratici insanlar ve dusunurler 10 yil sonrasini gorebiliyoruz.
Turkiye icin ne ongoruyorsunuz?
-1 milyon olu,30 milyon issiz goruyorum.Bakin bugun IMF,Italya’ya derhal kendini toparla baskisini yapiyor.Ingiltere 25 milyon pound kemer sikma politikasina gidiyor.Turkiye’yi cokmekte olan Avrupa’nin icine cekmeye calisiyorlar.Hasta adam Avrupa,Turkiye hasta adam olmadi hicbir zaman olmaz.Anadolulu topragina bagimlidir.Anadolu bunu yemez.Anadolu’ya cep telefonu da verseniz LCD televizyon da verseniz alir, ama anlamaz ki. Eczacilik Fakultesi’nde cok guzel bir ornek verdiler:Receteyi suyun icine koyup oyle icen hastalar varmis.Boyle bir ulkeyle basa cikamazsiniz.Bizim insanlarimiz sagduyuludur.Ben hep guvendim.O yuzden basima hicbir sey gelmedi.Dusunun ben tercih ve yonelimleri marjinal ve radikal sayilabilecek,agzina geleni beyninde suzgec kullanmadan soyleyen biriyim.Dusunsenize Turkiye’de butun ulusal medyada yasakli olan Dogan,Dogus,TRT,Fox hepsinde birden.
Sizinle ilgili haberlere goz attigimda cok fazla roportaja,habere rastlanmiyor.
-Yasak.Iki kere televizyon programi yaptim yayindan kaldirildi apar topar.
Takmislar size galiba…
-Taksalar keske nerde.Dul geldim,bakire gidecegim.Bunlarinki kanca degil dugme ancak iliklenir.Ben de genctim,bunlar da gencti.Bugun iktidarin tepesinde olan bazi adamlar benim koynumdan gecti.Butun korkulari bu.Insanligin ortak korkusu yoktur.Kimisi homofobik kimisi skiofobik(golge korkusu).Bunlar korku imparatorlugu yaratiyorlar..
Turkiye’deki tekstil,uretim ve ticareti uzerine ne dusunuyorsunuz?
-Su an Turkiye’de kefen bezi yok biliyor musunuz!Polyesterlerle gomuleceksiniz.Curuyemeyeceksiniz bile.Pamugu da imha ettiler.Cumhurbaskanimiz Hindistan’a gitti,pamuk icin.Hayvancilik bitti,yun bitti.Cumhurbaskanliginin bayragi al sancaktir.Ipekten atlastan olmalidir.Polyesterden yaptilar.Bugun yatan bir hastanin kicina 30 yillik don veremedigi icin bu ulke acilan yarayi 9 bin liraya tedavi ediyor.Kokluler sizi ahirete gotururler ama o paralarin uzerine koyduklari parti binalarinin ve universitelerin ve havralarin onune yaptiklari o buyuk kapilar Cennetin kapilari degildir.Cehennemin kapisidir,uzerinize kapanir.Dogmatik kavramlari insanlik 21.yy basinda sorgulamaya basladi bile.Neye gore senden olmayani otekilestir ve yaftalastir,gelsin bakalim aileden sorumlu homofobik saglik bakani Siirt’I anlatsin.Olayi kapattilar.Kim bunun bedelini odeyecek.Alan razi veren raziymis.Ben de vereyim o zaman mercimegi firina…
Peki ulkenin durumu boyle gozler onune serilince daha cikmaza giriyor insane.Siz genclige guveniyor musunuz?
-Tabii ben genclige guveniyorum.Siz benden gencsiniz.Ben Semra Ozal’a dikis diktim.Berna
Yilmaz’a da Tansu Ciller’e de,Suleyman Gunduz’u de tanirim ama ben donmelerin basini da tanirim,genelev koruyucusunu da tanirim.Cunku hepsi insandir.Ben Erbakan,Ecevit ve Turkes’in koalisyon yaptigini da gordum bu ulkede,bu hicbir sey.Bunlar aclikla terbiye etmeye calisiyorlar ulkeyi.Lale festivalinde 15 gun icin harcananparayi gordunuz.Hadi laleden gectim o lalelerin tanitimi icin asilan plastik afisleri gordunuz.Bu nasil bir cevrecilik!Ardinda 250 yillik cop biraktilar.Haziran ayinda uluslararasi erozyon sempozyumu icin Corum’a davet edildim.Ben bu erozyondan bahsedecegim ama beseri erozyondan.Hepsi kaydediliyor bunlarin bir yere.
Suursuzbir millet oldugumuz defalarca kanitlaniyor,hakikaten kaydediyor muyuz sizce?
-En azindan ben ve benim gibiler ediyor.Inanilmaz belgeler ve benim elimde.Gelsinler bilgisayarlarimi,dosyalarimi alsinlar.Belgeler benim beynimde.Basbakanlik TC Arsivlerindeki arkadaslar OSE onur baskani sifatiyla Einstein’in Turkiye’de calisma yapabilmeleri icin Ismet Inonu’nun imzaladigi belgeleri cocuklar getirip elime veriyorlar.Herkes rahatsiz.Ulkemiz uzerinde oynanan oyunlardan siz de anneniz de basortulu kadin da rahatsiz artik.Cunku hep fakir edebiyati,hep ajitasyon.Halbuki onlar yuzme havuzlu villalarda,altlarinda kursun gecirmez arabalariyla dolasiyor Cin mali ucuz oyuncaklar dagitip,5 milyon sadaka verip gecistiriyorlar.Sadakayi hak etmiyor bu millet.Bizim hemzemindi saraylarimiz basamak yoktu.Simdi Dolmabahce sarayinin ahirindalar.Onundeki halka ait otobus duragini kaldirttilar.Bitisigindeki iskeleyi yaktilar.Aman etrafimizda olmasinlar.Basbakanin kucuk oglunun askerlik raporu Yavuz Semerci’deydi.Hadi cikarin bakalim ortaya,hodri meydan!Acaba kac para aldi o raporu ortaya cikarmamak icin.Neden acaba kucuk oglu askere alinmadi.Hani askerlik yan gelip yatma yeri degildi.Ben her seyden haberdarim.Bir ulkenin kaderini en guclu kadinin terzisinin aynasindan gozetleyebilirsiniz.O guclu kadinlar maalesef o gucsuz adamlarin bosbogazliklarini agizlarindan kaciriyorlar.
Guclu adamlar,gucsuz adamlar derken!..
-Hep beraber Silivri’ye geceriz buradan… (guluyor)!
Tehdit aliyor musunuz hic?
-Hayir.
Orgutlu olmadiginiz icin mi?
-Aynen.Eger birey olursaniz sikinti yok.Ben ozgur irademle elestri hakkina sahibim.
Bir orgute katilmayi dusunuyor musunuz?
-Benim bir orgutum var.Turkiye genelinde 140.000 kisilik bir ordum var.Parmagimi saklatsam sokaga dokulurler.Ama yapmam,ben bir lider degilim.Ahmak degilim.Ben o cocuklar icin fedakarlik yapiyorum.Ayaklarina kadar gidip,bilgimi,tecrubelerimi paylasiyorum.Neleri yapmamalari gerektigini anlatiyorum.Ben bu yil “Dusundugun dilde sevis, dusmaninin dilinde savas” diye bir slogan sectim. Bir cok universite buna karsi cikti.Ayyy sevis deme,savas deme.Peki duzeltiriz dedik.”Kendi dilinde sev,dusmaninin dilinde sav” dedik.Bravo alkis derken pankartlar asildi.Ben konusmaya baslarken sunu soyledim.Bakin arkadaslar size fazla gereksiz mustehcen gorulerek engellenen ve kesilen iki kucuk eke bakin ne cikti: is ve as.
Liderligin ahmaklik oldugunu mu dusunuyorsunuz?
-Lider anglosaksondur.Oncuyle lider ayni sey degildir.Ben oncuyum…
Siyasete girmeyi dusundunuz mu peki?
-Pavyon sarkicilarinin,fahiselerin oldugu,tavaninda mercimek koftesi olan yerde benim isim yok.Meclisin yuzde 30’u bagimsiz olmadigi surece bu is duzelmeyecek.Ataturk,Meclisi ve saraylari halka birakmistir.Halkin malidir bunlar.Ama millet giremez oraya bir tanidigi olmasi lazim.Bakin Ismet Inonu zamaninda baslayan bir surectir bu Turkiye Cumhuriyeti’ni bugune getiren CHP tek partili iktidariyla yerlestirmistir icine her seyi.Bana soruyorlar;senin gibi ulusalci bir insane nasil CHP ye karsi, diye.Cumhuriyet Halk Partisi bu ulkenin basina gelen en kotu seylerden biridir.AKP bile CHP kadar tehlikeli degildir.AKP,cunku stratejileri olmayan dis guclerin yonettigi distributordur.Devlet Outlet.Acaba Hoca Ali Riza’nin milli kutuphaneden cikarilip sergilenme yetkisini kim veriyor!Kutuphanelerimiz de ozellesiyor,onlari da satiyorlar.Abdulmecit donemi zamaninda da bunlar yasanmisti damatlar yuzunden.Ama damatlarin iki gomlegi vardir;biri bayramlik biri idamlik.Cok dikkatli olmalari lazim.Vatan caddesine 3.Anit mezari koyariz.Sirayla artik turistik gezi duzenleriz.Bunu astik,bunu oldurduler,bunu katlettiler diye…
Ama bu millet cok kez de yarida birakti,hayal kirikligina ugratti 68 kusagini,80’ler kusagini…
-68 kusagi baskaydi.Onculeri idam edildi.Ertugrul Ozkok falan solcu muydu…Kiralik,kaleminden meni damlayan gazeteciler.Ben unutmam,bakmam gorurum;isitmem duyar anlarim;koklamam nefes alirim;yemem tad alirim;dokunmam hissederim.Dolayisiyla altinci hislerim cok kuvvetlidir.Ilk tercihim tek ve dogru tercihimdir.Bu bir gecis donemi.”En buyuk karmasalardan en yalin cozumler dogar.”lafi Winston Churchill’e ait.Ben buna bir tesbih yaptim.En bereketli,en taze,en filizli ve en yesil surgunler tevazu icerisinde baslarini one egdiklerinde,en kiymetli tohumlarini her zaman nadasa birakilmis tarlalarin kenarindaki tezeklerin icine birakmislardir.Orada cikacaklardir.
Simdi CHP de yonetim degisiyor hala ayni fikirde misiniz?
-Baykal meselesi degil bu.CHP hantal ve uzun yillardir genc kadrolarin onu kesildigi icin lider yetistiremez,oncusu yok.CHP islevselligini bitirmis,son kullanma tarihi gecmis bir organ.(bu esnada Barbaros Sansal bir universiteden telefon aliyor.Yapilacak bir defile icin kiyafet istiyorlar) Bakar misiniz sahit oldugunuz seye.Defile yapacaklar kiyafetleri yok.Kiyafete gore defile yapilir defileye gore kiyafet bulunmaz halbuki.
Kisa,basit,sade: mutlu musunuz?
-Mutluyum huzurlu oldugum icin.Kaygim,sangim boyle kavramlarim yok benim,param day ok geciniyorum.Ama tum sosyeteyle ayni dugunlerdeyiz.Ben o dugunlerde kafayi bulup barin uzerine cikip dans ediyorum onlar kukumav kusu gibi kenarda oturmak zorundalar;cunku saclarini yaptirdilar.
Bir de beach club guzelleri var denize giremezler.
-Zeki triko mayolari gibiler.Denize girilmez suya degmemeli gunese cikilmaz.Evli barkli kadinlar magazin dergilerine fotograf cektiriyorlar.Onlari bir kendileri okuyor bir de hapishanedeki mahkumlar…
Barbaros Sansal’dan yeni harman’a gercek hikayeler;
“Denizli Pamukkale Universitesi’nde rektorluk binasinin onunden gecerken Ataturk Kultur Merkezi’ne gittim.Rektorluge girecegim.Iki tane engelli girisi var ortadan da granit merdivenler var yukari cikan cicekli.Ben de merdivenden ciktim 30 basamak yaklasik.Sonuna geldim,duvar cikti.Rektorluk yaziyor,o merdivenler hic bir yere cikmiyor.Resim cektirilmek icin yapilmis boylu boyunca granit merdivenler…Oha! 3 tane cocuk okur o parayla terbiyesizler!Hangi engelli zihniyet yaptirdi bunu denetleyen mufettisler nerede?Kim kime dum duma ondan sonar Konya Universitesi erkekleri kupeyle giremiyor kizlarin basortusu giymesi yasak.Uzerlerinde Maymunlar Cahennemi’nden kacis’taki gibi perukla geziyorlar.Halk kerizlesiyor.Sonunda ne olur yavas atin ciftesi pek olur.”
YENİ HARMAN DERGİSİ SAYI:142 HAZİRAN 2010-06..
ROPORTAJ: TANLA SILAY
Ben de genctim, bunlar da gencti... Bugun iktidarin tepesinde olan bazi adamlar benim koynumdan gecti...
Kirmizi gozlukleri ayaginda beyaz terlikleriyle oldugu gibi cikiyor karsimiza Barbaros Sansal. Bloglarindaki yadsinamaz uslubuyla, sosyal aglardaki ve sosyetedeki marjinal kimligiyle sahsina munhasir bir kisilik kendisi,"Ne istersen sor!" diyor, diyor demesine de dillendirdigi kelimeler zekasinin ince patikalarinda yol alirken sizi cikis noktanizdan aliyor, labirentin bir baska noktasinda bambaska komik bir hikayenin ortasinda birakiveriyor. "-izm ve -ist ler benim icin havaalaninda Istanbul-Izmir yolculugunda bavuluma yapistirilan barkod dan ote degildir" dese de hicbir ideoloji ve kavramdan sivri dilini esirgemiyor.
Ilk konusmamizda sizi universitelerarasi bir yolculukta yakalamistik. Trabzon’a gidiyordunuz. Yogun bir temponuz vardi bu sene degil mi?
-Evet vardi, simdi bitti, sempozyumlar basladi. 14 haftada 28 universite gezdik. Universitelerin yani sira Genc Girisimciler Dernegi, Rotarakt, Kadin Girisimciler, Esnaf ve Sanatkarlar Odasi gibi sivil toplum orgutleri de vardi. Simdi ise uc buyuk sempozyumumuz var.
Universitelerden modayla aslinda pek alakasi olmayan Eczacili Fakultesi gibi bolumler de sizi cagiriyor.Peki o bolumlere gittiginizde ne uzerine konusuyorsunuz?
-Hayata ilac, kabiz ilaci degil konustuklarimiz.
Genel seminer konulariniz var mi?
-Tabii var. Korkulardan nasil kurtuluruz! Siyonizmin etkileri, Evangelist, Anglosaksonlarin ve emperyalizmin ulkemiz uzerindeki oyunlarindan bahsediyoruz. Cok ciddi politik konusuyoruz aslinda.Cunku Universiteler aseksuel,asosyal ve apolitik yapilmaya calisiliyor.Bu cocuklarin halleri bizi cok uzuyor.Mesela,Anadolu Universitesi Endustriyel Tasarim Yuksekokulu Moda Bolumu’nu 4 yil okumus bir cocuk, odevine baktigimda “bu nasil dikilecek kizim!” dedigimde,”ben dikis dikmeyi bilmek zorunda degilim hocam,ben terzi degil,modaci olacagim”diyor.Zaten Turkiye’deki modacilar ya mecmualardan kopya cekiyor ya da yasli karisi kanserden olmus zengin adamlarin metresi oluyor.Biz nitelikle ugrasan insanlariz.Eczacibasi ailesi biliyorsunuz,ailem.Her soylu ailenin bir soysuz cocugu olur.Ben bildigimi anlatiyorum,yalan soyleyecek kadar akilli degilim.
Anadolu’nun her kosesini gezdiniz.Ogrenci profillerini bir kiyaslama imkaniniz olmustur.Tutucu cevreleri,renkli kesimleri,homofobik illeri…
-Tabii universitelerimizde de ayni bolunmeyi goruyoruz.Ornegin Konya Selcuk Universitesi’nin ogrenci profili cok modern;ama yonetimi bir o kadar tutucu.Denizli Pamukkale Universitesi’nin ogrenci profili cok modern;ama yonetimi bir o kadar bagnaz.Antep Universitesi cok modern gibi gorunuyor;ama ogrenci profili bagnaz,ancak butun ogrenci profillerinde bir ortak nokta var.Hepsi isigin sesten hizli oldugunu farketmisler.Sevgi,saygi ve guven geldiginde hemen etrafinizi sariyorlar.Gecenlerde Gazi Universitesi’nde basortulu bir arkadasimiz “hocam bizim basimizi zorla kapatiyorlar,bizi bundan ne zaman kurtaracaksiniz!”dediginde biz 600 kisi soka girdik.Mesele aslinda kicini acmak basini ortmek degil.Ogrenciler ve hastalar bu ulkenin en yagli ve en keriz musterisi yapilmis.Ben buna karsi savas actim sehit de olabilirim,muzaffer bir gazi de olabilirim.Olmem surunurum;ama surundurmeye de devam ederim.
Modanin hem kulturel,hem sosyal ve dinsel bir olgu oldugu konusunda hemfikiriz.Bu anlamda ulkemize donup baktigimizda,nasil bir moda goruyorsunuz?
-Bizim konumuz Vakko’dur,konusulacak konu yoktur.Islamin basini Vakko orter.Siyonizm-bakin Siyonizm’le Yahudiligi karistirmayin-orter.Turkiye’deki corap ve esarp Yahudi tekelindedir.Eger bir “Musevi sermayeyle calismazsaniz,tekstil konusunda hicbir sey yapamazsiniz;pardesu ve esarpla moda olmaz.
Bilmiyorum halk arasinda dogru mu kullaniliyor ama son birkac yildir “turban modasi” diye bir deyim kullaniyoruz.Hakikaten moda midir?Gecer mi?
-Olur mu oyle sey.O zaman Arap bezi modasi da cikaralim.110-111cm bir pacavra bundan atki da olur sal da olur,neticede dikis istemez bunun neresi moda olur.Bu moda degil,bu kimlik arayisi bir sosyal sinifa dahil olma cabasi.Eskiden Turkiye’de eroin kacakcilari beyaz jeep kullanirdi,simdi Islami sermayenin zenginleri beyaz jeep’e biniyor.
Yani Musluman kesimde bile sinif farkliliklari yaratiliyor.
-Yani…Bol-parcala-yonet.Farklilik ve cesitlilik en guzel zenginliktir ve bereketi getirir.Simdi tek tip canta,tek tip pardesu…Bu siyasal iktidarin kendine,bu benim taraftarim demesine yardimci olacak bir uniforma ve buna da yardimci olan bir baska uniforma.Ister asker olsun,ister belediye zabitasi olsun hepsinin bir cubbesi var,biz cubbe degil kiyafet istiyoruz.
Yildirim Mayruk’la duzenlediginiz “2023’e hikayeler” defileleri bununla ilgili degil mi?
-Evet.Bu sene 10. Yilinda, bu yil daha guzel is yapacak,ilk defa pilot bir calisma yaptik,Samsun’da,Antep ve Ankara’da buyuk sanat galerilerinde retrospektif bir sergi actik.Hakiki giyisilerle.Onumuzdeki yil,500 kiyafetle tum hikayeyi sergileyecegiz.”Yaraticilik asla demokratik degildir.” Baslikli sergimizin yapildigi gun AKP iktidara geldi.Multeci sorununu anlattigimiz “Asylum”da Bagdat dustu.”Aquaria”da benim Filistin bayragi actigim gun,tatli su kaynaklarindan bahsediyorduk.Bakin dunya ne hale geldi.Seremonya’da hani Deniz Akkaya’nin gogusunde tatoo’larla ciktigi defilede biz Turkiye’nin Kyoto protokolunu imzalamamasini protesto ediyorduk.Biz yaratici insanlar ve dusunurler 10 yil sonrasini gorebiliyoruz.
Turkiye icin ne ongoruyorsunuz?
-1 milyon olu,30 milyon issiz goruyorum.Bakin bugun IMF,Italya’ya derhal kendini toparla baskisini yapiyor.Ingiltere 25 milyon pound kemer sikma politikasina gidiyor.Turkiye’yi cokmekte olan Avrupa’nin icine cekmeye calisiyorlar.Hasta adam Avrupa,Turkiye hasta adam olmadi hicbir zaman olmaz.Anadolulu topragina bagimlidir.Anadolu bunu yemez.Anadolu’ya cep telefonu da verseniz LCD televizyon da verseniz alir, ama anlamaz ki. Eczacilik Fakultesi’nde cok guzel bir ornek verdiler:Receteyi suyun icine koyup oyle icen hastalar varmis.Boyle bir ulkeyle basa cikamazsiniz.Bizim insanlarimiz sagduyuludur.Ben hep guvendim.O yuzden basima hicbir sey gelmedi.Dusunun ben tercih ve yonelimleri marjinal ve radikal sayilabilecek,agzina geleni beyninde suzgec kullanmadan soyleyen biriyim.Dusunsenize Turkiye’de butun ulusal medyada yasakli olan Dogan,Dogus,TRT,Fox hepsinde birden.
Sizinle ilgili haberlere goz attigimda cok fazla roportaja,habere rastlanmiyor.
-Yasak.Iki kere televizyon programi yaptim yayindan kaldirildi apar topar.
Takmislar size galiba…
-Taksalar keske nerde.Dul geldim,bakire gidecegim.Bunlarinki kanca degil dugme ancak iliklenir.Ben de genctim,bunlar da gencti.Bugun iktidarin tepesinde olan bazi adamlar benim koynumdan gecti.Butun korkulari bu.Insanligin ortak korkusu yoktur.Kimisi homofobik kimisi skiofobik(golge korkusu).Bunlar korku imparatorlugu yaratiyorlar..
Turkiye’deki tekstil,uretim ve ticareti uzerine ne dusunuyorsunuz?
-Su an Turkiye’de kefen bezi yok biliyor musunuz!Polyesterlerle gomuleceksiniz.Curuyemeyeceksiniz bile.Pamugu da imha ettiler.Cumhurbaskanimiz Hindistan’a gitti,pamuk icin.Hayvancilik bitti,yun bitti.Cumhurbaskanliginin bayragi al sancaktir.Ipekten atlastan olmalidir.Polyesterden yaptilar.Bugun yatan bir hastanin kicina 30 yillik don veremedigi icin bu ulke acilan yarayi 9 bin liraya tedavi ediyor.Kokluler sizi ahirete gotururler ama o paralarin uzerine koyduklari parti binalarinin ve universitelerin ve havralarin onune yaptiklari o buyuk kapilar Cennetin kapilari degildir.Cehennemin kapisidir,uzerinize kapanir.Dogmatik kavramlari insanlik 21.yy basinda sorgulamaya basladi bile.Neye gore senden olmayani otekilestir ve yaftalastir,gelsin bakalim aileden sorumlu homofobik saglik bakani Siirt’I anlatsin.Olayi kapattilar.Kim bunun bedelini odeyecek.Alan razi veren raziymis.Ben de vereyim o zaman mercimegi firina…
Peki ulkenin durumu boyle gozler onune serilince daha cikmaza giriyor insane.Siz genclige guveniyor musunuz?
-Tabii ben genclige guveniyorum.Siz benden gencsiniz.Ben Semra Ozal’a dikis diktim.Berna
Yilmaz’a da Tansu Ciller’e de,Suleyman Gunduz’u de tanirim ama ben donmelerin basini da tanirim,genelev koruyucusunu da tanirim.Cunku hepsi insandir.Ben Erbakan,Ecevit ve Turkes’in koalisyon yaptigini da gordum bu ulkede,bu hicbir sey.Bunlar aclikla terbiye etmeye calisiyorlar ulkeyi.Lale festivalinde 15 gun icin harcananparayi gordunuz.Hadi laleden gectim o lalelerin tanitimi icin asilan plastik afisleri gordunuz.Bu nasil bir cevrecilik!Ardinda 250 yillik cop biraktilar.Haziran ayinda uluslararasi erozyon sempozyumu icin Corum’a davet edildim.Ben bu erozyondan bahsedecegim ama beseri erozyondan.Hepsi kaydediliyor bunlarin bir yere.
Suursuzbir millet oldugumuz defalarca kanitlaniyor,hakikaten kaydediyor muyuz sizce?
-En azindan ben ve benim gibiler ediyor.Inanilmaz belgeler ve benim elimde.Gelsinler bilgisayarlarimi,dosyalarimi alsinlar.Belgeler benim beynimde.Basbakanlik TC Arsivlerindeki arkadaslar OSE onur baskani sifatiyla Einstein’in Turkiye’de calisma yapabilmeleri icin Ismet Inonu’nun imzaladigi belgeleri cocuklar getirip elime veriyorlar.Herkes rahatsiz.Ulkemiz uzerinde oynanan oyunlardan siz de anneniz de basortulu kadin da rahatsiz artik.Cunku hep fakir edebiyati,hep ajitasyon.Halbuki onlar yuzme havuzlu villalarda,altlarinda kursun gecirmez arabalariyla dolasiyor Cin mali ucuz oyuncaklar dagitip,5 milyon sadaka verip gecistiriyorlar.Sadakayi hak etmiyor bu millet.Bizim hemzemindi saraylarimiz basamak yoktu.Simdi Dolmabahce sarayinin ahirindalar.Onundeki halka ait otobus duragini kaldirttilar.Bitisigindeki iskeleyi yaktilar.Aman etrafimizda olmasinlar.Basbakanin kucuk oglunun askerlik raporu Yavuz Semerci’deydi.Hadi cikarin bakalim ortaya,hodri meydan!Acaba kac para aldi o raporu ortaya cikarmamak icin.Neden acaba kucuk oglu askere alinmadi.Hani askerlik yan gelip yatma yeri degildi.Ben her seyden haberdarim.Bir ulkenin kaderini en guclu kadinin terzisinin aynasindan gozetleyebilirsiniz.O guclu kadinlar maalesef o gucsuz adamlarin bosbogazliklarini agizlarindan kaciriyorlar.
Guclu adamlar,gucsuz adamlar derken!..
-Hep beraber Silivri’ye geceriz buradan… (guluyor)!
Tehdit aliyor musunuz hic?
-Hayir.
Orgutlu olmadiginiz icin mi?
-Aynen.Eger birey olursaniz sikinti yok.Ben ozgur irademle elestri hakkina sahibim.
Bir orgute katilmayi dusunuyor musunuz?
-Benim bir orgutum var.Turkiye genelinde 140.000 kisilik bir ordum var.Parmagimi saklatsam sokaga dokulurler.Ama yapmam,ben bir lider degilim.Ahmak degilim.Ben o cocuklar icin fedakarlik yapiyorum.Ayaklarina kadar gidip,bilgimi,tecrubelerimi paylasiyorum.Neleri yapmamalari gerektigini anlatiyorum.Ben bu yil “Dusundugun dilde sevis, dusmaninin dilinde savas” diye bir slogan sectim. Bir cok universite buna karsi cikti.Ayyy sevis deme,savas deme.Peki duzeltiriz dedik.”Kendi dilinde sev,dusmaninin dilinde sav” dedik.Bravo alkis derken pankartlar asildi.Ben konusmaya baslarken sunu soyledim.Bakin arkadaslar size fazla gereksiz mustehcen gorulerek engellenen ve kesilen iki kucuk eke bakin ne cikti: is ve as.
Liderligin ahmaklik oldugunu mu dusunuyorsunuz?
-Lider anglosaksondur.Oncuyle lider ayni sey degildir.Ben oncuyum…
Siyasete girmeyi dusundunuz mu peki?
-Pavyon sarkicilarinin,fahiselerin oldugu,tavaninda mercimek koftesi olan yerde benim isim yok.Meclisin yuzde 30’u bagimsiz olmadigi surece bu is duzelmeyecek.Ataturk,Meclisi ve saraylari halka birakmistir.Halkin malidir bunlar.Ama millet giremez oraya bir tanidigi olmasi lazim.Bakin Ismet Inonu zamaninda baslayan bir surectir bu Turkiye Cumhuriyeti’ni bugune getiren CHP tek partili iktidariyla yerlestirmistir icine her seyi.Bana soruyorlar;senin gibi ulusalci bir insane nasil CHP ye karsi, diye.Cumhuriyet Halk Partisi bu ulkenin basina gelen en kotu seylerden biridir.AKP bile CHP kadar tehlikeli degildir.AKP,cunku stratejileri olmayan dis guclerin yonettigi distributordur.Devlet Outlet.Acaba Hoca Ali Riza’nin milli kutuphaneden cikarilip sergilenme yetkisini kim veriyor!Kutuphanelerimiz de ozellesiyor,onlari da satiyorlar.Abdulmecit donemi zamaninda da bunlar yasanmisti damatlar yuzunden.Ama damatlarin iki gomlegi vardir;biri bayramlik biri idamlik.Cok dikkatli olmalari lazim.Vatan caddesine 3.Anit mezari koyariz.Sirayla artik turistik gezi duzenleriz.Bunu astik,bunu oldurduler,bunu katlettiler diye…
Ama bu millet cok kez de yarida birakti,hayal kirikligina ugratti 68 kusagini,80’ler kusagini…
-68 kusagi baskaydi.Onculeri idam edildi.Ertugrul Ozkok falan solcu muydu…Kiralik,kaleminden meni damlayan gazeteciler.Ben unutmam,bakmam gorurum;isitmem duyar anlarim;koklamam nefes alirim;yemem tad alirim;dokunmam hissederim.Dolayisiyla altinci hislerim cok kuvvetlidir.Ilk tercihim tek ve dogru tercihimdir.Bu bir gecis donemi.”En buyuk karmasalardan en yalin cozumler dogar.”lafi Winston Churchill’e ait.Ben buna bir tesbih yaptim.En bereketli,en taze,en filizli ve en yesil surgunler tevazu icerisinde baslarini one egdiklerinde,en kiymetli tohumlarini her zaman nadasa birakilmis tarlalarin kenarindaki tezeklerin icine birakmislardir.Orada cikacaklardir.
Simdi CHP de yonetim degisiyor hala ayni fikirde misiniz?
-Baykal meselesi degil bu.CHP hantal ve uzun yillardir genc kadrolarin onu kesildigi icin lider yetistiremez,oncusu yok.CHP islevselligini bitirmis,son kullanma tarihi gecmis bir organ.(bu esnada Barbaros Sansal bir universiteden telefon aliyor.Yapilacak bir defile icin kiyafet istiyorlar) Bakar misiniz sahit oldugunuz seye.Defile yapacaklar kiyafetleri yok.Kiyafete gore defile yapilir defileye gore kiyafet bulunmaz halbuki.
Kisa,basit,sade: mutlu musunuz?
-Mutluyum huzurlu oldugum icin.Kaygim,sangim boyle kavramlarim yok benim,param day ok geciniyorum.Ama tum sosyeteyle ayni dugunlerdeyiz.Ben o dugunlerde kafayi bulup barin uzerine cikip dans ediyorum onlar kukumav kusu gibi kenarda oturmak zorundalar;cunku saclarini yaptirdilar.
Bir de beach club guzelleri var denize giremezler.
-Zeki triko mayolari gibiler.Denize girilmez suya degmemeli gunese cikilmaz.Evli barkli kadinlar magazin dergilerine fotograf cektiriyorlar.Onlari bir kendileri okuyor bir de hapishanedeki mahkumlar…
Barbaros Sansal’dan yeni harman’a gercek hikayeler;
“Denizli Pamukkale Universitesi’nde rektorluk binasinin onunden gecerken Ataturk Kultur Merkezi’ne gittim.Rektorluge girecegim.Iki tane engelli girisi var ortadan da granit merdivenler var yukari cikan cicekli.Ben de merdivenden ciktim 30 basamak yaklasik.Sonuna geldim,duvar cikti.Rektorluk yaziyor,o merdivenler hic bir yere cikmiyor.Resim cektirilmek icin yapilmis boylu boyunca granit merdivenler…Oha! 3 tane cocuk okur o parayla terbiyesizler!Hangi engelli zihniyet yaptirdi bunu denetleyen mufettisler nerede?Kim kime dum duma ondan sonar Konya Universitesi erkekleri kupeyle giremiyor kizlarin basortusu giymesi yasak.Uzerlerinde Maymunlar Cahennemi’nden kacis’taki gibi perukla geziyorlar.Halk kerizlesiyor.Sonunda ne olur yavas atin ciftesi pek olur.”
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Cumhuriyetin ilk başkenti olan Ankara’da burjuva bir ailenin ve mühendis bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi.
Osmanlı halicinde, mavnacılar kâhyası olan Yahya Efendi’nin ikinci kuşak torunu…
Çeşitli eğitim kurumlarında orta öğrenimini tamamlarken,
aynı zamanda Vakko, Barış Küce-limon gibi kurumların kreasyon bölümlerinde görevlerini sürdürdü.
İngiltere’de Royal Akademi’ye bağlı Londra Eğitim Kurumlarında renk bilimi üzerine dört yıl; İsviçre’de de moda, renk ve estetik üzerine iki yıl eğitim görmüş bir “Terzi Yamağı”…
Moda ve Tasarım çalışmalarında Türkiye’nin ilk moda stüdyosunu kuran Terzi Yamağı.
21. yüzyıla girildiğinde ise, Yıldırım Mayruk moda tasarım limited şirketinin ortağı olarak; tasarım, işletme, yönetim, ithalat, ihracat ve uluslararası ilişkiler görevlerini sürdürmektedir.
Modacı, terzi yamağı kimliklerinin yanı sıra tiyatrocu ve yazar kimliğe de ön plandadır.
Kreatör, botanikçi, teknoloji ve sanat düşkünü olup, her tür karrafa hayran, ingilizce ve almanca okuryazarı, gelişmiş bir Türkçe hakimiyetine sahip ve “2023’e Hikayeler”in de isim babası…
70'li yılların müziği, dostluğu, 80’li yılların disko cıstaklığı ve 90'lı yılların patlama teknolojisini, her şeyi kendinde yansıtıyor sanki.
Dağarcığı, belleği her telden çalan bir enstrüman misali. Taktığı gözlüklerin her rengini bir kimlik olarak gören çılgın deha…
İçimizden biri.
Kendini eleştirecek kadar frekansları sağlam, özgüveni ise sonsuz…
Yamak diye başlayan bu olgu ile bağdaşmış, kendisini ifade etmede kişisel özgürlüklerine aşırı düşkün,
Mütevazı,
her gününü sosyal projelere adamış,
Yüksek IQ'su ve yüreği ile Türkiye ortamındaki yanlışları kâh çatal diliyle düzeltmeye… Çoğu zaman da ortalığı karıştırıp düşündürmeye adamış bir kişilik.
Sevgili konuklar Marmara Üniversitesi Bahar Şenlikleri kapsamında Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu olarak düzenlemiş olduğumuz etkinliğimize katıldığınız için teşekkür eder keyifli bir zaman geçirmenizi ümit ederek
Her yönüyle biz gençlere tam anlamıyla örnek olabilen moda uzmanı, tiyatrocu, yazar ve terzi yamağı Barbaros Şansal’dan gelecek tavsiyeleri duymak için sözü kendisine bırakıyoruz..
Sevgili konuklar Marmara Üniversitesi Bahar Şenlikleri kapsamında Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu olarak düzenlemiş olduğumuz etkinlikte bize keyifli anlar yaşatan Barbaros Şansal’a çok teşekkür ederiz.
Osmanlı halicinde, mavnacılar kâhyası olan Yahya Efendi’nin ikinci kuşak torunu…
Çeşitli eğitim kurumlarında orta öğrenimini tamamlarken,
aynı zamanda Vakko, Barış Küce-limon gibi kurumların kreasyon bölümlerinde görevlerini sürdürdü.
İngiltere’de Royal Akademi’ye bağlı Londra Eğitim Kurumlarında renk bilimi üzerine dört yıl; İsviçre’de de moda, renk ve estetik üzerine iki yıl eğitim görmüş bir “Terzi Yamağı”…
Moda ve Tasarım çalışmalarında Türkiye’nin ilk moda stüdyosunu kuran Terzi Yamağı.
21. yüzyıla girildiğinde ise, Yıldırım Mayruk moda tasarım limited şirketinin ortağı olarak; tasarım, işletme, yönetim, ithalat, ihracat ve uluslararası ilişkiler görevlerini sürdürmektedir.
Modacı, terzi yamağı kimliklerinin yanı sıra tiyatrocu ve yazar kimliğe de ön plandadır.
Kreatör, botanikçi, teknoloji ve sanat düşkünü olup, her tür karrafa hayran, ingilizce ve almanca okuryazarı, gelişmiş bir Türkçe hakimiyetine sahip ve “2023’e Hikayeler”in de isim babası…
70'li yılların müziği, dostluğu, 80’li yılların disko cıstaklığı ve 90'lı yılların patlama teknolojisini, her şeyi kendinde yansıtıyor sanki.
Dağarcığı, belleği her telden çalan bir enstrüman misali. Taktığı gözlüklerin her rengini bir kimlik olarak gören çılgın deha…
İçimizden biri.
Kendini eleştirecek kadar frekansları sağlam, özgüveni ise sonsuz…
Yamak diye başlayan bu olgu ile bağdaşmış, kendisini ifade etmede kişisel özgürlüklerine aşırı düşkün,
Mütevazı,
her gününü sosyal projelere adamış,
Yüksek IQ'su ve yüreği ile Türkiye ortamındaki yanlışları kâh çatal diliyle düzeltmeye… Çoğu zaman da ortalığı karıştırıp düşündürmeye adamış bir kişilik.
Sevgili konuklar Marmara Üniversitesi Bahar Şenlikleri kapsamında Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu olarak düzenlemiş olduğumuz etkinliğimize katıldığınız için teşekkür eder keyifli bir zaman geçirmenizi ümit ederek
Her yönüyle biz gençlere tam anlamıyla örnek olabilen moda uzmanı, tiyatrocu, yazar ve terzi yamağı Barbaros Şansal’dan gelecek tavsiyeleri duymak için sözü kendisine bırakıyoruz..
Sevgili konuklar Marmara Üniversitesi Bahar Şenlikleri kapsamında Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu olarak düzenlemiş olduğumuz etkinlikte bize keyifli anlar yaşatan Barbaros Şansal’a çok teşekkür ederiz.
30 Nisan 2010 Cuma
TOP'LU İĞNE 35 MARMARA CACIK ...
Marmara cacık ..Dikkat geliyor açlık ...
Çingene çalıyor ve de Kürt oynuyor; Papatyalar soldu bu gün Laleler fing atıyor..
Tabi şerefeden mesir macunu da !
Nasılsa aç millete zeval ihtiyacı var ya !
Hey gidi günler hey, ne de çabuk geçiyor sanırız zamanı!
Daha dün gibiydi hasbehçenin güllerinde iş arayan peynircinin karıları..
Bu gün ise aynı kadronun döllerinden ilizyonist yavruları ve kasap karılarının görev devrettiği spor hocası artıkları ...
Tefecinin karısından ise beyanat,
''Ankara'da kalsam başbakan olurdum!'' başlıkları ..
Olurdu elbet de olmaz mı?Olanlar sanki ondan çok mu farklı ?
Şaşırmayın başlıklara gerçek .
Hemde tüm çıplaklığıyla kıçı avantaya aşık ancak başı kapalı acı bir gerçek..
Seferide kaza namazı kılan, çökmüş Avrupa'da umut arayan vokalist sahnesi ile çıkarma, hadi ulan 1974'deki çıkarma plajındaki olay değilki değilki bu abartma palavra..
Bir yanda aynı kaba yediğini doğrasan musakka olacak medya,
ceplerinde ders kitabı ihalelleri, banka faizi ve de cinsel ile dinsel sömürü ile prim yapma peşinde zühreviden canlı yayında,
Diğer yanda aklını ve kulağını kapa ama başını kıçını aç da bana ver diyen bir cahil ordusundan oluşmuş pavyon türkücüsü kılıklı temsilciler ordusu...
Birazdan mahalle arasına yakında girecek olan sosyal polis ordusunun ne giyeceği savsatası!
Bebelere tecavüzler Siirt'de , kapat olayı hemen seri katil olup işçin aç kalmaya gelince ...
Bir altında ülkenin en keriz ve yağlı müşterisi haline gelmiş yüksek öğrenim mahkumları ve de derdine derman arayan sağlık sorunlu hastalar.....Oysa kardiyo vasküler ilaçları yakında herşeyi açıklar ...Sendikal haklarda ve eğitimde gerisin Burkino Faso'dan bile bak bu arada Uganda çokdan arkandan geçti önüne.. Söyle bari hangi ortağının kızını verdin El- Beşir'in savunma bakanı niyetine ?
Geçelim hanımlar beyler , geçelim de köprüden geçeceğiz diye ahmakça geçirilmeyelim..
O yüzden bu sabah İDO ile Bursa yönüne hareket ettiğimde kanal 24 seyretmekden başka seçenek olmadığından klavyemden bir kaç gerçeği yazayım bari dedim .. Yazar iken nazara gelmeden bas bas basayım gerçeğe bari dedim ...
Yazar dolu ülkem nasıla, her biri köşe tutmuş oynaşır dururlar Talimhane' nin ihaleyi onlara kaptırtan patron odalarında ,Semerin altını mı olur . 50.000 dolara hayasız raporları kolayca soğutulunca...
Kimi Nişantaşı'nda, Kimi Cihangir'de, dilinde beleş şarap kadehi ile ,
daha kıdemlisi Etiler Ulus'u civarlarında yada 5 yıldızlı salonlarında davetli nasılsa gerdeğe..
Kiminde arak malı hikayeler ama elinde kalemi kurşun olmayanın cebine sadece Siyonist yahudiden armağan nobel ödülünü verirler ..
Kimi 3-5 tura Bebek'de oynaşır , kimi ise karısının zev-i sefa hikayelerini ekranlarda gözyaşı ile anlatır..
Biraz GYY sekreter oyanşmasından veledi zina davası, birazda gavuristan kültürlü sarışın yosmaları..Azıcık karışık madde tüccarları eh birazda nemfomaniak seks sapıkları..Yaz yaz bitmez bizim güzide ve de asude yazarlar.. Kimi malum sermayenin zincir otellerinde VİP uçuşlar ile bilin ki şeffaf odalarda konaklarlar...
Yazarız bizde bu durumda arz-ı ve arz-u hallerini bakalım nasıl ağzı açık kalırlar..
Az kalmadı daha çok yol var .
Futbol diplomasisi, basketbol ve de moda okulları sizi daha çoook oyalar..
Mangalda kül bırakmayanlar teneke mangalı size, etden ucuza hem de belediye afişlerinden çingene maşası ile pazarlarlar..
Ulusal eğitime darbe vurup sizi ,orlon sabunluk ördürüp ve de tesbih dizerek oyalayacaklar..
Bologna yasaları baskısı ile eğitim sistemimiz ağır bir darbeye yenik düşmek üzere.. Maarif vekilinin maarifetleri ve de kadın ve aileden sorumluluk tecrübeleri bu kez aynı kaba değil ama aynı leğene lale soğanı ekmekde ....Ama yediklerini tencereye maliye karısınca konmuş 4 baş soğanı doğrasanız ancak Marmara cacık olacak; belki ege Haydari olarak ekmek arası değil bacak arası sorulacak !Hormonlu domatesi geçdik bunlara altın Çengelköy bamyası bile artık gaz yapacak ..
Gençlik nerede ise cahil , karamsar ve korkuları yenemeyecek bir umutsuzlukda...
Ana-baba yada ihale zengini Vakıf üniversiteleri ise lop lop yutmakda .. Zaten kapısı bacası betonarmesi döner sermayesi döner bıçağı ile dilimlenmiş devleti devret out-let 'inkini hiç sorma!
Yazarlarımız yazmakda .. Gönül yazar bile yaş olmuş 80 ama hala taş bebek kılığında ...
Az kalmadı daha çoook yol var .. Kalemi defteri unuttuk bunların elinde değil gazeteci Üm,it Deniz kalemi meni damlayan bir şevhet var ...
Çooğk yol var çoğğğğk , hak yolundayım diyerek soğuk oluk yolunda dolanana elbette sunulucakdır boğğk ..
Terzi yamağı
30 Nisan 2010 Marmara Denizi
Çingene çalıyor ve de Kürt oynuyor; Papatyalar soldu bu gün Laleler fing atıyor..
Tabi şerefeden mesir macunu da !
Nasılsa aç millete zeval ihtiyacı var ya !
Hey gidi günler hey, ne de çabuk geçiyor sanırız zamanı!
Daha dün gibiydi hasbehçenin güllerinde iş arayan peynircinin karıları..
Bu gün ise aynı kadronun döllerinden ilizyonist yavruları ve kasap karılarının görev devrettiği spor hocası artıkları ...
Tefecinin karısından ise beyanat,
''Ankara'da kalsam başbakan olurdum!'' başlıkları ..
Olurdu elbet de olmaz mı?Olanlar sanki ondan çok mu farklı ?
Şaşırmayın başlıklara gerçek .
Hemde tüm çıplaklığıyla kıçı avantaya aşık ancak başı kapalı acı bir gerçek..
Seferide kaza namazı kılan, çökmüş Avrupa'da umut arayan vokalist sahnesi ile çıkarma, hadi ulan 1974'deki çıkarma plajındaki olay değilki değilki bu abartma palavra..
Bir yanda aynı kaba yediğini doğrasan musakka olacak medya,
ceplerinde ders kitabı ihalelleri, banka faizi ve de cinsel ile dinsel sömürü ile prim yapma peşinde zühreviden canlı yayında,
Diğer yanda aklını ve kulağını kapa ama başını kıçını aç da bana ver diyen bir cahil ordusundan oluşmuş pavyon türkücüsü kılıklı temsilciler ordusu...
Birazdan mahalle arasına yakında girecek olan sosyal polis ordusunun ne giyeceği savsatası!
Bebelere tecavüzler Siirt'de , kapat olayı hemen seri katil olup işçin aç kalmaya gelince ...
Bir altında ülkenin en keriz ve yağlı müşterisi haline gelmiş yüksek öğrenim mahkumları ve de derdine derman arayan sağlık sorunlu hastalar.....Oysa kardiyo vasküler ilaçları yakında herşeyi açıklar ...Sendikal haklarda ve eğitimde gerisin Burkino Faso'dan bile bak bu arada Uganda çokdan arkandan geçti önüne.. Söyle bari hangi ortağının kızını verdin El- Beşir'in savunma bakanı niyetine ?
Geçelim hanımlar beyler , geçelim de köprüden geçeceğiz diye ahmakça geçirilmeyelim..
O yüzden bu sabah İDO ile Bursa yönüne hareket ettiğimde kanal 24 seyretmekden başka seçenek olmadığından klavyemden bir kaç gerçeği yazayım bari dedim .. Yazar iken nazara gelmeden bas bas basayım gerçeğe bari dedim ...
Yazar dolu ülkem nasıla, her biri köşe tutmuş oynaşır dururlar Talimhane' nin ihaleyi onlara kaptırtan patron odalarında ,Semerin altını mı olur . 50.000 dolara hayasız raporları kolayca soğutulunca...
Kimi Nişantaşı'nda, Kimi Cihangir'de, dilinde beleş şarap kadehi ile ,
daha kıdemlisi Etiler Ulus'u civarlarında yada 5 yıldızlı salonlarında davetli nasılsa gerdeğe..
Kiminde arak malı hikayeler ama elinde kalemi kurşun olmayanın cebine sadece Siyonist yahudiden armağan nobel ödülünü verirler ..
Kimi 3-5 tura Bebek'de oynaşır , kimi ise karısının zev-i sefa hikayelerini ekranlarda gözyaşı ile anlatır..
Biraz GYY sekreter oyanşmasından veledi zina davası, birazda gavuristan kültürlü sarışın yosmaları..Azıcık karışık madde tüccarları eh birazda nemfomaniak seks sapıkları..Yaz yaz bitmez bizim güzide ve de asude yazarlar.. Kimi malum sermayenin zincir otellerinde VİP uçuşlar ile bilin ki şeffaf odalarda konaklarlar...
Yazarız bizde bu durumda arz-ı ve arz-u hallerini bakalım nasıl ağzı açık kalırlar..
Az kalmadı daha çok yol var .
Futbol diplomasisi, basketbol ve de moda okulları sizi daha çoook oyalar..
Mangalda kül bırakmayanlar teneke mangalı size, etden ucuza hem de belediye afişlerinden çingene maşası ile pazarlarlar..
Ulusal eğitime darbe vurup sizi ,orlon sabunluk ördürüp ve de tesbih dizerek oyalayacaklar..
Bologna yasaları baskısı ile eğitim sistemimiz ağır bir darbeye yenik düşmek üzere.. Maarif vekilinin maarifetleri ve de kadın ve aileden sorumluluk tecrübeleri bu kez aynı kaba değil ama aynı leğene lale soğanı ekmekde ....Ama yediklerini tencereye maliye karısınca konmuş 4 baş soğanı doğrasanız ancak Marmara cacık olacak; belki ege Haydari olarak ekmek arası değil bacak arası sorulacak !Hormonlu domatesi geçdik bunlara altın Çengelköy bamyası bile artık gaz yapacak ..
Gençlik nerede ise cahil , karamsar ve korkuları yenemeyecek bir umutsuzlukda...
Ana-baba yada ihale zengini Vakıf üniversiteleri ise lop lop yutmakda .. Zaten kapısı bacası betonarmesi döner sermayesi döner bıçağı ile dilimlenmiş devleti devret out-let 'inkini hiç sorma!
Yazarlarımız yazmakda .. Gönül yazar bile yaş olmuş 80 ama hala taş bebek kılığında ...
Az kalmadı daha çoook yol var .. Kalemi defteri unuttuk bunların elinde değil gazeteci Üm,it Deniz kalemi meni damlayan bir şevhet var ...
Çooğk yol var çoğğğğk , hak yolundayım diyerek soğuk oluk yolunda dolanana elbette sunulucakdır boğğk ..
Terzi yamağı
30 Nisan 2010 Marmara Denizi
12 Nisan 2010 Pazartesi
TOP'LU İĞNE 34 ...
Rüzgar; bir kez daha o Kıbrıs pazarında saçlarımın arasında haris ve hoyratça girdaplar ile aklıma garip şeytani nefesini sokmaya çalışıyordu...
Akdeniz bir kez daha kabarmış, ama kabaran gönlümün yananında sütliman olmak yerine süt rengi dalga köpükleri ile güzlerimin önünde Anadolu'dan gelen tevazuyu keskin kayalara vahşi bir ıslık çıkararak çarpmakdaydı..
Buzdolapçı'nın yandaşları taraf olmuş para dağıtırken, KKTC meçhule doğru yer almakdaydı. Karpazın doğasında çokdan bir ÜS inşaatı başlamış ama eşşeği tecavüze uğrayıp ağaca bağlanmış ve ölümüne de yol açılmışdı...
Günlerdir gözümün önünden akan hayatın komedisi bir anda adetadan tırısa sonra da dörtnalaya geçercesine bir filim şeridi misali kalavyeme doğru parmaklarımla koşmaya başlamışdı..
Tayland'daki çaresiz sıtmanın epidemik krizi hemen gölgede bırakılmış, 20 ölü beşer, haber kanallarından teşhir edilsin diye asfaltlara yayılmışdı.
Kırgızistan ayakda ama Peygamber karikatürleri ile dalga geçen NATO komutanı Rasmussen'in uçakları hala aynı semalardaydı, diğer komutanlar ise kimbilir hangi heladaydı...
Medyedev ve Obama el sıkışmış, Çin ve Hindistan ''Nükleer Buluşma'' için MUSA nın ülkesi USA' ya canlı yayınlarla havalanamışdı..
Persler şah'lanmaya hazır , emirlikler ise çokdan Pakistan Moda haftasında Rabia Z ile deiflelere nazırdı..Maaliye nazıı ise kimbilir hanig karıdaydı...
Diğer bir uçak nasılsa Polonya'nın nakız talihine çakılmış, Sudan'da ise seçimler henüz başlamışdı..Darfur'da ki 1.500.000 masum artık yok ama yerine bir okadar alışın verişin merkezi olan yer kamu arazinlerinde peydahlanmışdı..
İngiltere'de ki seçimler ise sanal ortam için imzalanmış ama Latvialı gençler pasaport alabilmek için Rusça imtahanlarına takılıp kalmışlardı..
Brezilya'daki çamurun altındaki sivillerin Çin'deki madenlerdekiler ile benzerliği çokdan olağanlaşmış ama Haiti akılda bile yer almamışdı.. Myanmar ve Burma gündemden kalkmış Japonya da yoğun sağnak yağmur başlamışdı.. Büyük mercan resifine petrol bulanmış ama hala Bület Ersoy ve Seda Sayan yeni birerkoca bulamamışdı...
Yurdumda ise en keriz müşteri olan öğrenci ve hastalar bir kez daha kazıklanmış emeklilik ise alay konusu bir hal bile olamımışdı.. Anayasa babayı almış, mahallenin bıçkın delikanlıları anam avradım demeden satışa dalmışdı..
Şaklaban kahvaltıları gündemden düşmüş,son çare Polis bayramındaki İstanbul'un 5. kez lalesi ile buluşmasıyla şahlanmışdı..
Soğan %33 zam almış ve rekor kırmış oysa 1 lale soğanının fiatını bile yakalayamamışdı..Soğan ekmek bile hayal olmuş Zeytin keçi bokunu sollamışdı..
Çamaşırcının karısı ise hukuk guguğunda malum kanallarda lila daracık kazağı ile silikonları ve botokslarına suratında kaza yaptırmışdı..
Hal ve gidiş sınıfda kalmış , ahval ise hem şaşa hem baka hemde yaya kalmışdı..
Aylardır yurdumun Üniversite ve yüksek okullarından aldığım eğitim güvenlik ve finans zafiyetlerinin notlarını kontrol edip birazda onları artık kaydetme zamanıydı..
Rüzgar sertleşiyor , içime serin bir ürpertiyi salmaya devam ediyordu..
Giri gökyüzü monarşisini ilan etmiş buna rağmen ithal tropik bitkilerin köşe yazarı kılığındaki ihaleci ve medya patronu tetikçisi emanet halleri hala park ve bahçelerde nazlı gelin gibi direniyordu ...
Şeffaf gecelik kılığındaki sanalım KKTC de kömür ve buharla çalışdığı muhakkak olan internet kanalında yalnız kalbi aramayı çokdan bırakmış diz üstünde hayatı dikmeye ve aklım ile çar na çar sövmeye devam ediyordu....
Dünya değişiyor ama insan hala aynı ahmaklıkda direnerek televizyon denen sahte dünyadaki teşhire imreniyordu....Yan darbelere mukavaemetli hava yastıklı diziler ve de canlı yayındaki rezillikler ise seyir halinde prıvadan kıça yalpaya yer veriyordu..
Devede kulak çokdan tele kulak, deveye diken ise adama ise migren olmuş; Sara hastaları ise hala ekranlarda car car ötüyordu..
Günler geçiyor yollar kısalıyordu ..
Eğtim Sağlık ve Güvenlk eşkenar üçgeni, Mekke Kudüs ve Vatikan'ın genişaçı şeytan üçgeninden sanki sıyrılmanın günlerini sayıyordu...
Polyester albayrak ve alsancak yerine yünlü ve ipekli deden kalma ahlak sandıkdaki yerinden alınıp uçkurlarından müzdariplere karşı yeniden camgüzeli olmaya namzet bir hazırlık yapıyordu..
Dünya dönüyor ama devran da ona aynı mekanda makadından eşlik ediyordu..
Keser ise sapını sapan yapmaya hazırlanmış, bu coğrafyadaki karasaban hırsızı 5 köpek balığı aile ve 25 çöpcü balık şaibeye dair bir destanı kalvyeden hazırlıyordu..
Engerek on, kelebek kon olmuş balyoza salayangoz sunmuş lakin yerine Oğuz destanı sunulmaya soyunulmuşdu...
Diz sütünde dikilen hayatlar bayatlıyor , tıkır tıkır diyerek ceplerini tıka basa dolduranlar tangır tungur ahlakları ile hatır hutur kaşıdıkları göbeklerini artık zor taşıyordu.... Kaldırım ihalelelri yalpalamış medeniyet denen tek dişi kalmış canavar saçmalamış ama TC hala bu işe bakakalmamışdı.. Satılık hayatlar bakılık , takılasaı karanlık salaklar ise kiralık olmakdan öteye yol alamamışdı.. Yeni Lale devri aruz veznine nazire yapmış, Serdar Ortaç'ın bestelediği Sibel Can'ın söylediği yeni versiyonu şak şak çıların çekmecelerindeki başka kasetlerde saklı kalmışdı..
Ama tek bir gerçek vardı ve yol alıyordu..
Doğru yaşayan, vergi ödeyen ve erdemli düşünen tüm toplumlar tırnaklarını biribirine sürterek, makas ve oraklarını biliyor çekiç ve çivilerini diziyor, kerpeten ve tornavidalarını yağlıyordu..
Ballı yağcıların sonu yaklaşıyor. 21 yüzyıl kaosundan çıkacak yeni düzen şimdiden taç yapraklarını ütülüyordu..
Düşündüğü dilede sevişip düşmanının dilinde savaşanlar yavaş yavaş kollarını sıvıyor , sıçılımlı açılımlarda derman arayanlar ise çingenenin çalıp kürdün oynadığı kasap havaları ile kıvrıdıkları yalanlarına karşın;
Halk kendini , körgözüne parmağını sokarcasına olmak koşulu ile Köroğullarına, Aşık Veysellere, Hacı Bektaşilere ve Tebrizli Şems'lere bırakıyordu..
Terzi yamağı
KIbrıs 13 nisan 2010 çıkarma plajı :)
Akdeniz bir kez daha kabarmış, ama kabaran gönlümün yananında sütliman olmak yerine süt rengi dalga köpükleri ile güzlerimin önünde Anadolu'dan gelen tevazuyu keskin kayalara vahşi bir ıslık çıkararak çarpmakdaydı..
Buzdolapçı'nın yandaşları taraf olmuş para dağıtırken, KKTC meçhule doğru yer almakdaydı. Karpazın doğasında çokdan bir ÜS inşaatı başlamış ama eşşeği tecavüze uğrayıp ağaca bağlanmış ve ölümüne de yol açılmışdı...
Günlerdir gözümün önünden akan hayatın komedisi bir anda adetadan tırısa sonra da dörtnalaya geçercesine bir filim şeridi misali kalavyeme doğru parmaklarımla koşmaya başlamışdı..
Tayland'daki çaresiz sıtmanın epidemik krizi hemen gölgede bırakılmış, 20 ölü beşer, haber kanallarından teşhir edilsin diye asfaltlara yayılmışdı.
Kırgızistan ayakda ama Peygamber karikatürleri ile dalga geçen NATO komutanı Rasmussen'in uçakları hala aynı semalardaydı, diğer komutanlar ise kimbilir hangi heladaydı...
Medyedev ve Obama el sıkışmış, Çin ve Hindistan ''Nükleer Buluşma'' için MUSA nın ülkesi USA' ya canlı yayınlarla havalanamışdı..
Persler şah'lanmaya hazır , emirlikler ise çokdan Pakistan Moda haftasında Rabia Z ile deiflelere nazırdı..Maaliye nazıı ise kimbilir hanig karıdaydı...
Diğer bir uçak nasılsa Polonya'nın nakız talihine çakılmış, Sudan'da ise seçimler henüz başlamışdı..Darfur'da ki 1.500.000 masum artık yok ama yerine bir okadar alışın verişin merkezi olan yer kamu arazinlerinde peydahlanmışdı..
İngiltere'de ki seçimler ise sanal ortam için imzalanmış ama Latvialı gençler pasaport alabilmek için Rusça imtahanlarına takılıp kalmışlardı..
Brezilya'daki çamurun altındaki sivillerin Çin'deki madenlerdekiler ile benzerliği çokdan olağanlaşmış ama Haiti akılda bile yer almamışdı.. Myanmar ve Burma gündemden kalkmış Japonya da yoğun sağnak yağmur başlamışdı.. Büyük mercan resifine petrol bulanmış ama hala Bület Ersoy ve Seda Sayan yeni birerkoca bulamamışdı...
Yurdumda ise en keriz müşteri olan öğrenci ve hastalar bir kez daha kazıklanmış emeklilik ise alay konusu bir hal bile olamımışdı.. Anayasa babayı almış, mahallenin bıçkın delikanlıları anam avradım demeden satışa dalmışdı..
Şaklaban kahvaltıları gündemden düşmüş,son çare Polis bayramındaki İstanbul'un 5. kez lalesi ile buluşmasıyla şahlanmışdı..
Soğan %33 zam almış ve rekor kırmış oysa 1 lale soğanının fiatını bile yakalayamamışdı..Soğan ekmek bile hayal olmuş Zeytin keçi bokunu sollamışdı..
Çamaşırcının karısı ise hukuk guguğunda malum kanallarda lila daracık kazağı ile silikonları ve botokslarına suratında kaza yaptırmışdı..
Hal ve gidiş sınıfda kalmış , ahval ise hem şaşa hem baka hemde yaya kalmışdı..
Aylardır yurdumun Üniversite ve yüksek okullarından aldığım eğitim güvenlik ve finans zafiyetlerinin notlarını kontrol edip birazda onları artık kaydetme zamanıydı..
Rüzgar sertleşiyor , içime serin bir ürpertiyi salmaya devam ediyordu..
Giri gökyüzü monarşisini ilan etmiş buna rağmen ithal tropik bitkilerin köşe yazarı kılığındaki ihaleci ve medya patronu tetikçisi emanet halleri hala park ve bahçelerde nazlı gelin gibi direniyordu ...
Şeffaf gecelik kılığındaki sanalım KKTC de kömür ve buharla çalışdığı muhakkak olan internet kanalında yalnız kalbi aramayı çokdan bırakmış diz üstünde hayatı dikmeye ve aklım ile çar na çar sövmeye devam ediyordu....
Dünya değişiyor ama insan hala aynı ahmaklıkda direnerek televizyon denen sahte dünyadaki teşhire imreniyordu....Yan darbelere mukavaemetli hava yastıklı diziler ve de canlı yayındaki rezillikler ise seyir halinde prıvadan kıça yalpaya yer veriyordu..
Devede kulak çokdan tele kulak, deveye diken ise adama ise migren olmuş; Sara hastaları ise hala ekranlarda car car ötüyordu..
Günler geçiyor yollar kısalıyordu ..
Eğtim Sağlık ve Güvenlk eşkenar üçgeni, Mekke Kudüs ve Vatikan'ın genişaçı şeytan üçgeninden sanki sıyrılmanın günlerini sayıyordu...
Polyester albayrak ve alsancak yerine yünlü ve ipekli deden kalma ahlak sandıkdaki yerinden alınıp uçkurlarından müzdariplere karşı yeniden camgüzeli olmaya namzet bir hazırlık yapıyordu..
Dünya dönüyor ama devran da ona aynı mekanda makadından eşlik ediyordu..
Keser ise sapını sapan yapmaya hazırlanmış, bu coğrafyadaki karasaban hırsızı 5 köpek balığı aile ve 25 çöpcü balık şaibeye dair bir destanı kalvyeden hazırlıyordu..
Engerek on, kelebek kon olmuş balyoza salayangoz sunmuş lakin yerine Oğuz destanı sunulmaya soyunulmuşdu...
Diz sütünde dikilen hayatlar bayatlıyor , tıkır tıkır diyerek ceplerini tıka basa dolduranlar tangır tungur ahlakları ile hatır hutur kaşıdıkları göbeklerini artık zor taşıyordu.... Kaldırım ihalelelri yalpalamış medeniyet denen tek dişi kalmış canavar saçmalamış ama TC hala bu işe bakakalmamışdı.. Satılık hayatlar bakılık , takılasaı karanlık salaklar ise kiralık olmakdan öteye yol alamamışdı.. Yeni Lale devri aruz veznine nazire yapmış, Serdar Ortaç'ın bestelediği Sibel Can'ın söylediği yeni versiyonu şak şak çıların çekmecelerindeki başka kasetlerde saklı kalmışdı..
Ama tek bir gerçek vardı ve yol alıyordu..
Doğru yaşayan, vergi ödeyen ve erdemli düşünen tüm toplumlar tırnaklarını biribirine sürterek, makas ve oraklarını biliyor çekiç ve çivilerini diziyor, kerpeten ve tornavidalarını yağlıyordu..
Ballı yağcıların sonu yaklaşıyor. 21 yüzyıl kaosundan çıkacak yeni düzen şimdiden taç yapraklarını ütülüyordu..
Düşündüğü dilede sevişip düşmanının dilinde savaşanlar yavaş yavaş kollarını sıvıyor , sıçılımlı açılımlarda derman arayanlar ise çingenenin çalıp kürdün oynadığı kasap havaları ile kıvrıdıkları yalanlarına karşın;
Halk kendini , körgözüne parmağını sokarcasına olmak koşulu ile Köroğullarına, Aşık Veysellere, Hacı Bektaşilere ve Tebrizli Şems'lere bırakıyordu..
Terzi yamağı
KIbrıs 13 nisan 2010 çıkarma plajı :)
28 Mart 2010 Pazar
BARBAROS SANSAL MART-HAZIRAN 2010 KONFERANS PROGRAMI:
• 24 - 25 Mart AYDIN KARACASU M.Y.O.
• 27 Mart ANKARA ECZ. ODASI GENÇLİK KOMİSYONU YARIŞMA 16:30-18:00
• 28 Mart Pazar TİYATRO MAAN
• 30-31 Mart NİĞDE ÜNİV.
• 2 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 3 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4 Nisan MARMARA ÜNİV. WORKSHOP 10:00 Atolye
• 12 Nisan Istanbul Arel Univ.
• 14 Nisan HACETTEPE IEEE
• 16 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 17 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 18-19 Nisan SİNOP ÇALIŞTAYI
• 27 Nisan - 28 Nisan İZMİR 9 EYLÜL ÜNİV.
• 28 Nisan 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi
• 30 Nisan Bursa Uludağ Univ. Tekstil Mühendisliği
• 1 Mayis ANKAMALL Retro Ozan & Emre
• 2 Mayıs Pazar : GAZİ ÜNIV. SERGİ /YILDIRIM MAYRUK Defilesi
• 3-4 Mayıs ANKARA GAZİ ÜNİV.
• 5 Mayis Izmir Ekonomi
• 6 –7 –8- 9 Mayıs 2010 GAZİANTEP ÜNİV.
• 12 Mayıs MARMARA ÜNİV. TEKNİK BİLİMLER MYO
14:00 - itü maslak yerleşkesi
• 14-15-16 Mayis JCI (Junior Chamber International)
Girişimcilik Akademisi / Eskişehir
• 18-19-20 Mayis SAMSUN ESNAF VE SANATKARLAR DERNEĞİ VE DE KADIN GİRİŞİMCİLER
• 21 - 22 Mayıs ESKİŞEHİR
• 23-24-25 Mayis KARADENİZ TEKNİK ÜNİV. TRABZON (olgunlaşma)
• 28 Mayıs Cuma TİYATRO MAAN
• 29 Mayıs Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4-5-6 Haziran DUMLUPINAR ÜNİV.
• 27 Mart ANKARA ECZ. ODASI GENÇLİK KOMİSYONU YARIŞMA 16:30-18:00
• 28 Mart Pazar TİYATRO MAAN
• 30-31 Mart NİĞDE ÜNİV.
• 2 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 3 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4 Nisan MARMARA ÜNİV. WORKSHOP 10:00 Atolye
• 12 Nisan Istanbul Arel Univ.
• 14 Nisan HACETTEPE IEEE
• 16 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 17 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 18-19 Nisan SİNOP ÇALIŞTAYI
• 27 Nisan - 28 Nisan İZMİR 9 EYLÜL ÜNİV.
• 28 Nisan 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi
• 30 Nisan Bursa Uludağ Univ. Tekstil Mühendisliği
• 1 Mayis ANKAMALL Retro Ozan & Emre
• 2 Mayıs Pazar : GAZİ ÜNIV. SERGİ /YILDIRIM MAYRUK Defilesi
• 3-4 Mayıs ANKARA GAZİ ÜNİV.
• 5 Mayis Izmir Ekonomi
• 6 –7 –8- 9 Mayıs 2010 GAZİANTEP ÜNİV.
• 12 Mayıs MARMARA ÜNİV. TEKNİK BİLİMLER MYO
14:00 - itü maslak yerleşkesi
• 14-15-16 Mayis JCI (Junior Chamber International)
Girişimcilik Akademisi / Eskişehir
• 18-19-20 Mayis SAMSUN ESNAF VE SANATKARLAR DERNEĞİ VE DE KADIN GİRİŞİMCİLER
• 21 - 22 Mayıs ESKİŞEHİR
• 23-24-25 Mayis KARADENİZ TEKNİK ÜNİV. TRABZON (olgunlaşma)
• 28 Mayıs Cuma TİYATRO MAAN
• 29 Mayıs Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4-5-6 Haziran DUMLUPINAR ÜNİV.
17 Şubat 2010 Çarşamba
BARBAROS SANSAL 2010 KONFERANS PROGRAMI:
• 19 şubat trabzon karadeniz teknik üniversitesi MYO konferans,
• 20 şubat istanbul 11: 00 yıldırım mayruk moda laboratuvarı gaziantep üniversitesi tekstil mühendisliği workshop,
• 20 şubat saat 20:30, 3 kuruşluk mahalle dersleri,
• 21 şubat saat 20:30, 3 kuruşluk mahalle dersleri,
• 22-25 şubat italya como muse della seta proje ve isviçre saint gallen schrift projeleri,
• 27 şubat izmir ekonomi üniversitesi 1. ulusal iç mimarlık kongresi moderatörlüğü,
• 1 mart samsun meslek yüksek okulu konferans,
• 3 - 4 mart itü maslak yerleşkesi s. demirel salonu konferans,
• 5-6-7 mart 2. el uluslararası kısa film festivali ankara jürisi,
• 10 Mart GAZİANTEP ÜNİV. AKM (Atatürk Kültür Merkezi) Saat: 16:00
• 12 mart adana çukurova üniversitesi kariyer günleri saat 17:45 söyleşi,
• 13 Mart Çankaya Üniv Saat: 13:00/ Saat; 20:30 TİYATRO MAAN
• 14 Mart Pazar Saat:20:30 TİYATRO MAAN
• 17 Mart Marmara Univ. Haydarpaşa Kampüsü Anfi
• 18 Mart Perşembe MARMARA ÜNİV. ECZ. KONFERANS
• 19 mart İzmir uluslararası rotary kongresi 2440 bölge federasyonu söylev,
• 20 mart marmara üniversitesi tekstil fakültesi rize bezi projesi sunum,
• 20-21 mart saat 20:30, 3 kuruşluk mahalle dersleri,
• 23 Mart Pazartesi PAMUKKALE ÜNİV. 13.00-16.00 Söyleşi (Pamukkale Üni. Kongre ve Kültür Merkezi) 16.00-18.00 Gölbahçe'de öğrencilerle sohbet
• 24 - 25 Mart AYDIN KARACASU M.Y.O.
• 27 Mart ANKARA ECZ. ODASI GENÇLİK KOMİSYONU YARIŞMA 16:30-18:00
• 28 Mart Pazar : HABERTÜRK CANLI 08:30 (oylum talu) / TİYATRO MAAN
• 31 mart niğde üniversitesi meslek yüksek okulu konferans,
• 1 nisan ege üniversitesi girişimcilik günleri lansaman
• 2 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 3 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4 Nisan Eczacılık !izmir
• 16 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 17 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 27 Nisan - 28 Nisan İZMİR 9 EYLÜL ÜNİV.
• 28 Nisan 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi
• 29 Nisan Per : KARADENİZ TEKNİK ÜNİV. (olgunlaşma)
• 30 Nisan Bursa Uludağ Univ. Tekstil Mühendisliği
• 2 Mayıs Pazar : GAZİ ÜNEV. SERGİ /YILDIRIM MAYRUK Defilesi
• 4 Mayıs Salı : ANKARA GAZİ ÜNİV.
• 6 –7 –8- 9 Mayıs 2010 GAZİANTEP ÜNİV
• 10 Mayıs K.MARAŞ
• 11 Mayıs MALATYA
• 12 Mayıs-13 Mayıs MİLAS (opsiyonel)
• 14 Mayıs Cuma TİYATRO MAAN
• 15 Mayıs Cumartesi : TİYATRO MAAN
• 21 - 22 Mayıs ESKİŞEHİR
• 28 Mayıs Cuma TİYATRO MAAN
• 29 Mayıs Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4-5-6 Haziran DUMLUPINAR ÜNİV.
• 20 şubat istanbul 11: 00 yıldırım mayruk moda laboratuvarı gaziantep üniversitesi tekstil mühendisliği workshop,
• 20 şubat saat 20:30, 3 kuruşluk mahalle dersleri,
• 21 şubat saat 20:30, 3 kuruşluk mahalle dersleri,
• 22-25 şubat italya como muse della seta proje ve isviçre saint gallen schrift projeleri,
• 27 şubat izmir ekonomi üniversitesi 1. ulusal iç mimarlık kongresi moderatörlüğü,
• 1 mart samsun meslek yüksek okulu konferans,
• 3 - 4 mart itü maslak yerleşkesi s. demirel salonu konferans,
• 5-6-7 mart 2. el uluslararası kısa film festivali ankara jürisi,
• 10 Mart GAZİANTEP ÜNİV. AKM (Atatürk Kültür Merkezi) Saat: 16:00
• 12 mart adana çukurova üniversitesi kariyer günleri saat 17:45 söyleşi,
• 13 Mart Çankaya Üniv Saat: 13:00/ Saat; 20:30 TİYATRO MAAN
• 14 Mart Pazar Saat:20:30 TİYATRO MAAN
• 17 Mart Marmara Univ. Haydarpaşa Kampüsü Anfi
• 18 Mart Perşembe MARMARA ÜNİV. ECZ. KONFERANS
• 19 mart İzmir uluslararası rotary kongresi 2440 bölge federasyonu söylev,
• 20 mart marmara üniversitesi tekstil fakültesi rize bezi projesi sunum,
• 20-21 mart saat 20:30, 3 kuruşluk mahalle dersleri,
• 23 Mart Pazartesi PAMUKKALE ÜNİV. 13.00-16.00 Söyleşi (Pamukkale Üni. Kongre ve Kültür Merkezi) 16.00-18.00 Gölbahçe'de öğrencilerle sohbet
• 24 - 25 Mart AYDIN KARACASU M.Y.O.
• 27 Mart ANKARA ECZ. ODASI GENÇLİK KOMİSYONU YARIŞMA 16:30-18:00
• 28 Mart Pazar : HABERTÜRK CANLI 08:30 (oylum talu) / TİYATRO MAAN
• 31 mart niğde üniversitesi meslek yüksek okulu konferans,
• 1 nisan ege üniversitesi girişimcilik günleri lansaman
• 2 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 3 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4 Nisan Eczacılık !izmir
• 16 Nisan Cuma TİYATRO MAAN
• 17 Nisan Cumartesi TİYATRO MAAN
• 27 Nisan - 28 Nisan İZMİR 9 EYLÜL ÜNİV.
• 28 Nisan 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi
• 29 Nisan Per : KARADENİZ TEKNİK ÜNİV. (olgunlaşma)
• 30 Nisan Bursa Uludağ Univ. Tekstil Mühendisliği
• 2 Mayıs Pazar : GAZİ ÜNEV. SERGİ /YILDIRIM MAYRUK Defilesi
• 4 Mayıs Salı : ANKARA GAZİ ÜNİV.
• 6 –7 –8- 9 Mayıs 2010 GAZİANTEP ÜNİV
• 10 Mayıs K.MARAŞ
• 11 Mayıs MALATYA
• 12 Mayıs-13 Mayıs MİLAS (opsiyonel)
• 14 Mayıs Cuma TİYATRO MAAN
• 15 Mayıs Cumartesi : TİYATRO MAAN
• 21 - 22 Mayıs ESKİŞEHİR
• 28 Mayıs Cuma TİYATRO MAAN
• 29 Mayıs Cumartesi TİYATRO MAAN
• 4-5-6 Haziran DUMLUPINAR ÜNİV.
14 Ocak 2010 Perşembe
DİKİŞ İLE DİĞER İŞİ KARIŞTIRMIŞLARA GICIRDARSAM 17 DE İĞFALDİR...
Sayın Hanımefendi;
Yaşamda pek çok alanda kişisel tercihlerde bulunuruz. Bunun artı ve
eksilerini de kabulleniriz. Sizin giyim tarzınıza saygı duymakla
birlikte, Türk kadınını temsil etmediğinizi bir kez daha vurgulayarak
yurtdışında bu giyim tarzıyla temsil görevi yapmamanızı istirham
ediyoruz.
Eğer , mutlaka eşinizle birlikte Türk Devletini temsilen yurtdışı
gezilere gidecekseniz çağdaş, batılı bir Türk kadını gibi olun, olamayacaksanız lütfen evde oturun. Bu tercihi yapmak mecburiyetindesiniz . Biz Türk kadınlarının artık sabrı kalmamıştır. Mağduriyetimizi gidermek için onbinlerce tazminat davası açmayı düşünüyoruz. Ayrıca Türkiye Cumhuriyetini temsilen gittiğiniz yurtdışı gezilerde kamu görevinde bulunduğunuz için "kıyafet yasasına" da uymak mecburiyetindesiniz .
Aksine davranış ceza davasına da m uhatap olmanıza neden olabilecektir.
Sayın Hanımefendi;
Türk kadınını yurtiçi ve yurtdışı tüm platformlarda çağdaş bir
görüntüyle temsil etme konusunda lütfen diğer Bakan eşlerine de AKP Milletvekillerinin eşlerine de örnek olunuz. Bir lider eşi olarak
topluma örnek olmanız gerektiğini unutmayınız. Ayrıca sizden okullarda
dağıttıkları kitaplarda "dokuz yaşında kız çocuğunun evlendirilmesinin,
dört eş alınabilmesinin, iz bırakmadan kadının dövülmesinin" mubah
olduğunu, örtünmemenin günah olduğunu, kadınların zaten cehennemlik
olduğu fikirlerini yayan AKP'li belediye başkanlarına gerekli tepkileri
de vermenizi bekliyoruz. Eşini döven ve çok eşli yaşam biçiminde olan,
bazı AKP Milletvekillerinin de sizin tarafınızdan kamu oyu önünde
kınanmasını rica ediyoruz.
Gerçek bir lider eşi gibi davranırsanız, emin olunuz ki kadınlarımızın
en üst seviyede takdirlerini kazanacaksınız.
Saygılarımla.
Çağdaş Türk Kadınları
Adına
Opr.Dr. Canan ARITMAN
İzmir Milletvekili
HA HA HA
Üzülmeyin arkadaşlar,
Nasıl olsa sa Herdoğrul Özkünk değil, Hıslatın salamında bu satılılıklar küpe de takarlar!
Eeee! O zaman 3 kızının servetini bu itler biraz zor açıklarlar.
Rize Trabzon Üzüm Kuruları ise (RTÜK) elbet süresiz a file dillerindeki af frengisinden nema ararlar ..
Ne zamandan beridir karıları Emin’in değil İsmet’in önünden olma kızları ile Vahimi Koach’un arabasında saltanat yararlar , bu demekdir ki eski kültürsüzlük bakanının karısının kızınıda öğlen haberlerinde bülten sunan sanarlar..
Ah yangılar ve sangılar !
Bir de damat bulup , onu da ne haber Türk’e oturturup sonra da sondalarından akan cerahati, tıka basa cep dolduran reklam olmuş tıkır tıkır ama geçmişleri takır tukur olanlarla bu halka alalet ve kaktırma yapar da sadece işlerinin tıkırnda olmasına ayarlarlar ..
Evet de ; bal tutan parmağını yalar elbet, hatta ayı balı bol bulunca kıçına surer, ama ya bu balı kıçına sokulacaklar için kayganlaştırıc yerine kullanırsa ne olur ?
Buyrun burdan yiyin ki giyinmeyi birde benden dinleyin …
Nasıl olsa Artık, 27 Ocak’da Hayriyes-i Hülasası olanın ödediği
'’Saison de La Turquıe en France'' (Temmuz2009- Mart2010)
adına Özal'ın balkonundan baktığında Place de La Concorde'da
(ki Fransa Parlementosudur, Bu yıl Soros’un Davos’unda, Erdoğan’ın önceden basılmış tabelasaı ile değil ama Polonya asıllı bir siyonist olan Sarkuzy’nin dakika dakika konuşulur ve de Twitter den duyururlur) kendini adam sandığı Crillion otelindeki; şapkadan tavşan çıkaran sihirbazın kızının defilesine bakmaktayız.. .
Oysa ülke olarak biz A.B’nin kölesiymişiz gibi Bolonya yasalarının dayatması ile kimbilir hangi çıkarlar ile emredilmiş, Emine Kalkancı’nın boynundaki eşarbı Nimet Çubukçu’nun boynunda M.E.B. Bütçe görüşmelerinde T.B.M.M de canlı izlemiş bir milletin çocuklarıyız sanılmaktayız ..
Halbu ki;
Bir yanda muhafazakar eşcinselimiz Cemile İpeklipipi’nin
( ki ustama davetiye yollayıp, nakışı bende öğrenmiş sakallı Oya’nın Barbaros beyin davetiyesi postada diye ucuz oyunlara müracaat ettiği, diğer yanda Yahudi avukatın yavuklusu Kabızoğlu’nun Deya Baykalın yemek programlarında gezindiği gezentilerde değil, lakin hala Malatya’da müfredat kurtarma çalışdayındayız )..
Eğer devlet bakanı eşlerinin leşleşmiş hayatlarının terzi hesaplarını da hala iç güveysi damatlarının babaları ödemekde ise de hatırlatmadan geçmeyiz , ama bir ağzımızı açarsak bu kez azimle defekasyon memrmerde perforasyondan öte boğarız ..
Terzi yamağı yamayacak
Anamı yolladılar
Elbet ebelerine cırdığım arabezi bakalım nerelerini dağlayacak !
Yaşamda pek çok alanda kişisel tercihlerde bulunuruz. Bunun artı ve
eksilerini de kabulleniriz. Sizin giyim tarzınıza saygı duymakla
birlikte, Türk kadınını temsil etmediğinizi bir kez daha vurgulayarak
yurtdışında bu giyim tarzıyla temsil görevi yapmamanızı istirham
ediyoruz.
Eğer , mutlaka eşinizle birlikte Türk Devletini temsilen yurtdışı
gezilere gidecekseniz çağdaş, batılı bir Türk kadını gibi olun, olamayacaksanız lütfen evde oturun. Bu tercihi yapmak mecburiyetindesiniz . Biz Türk kadınlarının artık sabrı kalmamıştır. Mağduriyetimizi gidermek için onbinlerce tazminat davası açmayı düşünüyoruz. Ayrıca Türkiye Cumhuriyetini temsilen gittiğiniz yurtdışı gezilerde kamu görevinde bulunduğunuz için "kıyafet yasasına" da uymak mecburiyetindesiniz .
Aksine davranış ceza davasına da m uhatap olmanıza neden olabilecektir.
Sayın Hanımefendi;
Türk kadınını yurtiçi ve yurtdışı tüm platformlarda çağdaş bir
görüntüyle temsil etme konusunda lütfen diğer Bakan eşlerine de AKP Milletvekillerinin eşlerine de örnek olunuz. Bir lider eşi olarak
topluma örnek olmanız gerektiğini unutmayınız. Ayrıca sizden okullarda
dağıttıkları kitaplarda "dokuz yaşında kız çocuğunun evlendirilmesinin,
dört eş alınabilmesinin, iz bırakmadan kadının dövülmesinin" mubah
olduğunu, örtünmemenin günah olduğunu, kadınların zaten cehennemlik
olduğu fikirlerini yayan AKP'li belediye başkanlarına gerekli tepkileri
de vermenizi bekliyoruz. Eşini döven ve çok eşli yaşam biçiminde olan,
bazı AKP Milletvekillerinin de sizin tarafınızdan kamu oyu önünde
kınanmasını rica ediyoruz.
Gerçek bir lider eşi gibi davranırsanız, emin olunuz ki kadınlarımızın
en üst seviyede takdirlerini kazanacaksınız.
Saygılarımla.
Çağdaş Türk Kadınları
Adına
Opr.Dr. Canan ARITMAN
İzmir Milletvekili
HA HA HA
Üzülmeyin arkadaşlar,
Nasıl olsa sa Herdoğrul Özkünk değil, Hıslatın salamında bu satılılıklar küpe de takarlar!
Eeee! O zaman 3 kızının servetini bu itler biraz zor açıklarlar.
Rize Trabzon Üzüm Kuruları ise (RTÜK) elbet süresiz a file dillerindeki af frengisinden nema ararlar ..
Ne zamandan beridir karıları Emin’in değil İsmet’in önünden olma kızları ile Vahimi Koach’un arabasında saltanat yararlar , bu demekdir ki eski kültürsüzlük bakanının karısının kızınıda öğlen haberlerinde bülten sunan sanarlar..
Ah yangılar ve sangılar !
Bir de damat bulup , onu da ne haber Türk’e oturturup sonra da sondalarından akan cerahati, tıka basa cep dolduran reklam olmuş tıkır tıkır ama geçmişleri takır tukur olanlarla bu halka alalet ve kaktırma yapar da sadece işlerinin tıkırnda olmasına ayarlarlar ..
Evet de ; bal tutan parmağını yalar elbet, hatta ayı balı bol bulunca kıçına surer, ama ya bu balı kıçına sokulacaklar için kayganlaştırıc yerine kullanırsa ne olur ?
Buyrun burdan yiyin ki giyinmeyi birde benden dinleyin …
Nasıl olsa Artık, 27 Ocak’da Hayriyes-i Hülasası olanın ödediği
'’Saison de La Turquıe en France'' (Temmuz2009- Mart2010)
adına Özal'ın balkonundan baktığında Place de La Concorde'da
(ki Fransa Parlementosudur, Bu yıl Soros’un Davos’unda, Erdoğan’ın önceden basılmış tabelasaı ile değil ama Polonya asıllı bir siyonist olan Sarkuzy’nin dakika dakika konuşulur ve de Twitter den duyururlur) kendini adam sandığı Crillion otelindeki; şapkadan tavşan çıkaran sihirbazın kızının defilesine bakmaktayız.. .
Oysa ülke olarak biz A.B’nin kölesiymişiz gibi Bolonya yasalarının dayatması ile kimbilir hangi çıkarlar ile emredilmiş, Emine Kalkancı’nın boynundaki eşarbı Nimet Çubukçu’nun boynunda M.E.B. Bütçe görüşmelerinde T.B.M.M de canlı izlemiş bir milletin çocuklarıyız sanılmaktayız ..
Halbu ki;
Bir yanda muhafazakar eşcinselimiz Cemile İpeklipipi’nin
( ki ustama davetiye yollayıp, nakışı bende öğrenmiş sakallı Oya’nın Barbaros beyin davetiyesi postada diye ucuz oyunlara müracaat ettiği, diğer yanda Yahudi avukatın yavuklusu Kabızoğlu’nun Deya Baykalın yemek programlarında gezindiği gezentilerde değil, lakin hala Malatya’da müfredat kurtarma çalışdayındayız )..
Eğer devlet bakanı eşlerinin leşleşmiş hayatlarının terzi hesaplarını da hala iç güveysi damatlarının babaları ödemekde ise de hatırlatmadan geçmeyiz , ama bir ağzımızı açarsak bu kez azimle defekasyon memrmerde perforasyondan öte boğarız ..
Terzi yamağı yamayacak
Anamı yolladılar
Elbet ebelerine cırdığım arabezi bakalım nerelerini dağlayacak !
9 Ocak 2010 Cumartesi
BARBAROS SANSAL 2009 - 2010 KONFERANS PROGRAMI:
• 10 Aralik 2009 Bursa Skills Dunya Tasarim Yarismasi Konferansi Merinos Kultur Merkezi Saat: 14:30
• 14 Aralık 2009 Çanakkale Üniversitesi Gökçeada Kampüsü,
• 15-16 Aralık 2009 Urfa YÖK Çalıştayı,
• 21 Aralık 2009 Ankara Gazi Universitesi - Beypazarı,
• 22 aralık 2009 başkent tv canlı yayın
• 22 aralık 2009 /14:00 başkent üniversitesi konferans
• 23 Aralık 2009 İsparta Süleyman Demirel Universitesi,
• 30 Aralık 2009 Kayseri Erciyes Universitesi,
BARBAROS SANSAL 2010 KONFERANS PROGRAMI:
• 6 Ocak 2010 İzmir Ege Üniversitesi Tekstil Müh.
• 10 Subat 2010 Istanbul Aydın Universitesi,
• 17-18 Subat 2010 Trabzon Karadeniz Teknik Universitesi,
• 27 Subat 2010 Izmir Ekonomi Univ. Mimarlik,
• Subat sonu ITU Maslak Yerleşkesi,
• 5-6-7 Mart 2010 Ankara Ikinci El Uluslararasi Kisa Film Festivali (ODTU),
• 11-12 Mart 2010 Adana Cukurova Universitesi,
• 27 Mart 2010 Ankara Eczacılık ,
• 28 Mart 2010 Ege Univ. Girişim Günleri,
• 29 Mart 2010 Kayseri Erciyes tekrar,
• 30 Mart 2010 Niğde Univ. Meslek Yüksek Okulu,
• Nisan 2010 Izmir 9 Eylul Guzel Sanatlar.,
• 3-4 Mayıs 2010 Ankara Gazi Univ.,
• 7-8 Mayıs 2010 UTMOK Gaziantep
• 10 Mayıs 2010 Kahramanmaraş Univ.,
• 11 mayıs 2010 Malatya Univ.,
• 22 Mayis 2010 Anadolu Universitesi Eczacılık Fakültesi,
sırada Milas, Düzce, Burdur, Bucak, Sivas Cumhuriyet Univ., Erzurum Ataturk Univ., Ankara Beypazari MYO, Mayis basi Milas MYO var...
• 14 Aralık 2009 Çanakkale Üniversitesi Gökçeada Kampüsü,
• 15-16 Aralık 2009 Urfa YÖK Çalıştayı,
• 21 Aralık 2009 Ankara Gazi Universitesi - Beypazarı,
• 22 aralık 2009 başkent tv canlı yayın
• 22 aralık 2009 /14:00 başkent üniversitesi konferans
• 23 Aralık 2009 İsparta Süleyman Demirel Universitesi,
• 30 Aralık 2009 Kayseri Erciyes Universitesi,
BARBAROS SANSAL 2010 KONFERANS PROGRAMI:
• 6 Ocak 2010 İzmir Ege Üniversitesi Tekstil Müh.
• 10 Subat 2010 Istanbul Aydın Universitesi,
• 17-18 Subat 2010 Trabzon Karadeniz Teknik Universitesi,
• 27 Subat 2010 Izmir Ekonomi Univ. Mimarlik,
• Subat sonu ITU Maslak Yerleşkesi,
• 5-6-7 Mart 2010 Ankara Ikinci El Uluslararasi Kisa Film Festivali (ODTU),
• 11-12 Mart 2010 Adana Cukurova Universitesi,
• 27 Mart 2010 Ankara Eczacılık ,
• 28 Mart 2010 Ege Univ. Girişim Günleri,
• 29 Mart 2010 Kayseri Erciyes tekrar,
• 30 Mart 2010 Niğde Univ. Meslek Yüksek Okulu,
• Nisan 2010 Izmir 9 Eylul Guzel Sanatlar.,
• 3-4 Mayıs 2010 Ankara Gazi Univ.,
• 7-8 Mayıs 2010 UTMOK Gaziantep
• 10 Mayıs 2010 Kahramanmaraş Univ.,
• 11 mayıs 2010 Malatya Univ.,
• 22 Mayis 2010 Anadolu Universitesi Eczacılık Fakültesi,
sırada Milas, Düzce, Burdur, Bucak, Sivas Cumhuriyet Univ., Erzurum Ataturk Univ., Ankara Beypazari MYO, Mayis basi Milas MYO var...
4 Ocak 2010 Pazartesi
DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 16...
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamate,
Şevket'in eliyle değil Devlet'in şevhet eliyle işletilir Kerhane, acaba iktidarın elinde var mı biryelere sürülecek başka kağıt peçete !
Bu gün, bir başka uyandım hayata aniden;
farklılık , çeşitlilik derken al klavyeyi eline dedim kendime,
nasılsa ADEL Faber bu ülkede de siyonistlerine elindeydi bile bile verildi Orhan Pamuğun diline..
Her yandan sarıp sarmalasalar da 20. yüzyılın şekillenmesinde yine en önemli rollerden bir bu bir kez daha toprakların..Şimdiki adıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin yani..
Bir anı girişi ile girelim ki Tarih tekerrür olmasın ..
HALK İSTERSE BENİ DE KOVAR!
1935 senesi idi..Dünyanın her yarinde olduğu gibimemeleketimizinde bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhine bir hareket ve ayaklanma başgöstermişdi.Bu arada Çanakkaleye gelen Atatürtk'ün huzuruna ısrarla çıkmak isteyenbir Musevi vatandaşını muhafızlar bırakmak istemiyordu.Atatürk '' Bırakın gelsin dedi.''
Bu musevi vatandaşı Atatürk'ün önonde elllerini açtıOmuzlarını Yukarıya kaldırarak
''Paşam bizi kovuyorlar ne yapacağız ?'' dedi.
Atatürk bu şekilde önüne atılan bu adamaın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı.BUna rağmen sordu: '' Sen kimsin ?''
''Ben Paşam, Çanakkale Musevilerinden AVRAM PALTO''
'' Sizi kim kovuyor? Hülümet mi? Kanun mu ? Polis mi? Jandarma mı ? Bana söyle .''
Musevi vatandaş durakladı, şaırıdı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi.
'' Halk kovuyor.''
Atatürk adamın yüzüne dikkatle baktı ve gülümsedi ve :
''HALK İSTARSE BENİ DE KOVAR'' dedi ve yürüdü..
Niyazi Ahmet Banoğlu ATATÜRK s, 46...
(İlknur Güntürkün Kalıpçı . Epsilon Yayınları. Her yönüyle insan Atatürk'den)
Neden mi bu anı ,
Konumuz MODA ya!
Ermeni, Türk, Kürt, Roman, Alevi açıldıkça açılırken neden Yahudi açılımı yok dedirten cinsinden de ondan ..
Çoğumuz şapkacının hikayesini yanlış biliriz de ondan..
Mahmutpaşa devrin giyim kuşam konusunda en ünlü merkezi iken;
o devrin en ünlü Ermeni şapkacısının önüde işporta tezgahı açıp,
taklidlerini satıp, o dükkanı iflasa sürükleyip ele geçirenlerden geldi bu ülkede
moda bu hale de ondan ...
Daha sonraları mağazacılığa geçen malum sermayeden ,
her yılbaşı vekillere,
üzerine amblem konmuş fason malı eşarp kravat havlu yollayan ellerden geçerdi
siyaset de ondan..
Şimdi de poyester üniformadan geçiyor nano teknolojilide ondan..
Aman dinci denip, satın alınmayan marka çikulatayı da ambalajlar
ve beş misline satarlar ahmaklara da ondan..
İl il gezerek , okul okul görerek anlattığım 5 meslek yasasını
internet de bulamazsınız da ondan..
Bakkalı olup aç bırakan,
doktoru olup namahremine giren,
hocası olup mürid eden,
avukatı olup suçunu düzen,
terzisi olup çplaklığa mahkum edenlerdir onlar da ondan ...
Daha önce de açmışdım kapanmaya çalışılmadan bu ülke .
Bakkal
Süper market, hiper market,
sakız, çikulata, cola elbette ki pastorize yumurta
kilitli tohum ve de sunni gübre,
sonunda tarım ve hayvancılık.....
Planlanan AÇLIK ..
Doktor,
İlaç market, domuz gribi, kozmetik
Parfüm ve alkol
Tüp bebek..
petrol ve de enerji..
sonunda hastahane ve cenaze..
ve de ölüm ve miras....
aslı SAĞLIK
Avukat
OGS, EGS, MBS, vesaire vesaire
hükümet, asker, polis , jandarma
Adliye sarayları değerli matbuat ve borsa
yani adli takip fatura ve de mahkeme..
kısaca SUÇ ve Ceza...
fasıl fasıl GÜVENLİK
Hoca..
Diyanet, ibadet
Okul öğretmen medya
kırtasiye reklam ve mecra
sonunda üretmeden tüket borçlan nasılsa ..
Hedef EĞİTİM..
Terzi
Yün, ipek ve pamuk..
Polyester çöplüğü
Başörtü ve pardösü..
Arabezi yerine kadın hijyen naylonu...
İmha edilen Sümerbank..
hatta keten ve kenevir..
Ayakkabı çanta ve aksesuvar..
Hatta Cumhurbaşkanlığı forsu...
kısaca MODA..
İnsanların cinsel, dinsel,fiziksel, kültürel ekonomik, siyasi ve dini hebrleşme biçimi..
Mernis, eposta, ulaşım
ayrı renklerdeki nüfüs kağıdı..
Kadın ve erkek..
İmha edilen ALSANCAK ve ALBAYRAK
Ama gün gelir yeniden göndere çekilir o bayrak
Hemde dike dike gözlerine sokacakdır elbetde bu YAMAK..
Binlerce yılda tek kitapla cahil bırakılan toplumlar bir anda tokadı suratına yiyince BAKIN NASIL adam olurlar....
Nasılsa,
KAHROLACAK SİYONİZM,
KAHROLACAK EMPERYALİZM,
KAHROLMAKDA MEDENİYETLER İTTİFAKI..
Elbette ki
BAHTSIZDIR EİSENHOVER DOKTİRİNİ
BELADIR RASMUSSENLİ NATO
CEZADIR ERASMUS
Wellcome mr President
FEDADIR CANLAR BU TOPRAKLARA
BİR KEZ DAHA KEMALİZMİN AYAK SESLERİ VURACAKDIR
TEK YUMRUKK HALİNDE
21. YÜZYILI ŞEKİLLENDİRMEYE O OVAL MASAYA..
BUYRUN BAKALIM TADIN GÖRÜN DUYUN KOKLAYIN DOKUNUN BURADAN..!
5 DUYUYA 5 MESLAK VARSA 6. HİS GELECEKDİR ASLI İNSAN OLANDAN...
terzi yamağı
ocak başı 2010.. İstanbul
Şevket'in eliyle değil Devlet'in şevhet eliyle işletilir Kerhane, acaba iktidarın elinde var mı biryelere sürülecek başka kağıt peçete !
Bu gün, bir başka uyandım hayata aniden;
farklılık , çeşitlilik derken al klavyeyi eline dedim kendime,
nasılsa ADEL Faber bu ülkede de siyonistlerine elindeydi bile bile verildi Orhan Pamuğun diline..
Her yandan sarıp sarmalasalar da 20. yüzyılın şekillenmesinde yine en önemli rollerden bir bu bir kez daha toprakların..Şimdiki adıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin yani..
Bir anı girişi ile girelim ki Tarih tekerrür olmasın ..
HALK İSTERSE BENİ DE KOVAR!
1935 senesi idi..Dünyanın her yarinde olduğu gibimemeleketimizinde bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhine bir hareket ve ayaklanma başgöstermişdi.Bu arada Çanakkaleye gelen Atatürtk'ün huzuruna ısrarla çıkmak isteyenbir Musevi vatandaşını muhafızlar bırakmak istemiyordu.Atatürk '' Bırakın gelsin dedi.''
Bu musevi vatandaşı Atatürk'ün önonde elllerini açtıOmuzlarını Yukarıya kaldırarak
''Paşam bizi kovuyorlar ne yapacağız ?'' dedi.
Atatürk bu şekilde önüne atılan bu adamaın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı.BUna rağmen sordu: '' Sen kimsin ?''
''Ben Paşam, Çanakkale Musevilerinden AVRAM PALTO''
'' Sizi kim kovuyor? Hülümet mi? Kanun mu ? Polis mi? Jandarma mı ? Bana söyle .''
Musevi vatandaş durakladı, şaırıdı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi.
'' Halk kovuyor.''
Atatürk adamın yüzüne dikkatle baktı ve gülümsedi ve :
''HALK İSTARSE BENİ DE KOVAR'' dedi ve yürüdü..
Niyazi Ahmet Banoğlu ATATÜRK s, 46...
(İlknur Güntürkün Kalıpçı . Epsilon Yayınları. Her yönüyle insan Atatürk'den)
Neden mi bu anı ,
Konumuz MODA ya!
Ermeni, Türk, Kürt, Roman, Alevi açıldıkça açılırken neden Yahudi açılımı yok dedirten cinsinden de ondan ..
Çoğumuz şapkacının hikayesini yanlış biliriz de ondan..
Mahmutpaşa devrin giyim kuşam konusunda en ünlü merkezi iken;
o devrin en ünlü Ermeni şapkacısının önüde işporta tezgahı açıp,
taklidlerini satıp, o dükkanı iflasa sürükleyip ele geçirenlerden geldi bu ülkede
moda bu hale de ondan ...
Daha sonraları mağazacılığa geçen malum sermayeden ,
her yılbaşı vekillere,
üzerine amblem konmuş fason malı eşarp kravat havlu yollayan ellerden geçerdi
siyaset de ondan..
Şimdi de poyester üniformadan geçiyor nano teknolojilide ondan..
Aman dinci denip, satın alınmayan marka çikulatayı da ambalajlar
ve beş misline satarlar ahmaklara da ondan..
İl il gezerek , okul okul görerek anlattığım 5 meslek yasasını
internet de bulamazsınız da ondan..
Bakkalı olup aç bırakan,
doktoru olup namahremine giren,
hocası olup mürid eden,
avukatı olup suçunu düzen,
terzisi olup çplaklığa mahkum edenlerdir onlar da ondan ...
Daha önce de açmışdım kapanmaya çalışılmadan bu ülke .
Bakkal
Süper market, hiper market,
sakız, çikulata, cola elbette ki pastorize yumurta
kilitli tohum ve de sunni gübre,
sonunda tarım ve hayvancılık.....
Planlanan AÇLIK ..
Doktor,
İlaç market, domuz gribi, kozmetik
Parfüm ve alkol
Tüp bebek..
petrol ve de enerji..
sonunda hastahane ve cenaze..
ve de ölüm ve miras....
aslı SAĞLIK
Avukat
OGS, EGS, MBS, vesaire vesaire
hükümet, asker, polis , jandarma
Adliye sarayları değerli matbuat ve borsa
yani adli takip fatura ve de mahkeme..
kısaca SUÇ ve Ceza...
fasıl fasıl GÜVENLİK
Hoca..
Diyanet, ibadet
Okul öğretmen medya
kırtasiye reklam ve mecra
sonunda üretmeden tüket borçlan nasılsa ..
Hedef EĞİTİM..
Terzi
Yün, ipek ve pamuk..
Polyester çöplüğü
Başörtü ve pardösü..
Arabezi yerine kadın hijyen naylonu...
İmha edilen Sümerbank..
hatta keten ve kenevir..
Ayakkabı çanta ve aksesuvar..
Hatta Cumhurbaşkanlığı forsu...
kısaca MODA..
İnsanların cinsel, dinsel,fiziksel, kültürel ekonomik, siyasi ve dini hebrleşme biçimi..
Mernis, eposta, ulaşım
ayrı renklerdeki nüfüs kağıdı..
Kadın ve erkek..
İmha edilen ALSANCAK ve ALBAYRAK
Ama gün gelir yeniden göndere çekilir o bayrak
Hemde dike dike gözlerine sokacakdır elbetde bu YAMAK..
Binlerce yılda tek kitapla cahil bırakılan toplumlar bir anda tokadı suratına yiyince BAKIN NASIL adam olurlar....
Nasılsa,
KAHROLACAK SİYONİZM,
KAHROLACAK EMPERYALİZM,
KAHROLMAKDA MEDENİYETLER İTTİFAKI..
Elbette ki
BAHTSIZDIR EİSENHOVER DOKTİRİNİ
BELADIR RASMUSSENLİ NATO
CEZADIR ERASMUS
Wellcome mr President
FEDADIR CANLAR BU TOPRAKLARA
BİR KEZ DAHA KEMALİZMİN AYAK SESLERİ VURACAKDIR
TEK YUMRUKK HALİNDE
21. YÜZYILI ŞEKİLLENDİRMEYE O OVAL MASAYA..
BUYRUN BAKALIM TADIN GÖRÜN DUYUN KOKLAYIN DOKUNUN BURADAN..!
5 DUYUYA 5 MESLAK VARSA 6. HİS GELECEKDİR ASLI İNSAN OLANDAN...
terzi yamağı
ocak başı 2010.. İstanbul
26 Kasım 2009 Perşembe
DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 15 EMRE YILMAZ 'DAN
Dünyayı dünyaya dar eden hiçbir inancın bayramını kutlamıyorum ! yele sele boş ver hele neden hala dünya değil ki el ele ! hesap mekke kudüs vatikan üçgenine endeksli ise , aklım Dalailama' ya kayarsa ne yeriz acaba hep birlikde ?
Bir bayram düşlerdim; ümmetçe başımız dik yaşadığımız, sevincimizin kursağımıza düğümlenmediği, yediğimiz lokmaların boğazımızda kalmadığı bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; ümmetin anası kaçırılan, babası öldürülen, ocağı kundaklanan, çocuklarının her biri bir izbeye sığınan, ismetine namahrem eli değen bir viran haneye dönmüş topraklarında, çocuklarının öksüz, yetim ve boynu bükük girmediği bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; İslam ümmetinin mazlum çocuklarının zamanın ırmağında akan bir süprüntü gibi değil, zaman ırmağının yatağını belirleyen, kıyılarını gürül gürül akan sularıyla döverek verimli kılan bir nehre benzediği bir bayram. Pasif nesne değil; aktif özne olduğu, onun yaptıklarına düşmanlarının hayalinin yetişemediği, kendisini öldürmek için gelenlerin kendisinde dirileceği kadar temsil kabiliyetine sahip olduğu bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; yaralı ve bin bir pareli coğrafyamızın her yanından gürül gürül kanın gitmediği, evlatlarının ahının arşı titretmediği, viran olmuş hanelerinde baykuşların ötmediği, topraklarını ahlaksızların, soysuzların, sütsüzlerin, düzenbazların, madrabazların, hilekarların, ifritlerin, hainlerin ve zalimlerin yönetmediği bir bayram.
Aksine, dinde kardeşleri olmasa da insanlıkta eşleri olan dünyanın farklı dinlerine, kavimlerine, coğrafyalarına, milletlerine mensup mazlum, mağdur ve muhtaçlarının yarasını sarmak, yüreğini onarmak, onlara müşfik bir ana eli olmak için tüm imkan ve gücünü seferber ettiği bir bayram.
İmanından kaynaklanan şefkat ve merhametinin Afrika kıtasının açlarından, Venezuela'nın yoksullarından, Harlem'in esrarkeşlerinden ve köprü altı çocuklarından, Manila'nın şehvet tuzağına düşmüş çocuklarına varana dek; her bir mazlum, mağdur ve mahruma ulaştığı bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; bir öndere sahip olan, önderi kendisine ana olan, kendisi ise insanlığın diğer toplumlarına ana gibi olan bir ümmetle girdiğimiz bir bayram.
Öyle bir ümmet ki; aynı imanı paylaşan, aynı kıbleye yönelen bir buçuk milyar üyesinin aynı imkanı da paylaşabildiği, mutluluk sakası gibi insanlığa yürek dolusu saadet taşıyan, havaya kalkan bir tek elin rüzgarıyla 1.5 milyar yüreğin tek bir yürek gibi kıyama durduğu, o elin bir tek dalgalanışının yüz milyonlarca inanmış kadın ve erkeği harekete geçirdiği, bir beraberlik dilerdim.
Bir ümmet düşlerim; bir organına, hatta bir hücresine yönelmiş bir tehdidi tüm varlığına yönelik bir tehdit gibi algılayacak kadar kendinde ve canlı, ayağına diken batsa onun acısını her tarafından duyabilecek kadar bilinçli, kendi varlığına yönelik bir tehdide anında tepki verecek kadar hassas bir sinir sistemine sahip, bedeni oluşturan her bir hücrenin kendi yerine razı olup, rolünü en iyi oynamak için irade sergilediği, fertleri silik, düz, sıradan, bir makinenin dişlisi olmaya teşne, edilgen ve mekanik bir 'birey' değil, farklı; fakat farklılığı bir orkestrayı oluşturan enstrümanların farklılığı gibi zenginliğe dönüştüren, sıradan ve düz bir tip olmaya razı olmayan, kendi kendini gerçekleştirmek için yüreğinin çeperlerine tutunarak kapasitesinin sınırlarına çıkma savaşı veren, kendisiyle, Rabbiyle, çevresiyle, toplumla ve doğayla barışık, bilişik, tanışık şahsiyetlerden oluşan bir ümmet.
Bir şahsiyet düşlerim; sorunun bir parçası değil, çözümün bir parçası olan, yük olmayıp yük alan, kendini yad ve yabancı ellerde aramayıp kendini kendinde arayan ve kendini kendinde bulan, hamken yanan, pişen ve olan, olmanın sırrına erdiği için hamların elinden tutup, onların da olması için onların yerine yanmaktan çekinmeyen, kafa, yürek ve bilek, düşünce, duygu ve aksiyon dengesini varlığında gerçekleştirerek, 'şahsiyet' olma kıvamına eren, yalnızca kafa gözüyle değil, yürek gözüyle de bakıp, onunla gören, kendini yalnız sözle değil yüzle, gözle, özle ifade edebilecek liyakate eren, vuracağı ve duracağı yeri iyi bilen, Allah'a karşı esas duruşunu ayağının altındaki topraklar kayarken dahi bozmayan bir şahsiyet.
Bir şahsiyet düşlerim; kendi kafasıyla düşünüp, kendi yüreğiyle duyan, kesrette vahdet bulan, ne dostları karşısında kapris yapan, ne düşmanları karşısında aşağılık kompleksine kapılan. Ayaklarının birini hakikatin merkezinde sabit tutarak, diğer ayağıyla tüm dünyayı, hatta tüm evreni dolaşan ve yitik hikmetleri, hakikatleri, cevheri arayıp kendine çeken bir mıknatıs gibi arayıp kendine çeken, "bizden adam olmaz" bedbinliğini alıp "çıkarsa bizden adam çıkar" bencilliğine vuran, bu iki sakat ucu da bir fiskeyle atık düşünceler fosseptiğine yuvarlayıp, adil ve mutedil olmayı bir hayat düsturu bilen bir şahsiyet.
Ve bir bayram düşlerim; hesap gününün sonunda "Ey (sadece Allah ve cennetle) tatmine ulaşan insan; gir kullarımın arasına (çünkü cennetin yolu kulların arasından geçiyor) ve gir cennetime!" muştusunun verildiği bir bayram.
İşte o bayramın provasıdır bu bayramlar.
O mutlak bayramlardan bir efilti taşıdığı oranda anlamlıdır bu bayramlar.
. Bayramınız bayram olsun.
Gerçek bir bayram hayali kuran kişinin hayalleri...
Bir bayram düşlerdim; ümmetçe başımız dik yaşadığımız, sevincimizin kursağımıza düğümlenmediği, yediğimiz lokmaların boğazımızda kalmadığı bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; ümmetin anası kaçırılan, babası öldürülen, ocağı kundaklanan, çocuklarının her biri bir izbeye sığınan, ismetine namahrem eli değen bir viran haneye dönmüş topraklarında, çocuklarının öksüz, yetim ve boynu bükük girmediği bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; İslam ümmetinin mazlum çocuklarının zamanın ırmağında akan bir süprüntü gibi değil, zaman ırmağının yatağını belirleyen, kıyılarını gürül gürül akan sularıyla döverek verimli kılan bir nehre benzediği bir bayram. Pasif nesne değil; aktif özne olduğu, onun yaptıklarına düşmanlarının hayalinin yetişemediği, kendisini öldürmek için gelenlerin kendisinde dirileceği kadar temsil kabiliyetine sahip olduğu bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; yaralı ve bin bir pareli coğrafyamızın her yanından gürül gürül kanın gitmediği, evlatlarının ahının arşı titretmediği, viran olmuş hanelerinde baykuşların ötmediği, topraklarını ahlaksızların, soysuzların, sütsüzlerin, düzenbazların, madrabazların, hilekarların, ifritlerin, hainlerin ve zalimlerin yönetmediği bir bayram.
Aksine, dinde kardeşleri olmasa da insanlıkta eşleri olan dünyanın farklı dinlerine, kavimlerine, coğrafyalarına, milletlerine mensup mazlum, mağdur ve muhtaçlarının yarasını sarmak, yüreğini onarmak, onlara müşfik bir ana eli olmak için tüm imkan ve gücünü seferber ettiği bir bayram.
İmanından kaynaklanan şefkat ve merhametinin Afrika kıtasının açlarından, Venezuela'nın yoksullarından, Harlem'in esrarkeşlerinden ve köprü altı çocuklarından, Manila'nın şehvet tuzağına düşmüş çocuklarına varana dek; her bir mazlum, mağdur ve mahruma ulaştığı bir bayram.
Bir bayram düşlerdim; bir öndere sahip olan, önderi kendisine ana olan, kendisi ise insanlığın diğer toplumlarına ana gibi olan bir ümmetle girdiğimiz bir bayram.
Öyle bir ümmet ki; aynı imanı paylaşan, aynı kıbleye yönelen bir buçuk milyar üyesinin aynı imkanı da paylaşabildiği, mutluluk sakası gibi insanlığa yürek dolusu saadet taşıyan, havaya kalkan bir tek elin rüzgarıyla 1.5 milyar yüreğin tek bir yürek gibi kıyama durduğu, o elin bir tek dalgalanışının yüz milyonlarca inanmış kadın ve erkeği harekete geçirdiği, bir beraberlik dilerdim.
Bir ümmet düşlerim; bir organına, hatta bir hücresine yönelmiş bir tehdidi tüm varlığına yönelik bir tehdit gibi algılayacak kadar kendinde ve canlı, ayağına diken batsa onun acısını her tarafından duyabilecek kadar bilinçli, kendi varlığına yönelik bir tehdide anında tepki verecek kadar hassas bir sinir sistemine sahip, bedeni oluşturan her bir hücrenin kendi yerine razı olup, rolünü en iyi oynamak için irade sergilediği, fertleri silik, düz, sıradan, bir makinenin dişlisi olmaya teşne, edilgen ve mekanik bir 'birey' değil, farklı; fakat farklılığı bir orkestrayı oluşturan enstrümanların farklılığı gibi zenginliğe dönüştüren, sıradan ve düz bir tip olmaya razı olmayan, kendi kendini gerçekleştirmek için yüreğinin çeperlerine tutunarak kapasitesinin sınırlarına çıkma savaşı veren, kendisiyle, Rabbiyle, çevresiyle, toplumla ve doğayla barışık, bilişik, tanışık şahsiyetlerden oluşan bir ümmet.
Bir şahsiyet düşlerim; sorunun bir parçası değil, çözümün bir parçası olan, yük olmayıp yük alan, kendini yad ve yabancı ellerde aramayıp kendini kendinde arayan ve kendini kendinde bulan, hamken yanan, pişen ve olan, olmanın sırrına erdiği için hamların elinden tutup, onların da olması için onların yerine yanmaktan çekinmeyen, kafa, yürek ve bilek, düşünce, duygu ve aksiyon dengesini varlığında gerçekleştirerek, 'şahsiyet' olma kıvamına eren, yalnızca kafa gözüyle değil, yürek gözüyle de bakıp, onunla gören, kendini yalnız sözle değil yüzle, gözle, özle ifade edebilecek liyakate eren, vuracağı ve duracağı yeri iyi bilen, Allah'a karşı esas duruşunu ayağının altındaki topraklar kayarken dahi bozmayan bir şahsiyet.
Bir şahsiyet düşlerim; kendi kafasıyla düşünüp, kendi yüreğiyle duyan, kesrette vahdet bulan, ne dostları karşısında kapris yapan, ne düşmanları karşısında aşağılık kompleksine kapılan. Ayaklarının birini hakikatin merkezinde sabit tutarak, diğer ayağıyla tüm dünyayı, hatta tüm evreni dolaşan ve yitik hikmetleri, hakikatleri, cevheri arayıp kendine çeken bir mıknatıs gibi arayıp kendine çeken, "bizden adam olmaz" bedbinliğini alıp "çıkarsa bizden adam çıkar" bencilliğine vuran, bu iki sakat ucu da bir fiskeyle atık düşünceler fosseptiğine yuvarlayıp, adil ve mutedil olmayı bir hayat düsturu bilen bir şahsiyet.
Ve bir bayram düşlerim; hesap gününün sonunda "Ey (sadece Allah ve cennetle) tatmine ulaşan insan; gir kullarımın arasına (çünkü cennetin yolu kulların arasından geçiyor) ve gir cennetime!" muştusunun verildiği bir bayram.
İşte o bayramın provasıdır bu bayramlar.
O mutlak bayramlardan bir efilti taşıdığı oranda anlamlıdır bu bayramlar.
. Bayramınız bayram olsun.
Gerçek bir bayram hayali kuran kişinin hayalleri...
20 Kasım 2009 Cuma
DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 14
Harala gürele geçip gider iken günler ,
şöyle bir göz gezdireyim dedim .
Baktım her yer doluşmuş türlü sürüngenler ....
Umutsuz bakan gözlere bir parmak bal misali ışığı çaldınız mı hiç?
T.C. eğitim yüksek öğrenim gören geleceğimizden bahsediyorum ...
Benim ellerim yapış yapış belki bu konuda
ama aklımda hala var hedeflere epey bir karış
Ayı balı bol bulunca neresine sürer bu coğrafyada malum .
Ama, bal tutanda parmağını yalamaz değil hani!
Ancak bunlar balı artık nerelerine soktukları belli olmayan parmaklarını
halka fizyolojik masaj amaçlı kullanmaya başlamışlar maalesef..
Başka yerleri işe yaramadığından elbet o sihirli parmakları tek silahları.
imzaya da
delete tuşunada
köşe yazısınada
kör göze de bir bir basmışlar parmakları ...
Basmasına basmışlarda bunun birde geliverir demir parmaklıkları;
hey de bre intihab mahkemesi badanası kılıklı ey Türk siyaseti!
Neden mi bu isyan ?
Bir açın gözünüzü bakın hepsinde ağı dır zarar ziyan !
Heryer müteahhid binası, altuni mazılı, höt laleli kampüs ,
Yerleşke !
Ama sanki akılları anlatır eğtimi kalleşce ve de leşce !
MEB teknik okul yeterlilik genelgesi :
''terziler oturarak çalışırlar prova ve ütü yapmak için ayağa kalkarlar !''
Özürlü zihniyetniz mi yoksa zihinsel yetiniz mi alacak tuhafiyeden fermuarı ulan ?
Peki tuhaflıklarınızdan tuhafiyeci mi kaldıki baskın mahallelerimizde?
Ya masuracı, ibrişimci, çamaşır ipeği ?
Polyester bayrakla mı milli haysiyet yani ?
yada DMO , GMO mu oldu ?
Bazen lafı koyarız da deliğinize golf topu misali ,
neyseki yok dur hiçbirinizin emsali..
O yüzden tek tip top olmaz topunuza,
Yamak öyle kolay girmez koynunuza...
En çok satan şişme koyun müridiniz ile koyunkoyuna olursa,
gün gelir sizler domuzluğunuza doymamış olsanız da;
bak nasıl olur bu halk omuz omuza ?
kasım sonu 2009 sesimiz kısık değil !
şöyle bir göz gezdireyim dedim .
Baktım her yer doluşmuş türlü sürüngenler ....
Umutsuz bakan gözlere bir parmak bal misali ışığı çaldınız mı hiç?
T.C. eğitim yüksek öğrenim gören geleceğimizden bahsediyorum ...
Benim ellerim yapış yapış belki bu konuda
ama aklımda hala var hedeflere epey bir karış
Ayı balı bol bulunca neresine sürer bu coğrafyada malum .
Ama, bal tutanda parmağını yalamaz değil hani!
Ancak bunlar balı artık nerelerine soktukları belli olmayan parmaklarını
halka fizyolojik masaj amaçlı kullanmaya başlamışlar maalesef..
Başka yerleri işe yaramadığından elbet o sihirli parmakları tek silahları.
imzaya da
delete tuşunada
köşe yazısınada
kör göze de bir bir basmışlar parmakları ...
Basmasına basmışlarda bunun birde geliverir demir parmaklıkları;
hey de bre intihab mahkemesi badanası kılıklı ey Türk siyaseti!
Neden mi bu isyan ?
Bir açın gözünüzü bakın hepsinde ağı dır zarar ziyan !
Heryer müteahhid binası, altuni mazılı, höt laleli kampüs ,
Yerleşke !
Ama sanki akılları anlatır eğtimi kalleşce ve de leşce !
MEB teknik okul yeterlilik genelgesi :
''terziler oturarak çalışırlar prova ve ütü yapmak için ayağa kalkarlar !''
Özürlü zihniyetniz mi yoksa zihinsel yetiniz mi alacak tuhafiyeden fermuarı ulan ?
Peki tuhaflıklarınızdan tuhafiyeci mi kaldıki baskın mahallelerimizde?
Ya masuracı, ibrişimci, çamaşır ipeği ?
Polyester bayrakla mı milli haysiyet yani ?
yada DMO , GMO mu oldu ?
Bazen lafı koyarız da deliğinize golf topu misali ,
neyseki yok dur hiçbirinizin emsali..
O yüzden tek tip top olmaz topunuza,
Yamak öyle kolay girmez koynunuza...
En çok satan şişme koyun müridiniz ile koyunkoyuna olursa,
gün gelir sizler domuzluğunuza doymamış olsanız da;
bak nasıl olur bu halk omuz omuza ?
kasım sonu 2009 sesimiz kısık değil !
2 Kasım 2009 Pazartesi
DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI +13
Pastadan us atası çıkacağına,
şöförün oğluyla evli evlatlığın aklıyla manken çıkmış el sallayarak,
gaydırı guppak emine olmalıydı o pastada a çaylak !
Önce çalışmak gelir, sonra ahlak !
Derken köşe yazarları,
kırmızı keçe tutmuş suratsız telefoncuların ve havacıların fashionable deki mankenlerinin memeleri yok diye o kadınlarla sevişilmeyeceğini yazarmış solak ya da sağlak !
Ulan, Türk terziler kadınlara elbise satar , gavur ise müftülük bahçesinde şampanya ile karı satar a ahmak !
konyada ise battıı çıkdı inşaatler olmuş köprülü yavşak ! ağzınıza biber sürülmez kıçınıza kına yakılır sonra bak !
sus yamak sus !
10 kasımda konuş ancak !
2 kasım 2009 ...................
şöförün oğluyla evli evlatlığın aklıyla manken çıkmış el sallayarak,
gaydırı guppak emine olmalıydı o pastada a çaylak !
Önce çalışmak gelir, sonra ahlak !
Derken köşe yazarları,
kırmızı keçe tutmuş suratsız telefoncuların ve havacıların fashionable deki mankenlerinin memeleri yok diye o kadınlarla sevişilmeyeceğini yazarmış solak ya da sağlak !
Ulan, Türk terziler kadınlara elbise satar , gavur ise müftülük bahçesinde şampanya ile karı satar a ahmak !
konyada ise battıı çıkdı inşaatler olmuş köprülü yavşak ! ağzınıza biber sürülmez kıçınıza kına yakılır sonra bak !
sus yamak sus !
10 kasımda konuş ancak !
2 kasım 2009 ...................
DİKİŞ MAKİNASI GICIRTILARI 12
Teşekkür ederim,
Gül. Azmin, kendine olan sabrın için.
Gülden. Sakinliğin, olumlu yaklaşımların için.
Didem. Çalkantılı duyguların içinde kendine yakınlaştığın için.
Sevgi. Verdiğin savaşı kazandığın için.
Barbaros. Şan, şöhret içindeki mütevazıliğin için.
Atilla. ''Olmaz'' ları aştığın için.
Yasin. Temiz ruhun için.
Zeynep ve Jale. Bize bu kadar az zaman içerisinde ayak uydurduğunuz için.
Belgin. Sözün bittiği noktada hala yürümeğe devam ettiğin için.
...16 senelik sahne hayatımın en heyecan verici projesine imza atmamıza sebeb olduğunuz için, güvendiğiniz için,sabırlı olduğunuz için,tek ses olduğumuz için, tiyatroyu sevdiğiniz için.
Maddi ve manevi sıkıntılarınız olmasına rağmen, çalışmalara yansıtmadığınız için.
Hepiniz kılıcı keskin, adil savaşçılarsınız. Saygıyla eğiliyorum.
Şimdiden yürekten alkışlıyor, yarın ve diğer akşamların keyfini çıkarmanızı diliyorum.
Dilruba
yamak :.................1 kasım 2009 pasta basta sonrası ?
Gül. Azmin, kendine olan sabrın için.
Gülden. Sakinliğin, olumlu yaklaşımların için.
Didem. Çalkantılı duyguların içinde kendine yakınlaştığın için.
Sevgi. Verdiğin savaşı kazandığın için.
Barbaros. Şan, şöhret içindeki mütevazıliğin için.
Atilla. ''Olmaz'' ları aştığın için.
Yasin. Temiz ruhun için.
Zeynep ve Jale. Bize bu kadar az zaman içerisinde ayak uydurduğunuz için.
Belgin. Sözün bittiği noktada hala yürümeğe devam ettiğin için.
...16 senelik sahne hayatımın en heyecan verici projesine imza atmamıza sebeb olduğunuz için, güvendiğiniz için,sabırlı olduğunuz için,tek ses olduğumuz için, tiyatroyu sevdiğiniz için.
Maddi ve manevi sıkıntılarınız olmasına rağmen, çalışmalara yansıtmadığınız için.
Hepiniz kılıcı keskin, adil savaşçılarsınız. Saygıyla eğiliyorum.
Şimdiden yürekten alkışlıyor, yarın ve diğer akşamların keyfini çıkarmanızı diliyorum.
Dilruba
yamak :.................1 kasım 2009 pasta basta sonrası ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)