Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

25 Ekim 2010 Pazartesi

BİR FENOMEN HİKAYESİ… BAŞLIYOR REZİLLİĞİN SON PERDESİ…

Neler olacak neler, hani nerede maydonozlu köfteler …

Yarışmacı 1: ECE VAHAPOĞLU

Bizans Medusası modeli saçları ile imajını korumaya çalışsa da aynen hukuk gibi içi boş bir çuval sanki bu dünya..
Her gece ayrı bir jarse tek omuzlu dekolte ile ortada, nihayet bir kot pantalon bulabildi sonunda. Kırmızı peluşlu yatağına da yattım, ama öteki yüzünü görünce tahminlerimde yanılmadığımı anladım..

Risotto kıvamında yayla çorbası , mantarlı tavuk ise pilav üstü kuru çakması ve de muhallebici aşklarından kalan keşkül safsatası!
İç içe koca bir hiçe bir mekanda hem de YÜKSEL AYTUĞ da var masada .Konuk sunum Melis SÖKMEN ama o gece stüdyo mutfakda bulaşık yıkayıp temiz çatal aramakdan öldüm ben ..

Yarişmacı 2: NEŞE ERBERK.
Onda vardı herkesden ayrı bir zerafet , okul öncesi eğitime yarıştı az kalsın kazanacaktı.. Sürpriz sunum Tango ama bakın kime patlayacak sonunda bu meselede piyango?
Ev mutfağında yemek ayrı bir lezzet ama karşında 3 kamera varsa adım olmasın sakın gudubet !

Portakallı enginar , deniz ürünleri festivali ve kağıtda balık da var. Tatlı olarak incir kardık artık olamadı o masa bana yar..

Yarişmaci 3 : NUR YERLİTAŞ

Masada yok yok , dizi minisküsden hasta. İzzet Çapa ortaya soya sosunu şişesiyle getiren garsonunu sen hala servise sok. .. Genel görünüm pek iyi ama pavyon muhabbeti eden başka birisiydi…

Çipura yerine levrek önden çıtır börek gerçekden gevrek, acılı makarnada karides dehşet ,sütlü tatlı yapdı bize tam rehavet. Sürpriz konuk SEDA SAYAN , Bakalım kim çıkacak birinciliğe şahlanan ?

Yarişmacı 4 : CENK EREN

Cahil cesaretidir her şeyi zehir eden . Ama bilmemek değil öğrenmemek ayıp derler ezelden .. Kıravatsız her gece bu durumdan rütbe girer otobüs şoförlüğünden kamyon şoförlüğüne elbetde ..
Vişneli sarma ayvalı dolma ıhlamırlu muhallebi ile mide fesatı sonunda . ancak Dövmeli HIyar Salatası hatırlanacak yıllar sonra da !

Hadi beni geçelim . İzleyin öyle dertleşelim .
Vurun beni yerden yere ama eğer kazanırsam yüzlerce engelli ve aç hayvan besleyerek yaşatarak buna sebepleri bekleyeceğim girerlerken sırat köprüsünden cehenneme …

KAZAN KAZI, KAZAN KAZAN;
TENCERE DİBİN KARA SENİNKİ BENDEN DAHA PARLAK OYNAYAN..

Teşekkürler, Tuğçe, Orsan, Hakan , Caner, şöförler, ulaşım, servis, ışık, kamera , kurgu montaj ve Show TV.. Ekranları özlemişdim bir tek sizle doydum iki yıl sonra ahlak ve erdem dolu profesyonel saygınızla ..

Televizyon Yamağı ☺

21 Ekim 2010 Perşembe

HZ. İSA’LI KUNDAK BEZİ URFA’DAN, KUTSAL MENDİLE BESMELE YAZAR, ARABEZİ DOKURLAR BUNLAR BULDAN’DAN..

Okuyacağınız bu olay tamamen kurgu olup gerçek şahıslar ile ilgisi yokdur , Zaten böyle olaylar gerçek olamaz , hatta böyle şahıslar da !

Bir uluslararası sempozyum için yurdumun özel bölgelerinden birine davetliymişim geçen hafta ...

Her seferim bir başka umut çiçeği açtırsa da Anadolu’da aklımda; Bu kez devedikeni batmış sanki bir yanıma laf edince rüyamda bir ahmağın düttürüsü salakça !

Yukarı Mezopotamya, mezzo ritminde bir yaşamı sürdürüyordu binlerce yıldır . Kapadokyanın atları adetadan tırısa, oradan da dört nala koşmuşdu bu narin coğrafyada, hatta kağnılar ile kurtuluş savaşıda yaşanmışdı bu bölgelerde ama bakın neler oluyor günümüzde iç güveysinden iktidara girince hallice ?

Bildirimler , sunumlar , geziler ... İl müdürleri, emniyet müdürleri ve çok değerli devletin mülki amirleri, ustalar ve üstadlar.. 3 gün üç gecenin sonunda bir arada sempozyumu kapamakdaymışlar..

Oysa , 22 yılı aşkın süredir, o bölgedeki meslek yüksek okulunun dünyaya örnek bir kurumundaki çok değerli bir müdür görevden alınmakdaymış.

Döner sermayeyi, döner bıçağı ile kesmeden , Avrupa Eğitim Fonlarına örnek konuşmacı olarak davet edilen, içinde ilk şehit öğretmen anıtımızı dim dik ayakda nöbet tutarak bekleyen , yıkılmak hatta yerine alışveriş merkezi yapılmak istenen tarihi binayı nefer gibi koruyan bir kaharaman da bahçede benimle gizlice ayak üstü bir sohebeymiş guya. Güya bu rüya ya O da devleti mahkemeye vermiş .. Dev-let , Out-let miş zaten o gece !

Gelelim sadede

Rüyam kabusa dönüşürken bu seferde ter basıyor polyesteri banılmış çarşaflarıma seherde..Ve bir müdürün sesi geliyor sanki karabasan misali...Kendisi kültürsüzlük ishali ..

‘’Bilirsiniz Hz. İsa (aleyhüselam) Bu toprakalarda çarmıha gerildi, Altındaki abası bazılarına göre donu ise kanlandı, Sonra italyanlar onu bizden çaldı, Dilsizler tarikatı bu yüzden kurulmuşdur, Kutsal mendilin yerini bilenlerin dili bu yüzden kesilmişdir .. Aklıma gelen projeyi mülki amirim red etti. Sakın telafuz bile etme dedi ancak, ben fikrimin arkasındayım. Bu kadar akademisyen önünde size anlatmalıyım...Tüm semavi dinlerin başkenti olan bu bölgeden dünya markası yaratmalıyım...

Zikir deflerinin seslerini duyarcasına uykum hafiflerken soldan sağa sağdan sola kıvranıp, ehram denen yünlü dokumaya dolandığımı sanıyorum. Ama rüyada olsa içim acıyor ancak gözlerimi açamıyorum..

‘’ Kundak bezi ihreç edelim Avrupaya , Yerel dokumlarımıza kutsal İsa resmini basalım, Böylece Batılılar bunu kapışır bebeklerinde kullanır ve bölge tüm dünyaca tanınır’’

Yuh, çüş hatta oha diyerek fırlamışım yatakdan o gece Polis evindeki odamda..O gece gördüğüm rüyayı karabasan sanmışım..Filim kopmuş o anda.. gerisi yok kahvatıya inmeliydim mutlaka..

Seni rüyamdaki mertebeye getirenin anasına bacısına rahmet okuyup 3 kulluvallahi ve bir elhamla koşuverdim banyoya, Günaydın kelimesinin ardına diziverdim dizeyi..

Bu saatden sonra secd edeceğim tek kabe ereksiyon halindeki zekadır a ahmak . Onun adı Allh-u Tuela ise kendine bir aynada bak !

Mezopotamya Yamağı

17 Ekim 2010 Pazar

TAŞLAR YERİNDEN OYNUYOR MU?

Yerüzündekilere merhamet etmeyenler, gökden rahmet yerine ancak şer bekleyebilirler, bu durumda başımıza taş yağarsa acaba olup biteni ne ile açıklama yoluna gidecekler?

Her yüzyılın başında olduğu gibi bu yüzyılın başında da baş döndürücü bir hızla gözümüzün önde olup biteni gün be gün izlemeye devam ediyoruz ..

Cehennemin taşları da iyi niyet ile döşendi derler ama bunu anlamakda snırım bugünlerde zorluk çekiyoruz..
Kavram kargaşalarının karmaşadan uzaklaşmasını ise dörtgözle bekliyoruz .. O yüzden ;Aydınlık kararırken bu ara sizlere sızıntı halinde gelen bir karanlıkdan bahsediyoruz..

Muhteremlerin zatı artık arka aksını sağlama aldığını düşünüyor olsa da, aslında oğlunun düşük ön aksından haberli nereye düşmekde olduğunu pek göremiyor zannımca..

Aklım yıllar yıllar önceye gitti bu hafta,
Bir belediye başkanının yanına yırtık pabuçla gelen bir şahsa…
O yıllarda, dönemim Beyoğlu’ndaki ünlü bir çok katlı mağazasının kumaş reyonuna uğramış ve bir takım elbise almak istemişdi. Elbetde ki önemli bir şahsın ziyaret kartı da elindeydi, Şimdi üretimi bitmiş, yılların korumacı ekonomisi nedeni ile hep fikir çalarak taklidle zengin edilmiş, fabrikasının arsasından bile dozer geçmiş bu firmanın o yıllardaki reyon şefi emekli artık nasılsa. Yoo Halep ordaysa arşın bu hafta …

Ama, emeğe saygısı olmayan erdeme emeklemez ve ahlaksızlığa diz üstü sürünür sonra da diz üstü düzülür hep bu takkiyenin yolunda …

Takım elbise yaptırmak üzere pahalı bir yünlü kumaşı seçen bıçkın delikanlı o yıllarda Kadiköy’de içki de içen bir civanlıkdan yetişen Gepetto’nun Pinokyosudur aslında ..

Ancak cebinden sadece 50 lira çıkınca reyon şefi kart sahibinin telefonuna yapışır santraldeki sekreterin yardımıyla..

- Abi , bu adamda 50 lira var bana yollamışsı, ama elbiselik 300 lira tutuyor ne yapalım?
- Ara patronu, havluları yolladım bu hafta nakışdan gelince istediği kadar avanta. Kravatı ve eşarbı koyup yolluyor meclise bedavaya nasılsa , Defoludan kesin faturayı , Terzi x beye yönlendir sen. Görüverin işini. İşimiz var onunla ..

Reyon şefi hemen kupunu keser ve söyleneni yapar . Ardından Terziyi arar ve delikanlıyı hemen İstiklal caddesindeki ünlü pasaja yollar ..

Aradan 1 saat geçmeden reyona telefon gelir : Terzi X hatdadır.

- Abi bu genc adamı yollamışsın ama masraf parası alacakmıyız bundan? Hani düğme tela falan ?
- Aman sakın Malum Bey aradı alma bu kez , Bizde sana kumaş alan müşteriyi yönlendiriyoruz hep..

İşte ogünden beri körler sağırlar birbirini ağırlar.
Ağar ağar diz üstü sürünmeye işlenen günahlarla nasılsa mahkumdurlar…

Yıllar geçer Aynı bıçkın bu kez güçlü ve zengin olarak aynı mağazaya oğlunu düğün smokini için yollar , bu kez ödenen para milyonları sollar .

Giyinmek örtmez insanı anlayacağınız , örtünmek ise sunar günahları bazen saklayamayacağınız

Teriz Yamağı
10.10 10

SURMANSET..

Bir zamanlar Orhan Boran ve Yuki’den sınıf atlamış, Tarık Gürcan’ın davudi sesinde enginlere yelken açmışdım . Daha sonra gazeteci Ümit Deniz’in oğlunun Çallı tarafından yapılmış duralit üzeri yağlıboya tablosunun, Pürtelaş sokakda, köhne arabalı bir eskiciye 2 şişe ucuz şaraba satılışına hayret ederek bakakalmışdım . İşte bu yüzden bu hafta size güzide medyamızdan başka bir ibret hikayesi geliyor …

Kavanoz dipli dünyamız, kimine kavun kimine kelek; Bazılarına ise elbetde baklava börek davransa da, tencere dibin kara benimki senden kara da var nasılsa bu yaşamda.
Ancak lekeli melek olur mu ardında alaleten ve kaktırarak dolaşanlar oldukça?

Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar guya diplomat kızı çok bilmiş bir kızımız varmış . Hırs ve ihtarasın gözünü bürüdüğü, heryerde ve her daim nöbetçi olarak şan, şöhret, para ve güç ararmış. Kadıköy’lü zengin bir aileye gelin gittikden çok sonra foyası ortaya çıkmış. Ancak, apartopar çocuğu ile kapının önüne konulmuş olsa da, o soyadının bedeli geri alınmışmış. Hemde mahkeme kararı ile. Eee sonunda hiç darılılırılmıymış?.

Önceleri bir ulusal kanalın ikinci kanalında, gecekondu mahallelerinin kapısını çalıp, o garibanları stüdyoya alıp, cam odada havadan para döküp sadaka toplatarak başlamış malum medyamıza girmeden once..
Derken, bir gazeteye kapağı moda yazarı olarak attığında çokdan zengin eşinden ayrılmış olarak belirivermiş.
Hemen bir çengelini köşelerdekinden birine atıvermiş.

Tanışımın o yıllardan geldiği hanım, Ömer Hayyam’ı bilmediğini sergileyivermişdi defilelerimizden birinde.
Kimi zaman holiganlar için karanfiller bile sermişdi merkezlerde.. Yürü ya kulumun gelişi, güçlü eşinin kanserden ölmesine denk geldiyse bile sonrasında gizli asıl hikaye..
Basın Ekspres yolu henüz şaha kalkmışdır. Selde yağmacı denen halk , Çiller’in topuk sesleri başlığından çok sonra oraya taşıttırılmışdır.. İşte o yıllarda, ilk kez müstakbel eşi ile bir kokteyle gidecek bu kadın elbise derdine düşmüş ancak kalçasının yarısını açıkda bırakan elbiseyi deneyince beyninden vurulmuşa dönmüşdür..O gün, o aynadan, sırtı dönük vaziyetde kendisini süzdüğünde gözlerdeki ihtiras beni bile ürkütmüşdür. Yıllar sonra aldığı elbiseyi hiç giymediğini söylerken ‘’Neden aldınız?’’ dediğimde ‘’ Siz arkasından bakılacak kadınsınız elbisenin dekoltesine bakmamalısınız ‘’ dediğimi hatırlatmışdır..

Günümüzde o günlerden bu güne silicon, botox ve yağdokusu ile yüzsüz yüzü ay parçasına dönmüş olsa bile o gözlerdeki hırs kıskançlık ve heraset aynen dururmuş yerli yerinde..

Kimi zaman ılıman islamcı kadın yazarlar ile milyon dolarlık rüşvet çantaların gezdiği lüks evlerde, kimi zaman sosyete düğünlerinde adeta ger ger geriniricesine gezse de;
Biliniz ki; Hem laik, hem demokrat, hem entellektüel, hem yardımsever, hem bilgin, hemde Anakraliçedir kendince..

Ancak giridiği her kurumda kadın kadını parçalar teriminin en belirgin örneğini sergilese de, son manevra biraz dikkat çekdi bu günlerde…Vatanını seven , bakanını kerizleyen olur mu olur, yarınlarda elbet olan biten doğruyu bulur …
Şarkıcıdan gazeteci oluyorsa , eh gazetecinin soyundanda şarkıcı olacakdır gayretle işte gerçekdir bu okuyun ibret ile..

Kıssa dan hisseye gelince,
Eski patroniçenin mezecisinden insan peynir yeme derdine girerse; Gün olur devran döner , keser döner sap geçmişdeki bazı kayıtlı belgelere söver mi sizcede?

Terzi yamağı Barbaros Şansal

10 Ekim 2010 Pazar

DEĞİŞİM Mİ DELİŞİM Mİ ? ..

Çok doğru, süratle değişiyoruz..
Bu öyle hızlı oluyorki sanırım deliriyoruz..
Sevmeyi saymayı unuturken savdıklarımızla cebelleşiyoruz…

-Hülya ne bağış yapıyorsun bakalım ?
-10 000 benden hanımefendi, sel mağdurlarına.
-Yazın deftere 50 000 Hülya hanıma …
- Ajda akıllı ortalarda yok nasılsa !

Bunların sandık ve küp altınları bitmiyor, hazine avcıları ise kelle koltukda geziyor…Kiminin babasından, kiminin anneannesinden gelen altınlar harca harca bitmiyor..

Sokağımda aç ve çöpden beslenen yüzbinlerin yanısıra milyonlarca Üniversite mezunu genç ise ahmakça iş bekliyor, Biryanda ilahi komdei olarak yeryüzündekilere merhamaet göstermeyenler gökden rahmet diye dua eder , aslında yağacakdır belkide bir gün başlarına şer..

Çocuk pornosu , hayvana şiddet. Sosu ise iş dünyasında bolca rüşvet. Her yerde olmuş dolmuş pazar, yok ki ülkemde üretimde bisiklet. En zengin gayrimüslim aile üretmekde hala tadında kokusunda ve renginde şekersiz jiklet ..

Hadi çek jikleyi Yamak’ Nasılsa olduk ahmak salak !

-Hey terzi sana elbise başı 1000 Tl veririm. Kumaşı da kendim getiririm..

Astarı yüzünden pahalı bir hayatın girdabına sürüklenirken gözlerimizin önünde olup biteni dehşetle izliyoruz ..
Açlıp saçılırken resmen defekasyon içinde yüzüyoruz…
Kimi odalık odacısı modacı, kimi sopalık torbacısı bolcalı..

Al da yap, yay ve sat hatta var da yap ve yap da sat arasında hoplatılıyoruz …Tekstil, turizm ve inşaat lokomotifinde kömür vagonu olan yatırım, istihdam ve kdv yerine servis kalite ve güvence sunamıyoruz..

Devşirmeden hallice, bazen de hali pek bellice; kimler kimler bir bir akıp, bakıp, bayıp geçit resmi önümüzde…

İşte tum bu keşmekeş içinde bir minik olay var ki gözden kaçıyor, İntaharlar hızla arterken tecavüzler sessizce sümen altına atılıyor. Güzide mütecaviz medyamız ise hala afyon yutturup, pış pış uyutmak için her devrin adamları ile yatakda alem yapıyor.

Ahlaksızlık ise eşcinsellik , peki kim de varmış düz cinsellik? İnsanların %10 unun eşcinsel, diğer %10 unun heteroseksüel olduğunu düşünürsek aradaki % 80 seksüel bu durumda ne yapdığını hala bilemiyor..

Cinsel ve dinsel devrimleri eksik toplumlar bataklıkda çarnaçar boğulurlar..Dünya düzeni değişirken, Eisenhover doktrini ve Wilson haritaları ile hesapları doğrulturlar..

Bilişim , değişim ve elden gitmekde herşeyim , bu durumda bende Tarkan gibi canlı yayında çişim geldi mi demeliyim ?

Bu durumda önden vermedim bakirim ama gün gelince elbet isteyenin ermine amadeyim amirim ☺

Devşirelim devleşelim kimse farkına varmadan bu toprakları niteliksiz leş ile besleyelim …

Terzi Yamağı

1 Ekim 2010 Cuma

Afife’den bir içimlik, Beyoğlu’ndan geçimlik !..

Bir varmış pek yokmuş, çok varmış ama aslı yokmuş,
Yıllar yıllar once, İstanbul’un nadide kıyı köylerinden Yeniköy’de bir kız çocuğu doğmuş.. Sarı saçlı, mavi gözlü ve endamı epey parlak kız bebek o zamanlar pek hoşmuş. Büyüdükçe, serpildikçe, bol bol sevgililer ile geliştikce namı epey almış yürümüş; Ama cep delik, cepken delik ailesi nedeniyle hala üstü başı bile yokmuş ..

Nasıl olmuşsa olmuş bir şekilde hem hukuka hem kendine hakim bir beyden aniden bir umut doğmuş?

Pak, ak delikanlı erler gidip geldikçe, hayat süratle değişmeye başlamış. Sude’den südyen emanet olunca da yapılacak iş şimdi okuyacaklarınıza kadarmış...

Yıllar yıllar geçmiş. Arı gibi çalışkan butikçiden, gece kulüpçülerine dek cepleri denk daha kimler kimler gelmiş geçmiş. Ama gelgit akıllı hanım pek değişmemiş… Şıklığını bismillah , iri göğüslerini selah ve güzelliğini bir silaha dönüştürmeyi de bir hayli becermiş.

Ak, pak günlere gelmeden öncede bakın daha neler sezermiş!
4. Levent Villalarından birinde, kendi gibi sarışın ve renkli gözlü bir zengin oğlunun yanında nasılsa yeniden doğmuş..Meğerse, Kadir kıymet oğlunu da bilir olmuş.
Artık adı sosyetik güzeli bulmuş, Ancak yanına yanaşdığı herkesi zehirli sarmaşık misali boğar olmuş.. O yıllardaki bahse konu genç adamın kafası bu mahsun prenses kılıklı kadın yüzünden ve taşıdığı uyuşturucudan çorba tabağında bile bulunmuş..
Ama, asıl meşhur polis baskını öncesi, kediler, o villada ağaçlara asılır, idam edilir, kesilir ve kanları soğumadan içilerek yapılan ayınlerle de coşmuşmuş..

Şarkıcı, erotik yıldız, manken, balerin bu hanımın hayatında zaten pek bolmuş. Ancak daha dol karabakır dol dol şarkısı yeni okunurmuş…
Yıllar yıllar geçmiş, hala yolu yokuş değil değiş tokuşmuş..

İstanbul’un beş yıldızlı otellerinden birinde bir gece yangın alarmı coşmuş. Meğerse, evli adamın karısı oteli basıp henüz kanunlarda bu işler zina iken genel müdürü bile koşturup konuşturmuş.. Biricik prensesimiz otelden atılmış ama, koynundaki adam zaten dumanlı kafası ile boş boş bakar ve herdevre koşar olmuş..
Peki peki anladık da, hala alıncak yol çokmuş….

Gelelim masalın sadedine.
Dini imandan ettirenine ; Birkaç kabe ziyareti bile bu işe şaşar dururmuş..Ancak, Azra’nın galerisinin kapısında Azrail nöbet tutunca Yamak hesap sorar, durum mütalasını şöyle bir durudurmuş,

Gökden 3 elma düşmüş:
1. Bir buçuk yıl şahsi seyahat pasaportumu alıkoyan bu sultanın mihsab kılıklının teyzesi ile ozamanlar alakası varmıymış?
2. Soğuk nevalenin acaba kocasının taklid kitabının benle ne alakası varmış ?
3. Kuzeni neden benim bir akrabamın kızı ile evil olduğu halde bu ülkede bunlara cüret edermiş ?

Şimdi Azraili ve Cebraili benim cebimde soğuya dursun
Delikanlı olan gelsin bana birde ayna tutsun …

Gel beri gel ey sufi hiçi , belki karnındadır veledi zinanın hiçi ..

Belediye yamağı !

ALIŞIN VERİŞİN ! PARA PEŞİN ADI KIRMIZI MEŞİN !..

O da oldu! Beyaz geceler kutsal kitap Boğg’un emri ile yurdumuza bir geldi pir geldi ve pilatesden davlumbaz gibi gülümsetmeyi becerdi..
Çişantaşı, Bağdat Avenue ve Peachthinyeah’de o gün 50 milyon dolarlık alışın verişin becerildi ! Gecenin 12 sine dek, kredi kartlarında 3-5 taksitlik yer kalmış tüm transvestiyer kılıklı bir çok silikonlu güzel ile birlikde moda kurbanı olmuş ahmak bir güruhda figuran olarak rezil edildi ..

Ben medyanın yalancısıyım ; o gün en çok rağbet gören ürün ‘’İstanbul Fashion Night Out’’ adlı 25 tl lik tişörtlerdi.
Sadabad kılıklı medya, menekşe mendilim düşeye düşmüş, uzun eşşeğe yatmış arsız kredi kartı şirketleri aptalların cüzdanlarındaki veresiye emeği bir kez daha becermişdi ..

Aynı gün ben ise, 30 derecelik rutubetli bir İstanbul yazında Seda Sayan programı için Video kaydı yapmak üzere Show tv ekibi ile Bakırköy İncirli Halk pazarına giriyordum !
Madem Seda Sayan’a çıkacağım Madem Doğan Medya gurubunda ve diğer bazı ulusal medya kurumlarında bana ekran ya da gazeteleri yasak iken şimdi özgürlük verildi ; Eh, bu ülkede pazara girmek için Seda hanımdan daha uygun ünlü mü vardı? Zaten Hülya Avşar geçen sene Habertürk’de altyazı isteyince o gece ekranlar hepden en akıllı kadına dar gelmedi mi? . Bu durumda ben de Sayan ile Ortak Pazara bile girerim , bakalım eğlence kalırmıydı ?

Herneyse,
Seda Sayan’ın o gün tansiyonu düşünce gelemediği için dünya tatlısı bir ekip ile giriverdik alış verişin ta içine ..
Format yabancı pazar tanıdık , İlk günkü gibi Show’da Pazar Sürprizi kimlikler adeta satılık !

Onlar, zenginlerin ayrı, orta sınıfın kapalı, fakirlerin ise kapıdan bile giremediği mekanlarına beni içeri sokmak için ter ter tepindiği halde bende ipliklerini çıkarmak üzere Pazara giriverdim bile !

Çakma çanta, gözlük pabuç bir yana neyin orijinali yokdu ki aslında tezgahlarda.. İlk durak derici. Para meşin ama kredi kartıda sattırıyordu leşini alışmadan peşin ! 199 liralık montun aynısı Abdi İpekçi’de 700 e satışdaydı.. Bir sonraki durak çorapcı zaten çokdan ekrandaydı. , Tanesi bir teklik olunca ,benden başına çorap değil ama Seda Sayan yayınına beşibirlik, bir sayıda hediyem çantada oluverdi keklik !
Kışlık kapalı havuzlarında ve bodrum plajlarında giydikleri sosyetenin mayocusundan kıvrılıp, kemerciye varıyoruz, 5 tl ye defosu olan sarah dan parti malı kemeri şak diye kapıyoruz , Geçit altındaki ahşap oyuncakcıdan geçip yayageçidinin berisindeki elbise tezgahına demir atıyoruz . Çünkü orada benim Anadolu’dan tanıdığım pırıl pırıl bir genç delikanlı öğrenci kardeşimin de olduğu bir tezgah var . Kimileri’’hayat pahalı başbakan ucuzlatsın’’ diye ekrana sızmaya çalışırken kimleride hayat akıp giderken, prodüksiyon ekibinin kadraj nedeni ile kestiği yollardaki güçlü adeleli kollara da takılıyordu zaten..

Gürcan; Ata avisi gözlerini umutla yarınlara dikmiş haftanın beş günü sabah 4 de kalkıp ailesi ile pazar pazar gezen bir genç.. Aynı zamanda bir ünivesitemizde mühendis olmak üzere eğitmeye çalışıyor kendisini .. Kısacık söyleşide günde 20-30 tl kazanabildiğini, tüm aile çalıştıklarını anlatıveriyor gurur ile ..
Pazardan ayrılırken ülkem bir kez daha çırılçıplak gözlerimin önünde !
Eskiden Saraylardaki kadınlara elbiseler dikilirdi , sonra pazarlardaki kadınların yaptırdığı köşklere don bulumadı ..
Biliyorum ki o pazarcı genç, bir gün Sarayları , Köşkleri bırakıp bir Halkevi dikecek , Pazara kadar değil mezara kadar sevmek ve saymak zamanı gelince gürleyip esecek!
Pazar Yamağı

Surmanset..

Bir zamanlar Orhan Boran ve Yuki’den sınıf atlamış, Tarık Gürcan’ın davudi sesinde enginlere yelken açmışdım . Daha sonra gazeteci Ümit Deniz’in oğlunun Çallı tarafından yapılmış duralit üzeri yağlıboya tablosunun, Pürtelaş sokakda, köhne arabalı bir eskiciye 2 şişe ucuz şaraba satılışına hayret ederek bakakalmışdım . İşte bu yüzden bu hafta size güzide medyamızdan başka bir ibret hikayesi geliyor …

Kavanoz dipli dünyamız, kimine kavun kimine kelek; Bazılarına ise elbetde baklava börek davransa da, tencere dibin kara benimki senden kara da var nasılsa bu yaşamda.
Ancak lekeli melek olur mu ardında alaleten ve kaktırarak dolaşanlar oldukça?

Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar guya diplomat kızı çok bilmiş bir kızımız varmış . Hırs ve ihtarasın gözünü bürüdüğü, heryerde ve her daim nöbetçi olarak şan, şöhret, para ve güç ararmış. Kadıköy’lü zengin bir aileye gelin gittikden çok sonra foyası ortaya çıkmış. Ancak, apartopar çocuğu ile kapının önüne konulmuş olsa da, o soyadının bedeli geri alınmışmış. Hemde mahkeme kararı ile. Eee sonunda hiç darılılırılmıymış?.

Önceleri bir ulusal kanalın ikinci kanalında, gecekondu mahallelerinin kapısını çalıp, o garibanları stüdyoya alıp, cam odada havadan para döküp sadaka toplatarak başlamış malum medyamıza girmeden once..
Derken, bir gazeteye kapağı moda yazarı olarak attığında çokdan zengin eşinden ayrılmış olarak belirivermiş.
Hemen bir çengelini köşelerdekinden birine atıvermiş.

Tanışımın o yıllardan geldiği hanım, Ömer Hayyam’ı bilmediğini sergileyivermişdi defilelerimizden birinde.
Kimi zaman holiganlar için karanfiller bile sermişdi merkezlerde.. Yürü ya kulumun gelişi, güçlü eşinin kanserden ölmesine denk geldiyse bile sonrasında gizli asıl hikaye..

Basın Ekspres yolu henüz şaha kalkmışdır. Selde yağmacı denen halk , Çiller’in topuk sesleri başlığından çok sonra oraya taşıttırılmışdır.. İşte o yıllarda, ilk kez müstakbel eşi ile bir kokteyle gidecek bu kadın elbise derdine düşmüş ancak kalçasının yarısını açıkda bırakan elbiseyi deneyince beyninden vurulmuşa dönmüşdür..O gün, o aynadan, sırtı dönük vaziyetde kendisini süzdüğünde gözlerdeki ihtiras beni bile ürkütmüşdür. Yıllar sonra aldığı elbiseyi hiç giymediğini söylerken ‘’Neden aldınız?’’ dediğimde ‘’ Siz arkasından bakılacak kadınsınız elbisenin dekoltesine bakmamalısınız ‘’ dediğimi hatırlatmışdır..

Günümüzde o günlerden bu güne silicon, botox ve yağdokusu ile yüzsüz yüzü ay parçasına dönmüş olsa bile o gözlerdeki hırs kıskançlık ve heraset aynen dururmuş yerli yerinde..

Kimi zaman ılıman islamcı kadın yazarlar ile milyon dolarlık rüşvet çantaların gezdiği lüks evlerde, kimi zaman sosyete düğünlerinde adeta ger ger geriniricesine gezse de;
Biliniz ki; Hem laik, hem demokrat, hem entellektüel, hem yardımsever, hem bilgin, hemde Anakraliçedir kendince..

Ancak giridiği her kurumda kadın kadını parçalar teriminin en belirgin örneğini sergilese de, son manevra biraz dikkat çekdi bu günlerde…Vatanını seven , bakanını kerizleyen olur mu olur, yarınlarda elbet olan biten doğruyu bulur …
Şarkıcıdan gazeteci oluyorsa , eh gazetecinin soyundanda şarkıcı olacakdır gayretle işte gerçekdir bu okuyun ibret ile..

Kıssa dan hisseye gelince,
Eski patroniçenin mezecisinden insan peynir yeme derdine girerse; Gün olur devran döner , keser döner sap geçmişdeki bazı kayıtlı belgelere söver mi sizcede?

Terzi yamağı Barbaros Şansal

JAPON YAPIŞTIRICISI TAPON KARIŞTIRICISI !..

JAPON YAPIŞTIRICISI TAPON KARIŞTIRICISI !

Köşe köşe kapışarak, birazda yapışarak geçen hayatlarda yok değil hani şu güzü hala iğde medyamızın!

Bu haftaki konuğum herkesce malum şovlar şefi bir yazarımız,
Ama hala aklımızda kaldı Aslı sanki masal cinayet olayımız...

Bir güz akşamı, karayel, büyükşehirin seçkin konut sitelerinden birinin bloklarının aralarında kıvrak dans çalımları ile sinsice esmekdedir, Neruda dan hallice Yaşar Kemal den bereketlice , moda, spor, gezi, siyaset, yemek, medya yazarımız Abi ne ettin teselli ettin ise plazma azamnı ekranının karşısında rob de chambre ‘ı ile gezinmekdedir...

Orta blokların üst katlarından birinde, bir Japon diplomatın küçük oğlu olan 5-6 yaşlarındaki çocuk, daireye katılmamış demir parmaklıklı balkonda, yoldan geçen lüks otoların şaaşalı ledlerine doğru esnemekdedir..Az ilerideki rengarenk gökdelenler ihtişamları ile başdöndürmeye devam eder iken,
yer leş miş keşke’nin ( yerleşke) kılıklı sitenin az berisindeki alışın verişin merkezlerinde faaliyet hala devam etmekdedir...

Yıllar önceden beri şapkalısı ile kankalığı bitmemiş elitist yazarımız, her devrin adamı , peki, peki anladık şarkısını belkide Beyoğlu Belediyesine iletmekdedir...Eski patron belediye otobüsü altında kalmış, yeni patron boyun fularıyla tavlanmışdır..

Sessiz sitenin, sakin bloğunun bahçe katında, yeşil ve loş bir alan esen rüzgarın etkisi ile kara pelerinlerini bahçekatı dairenden sızan ışıklarında yardımıyla dans ettirmekdedir. Aradabir geceyi yırtan bekçi düdüğü sesi ve de otomatik garaj kepenklerinden başka ses ise pek hissedilememekdedir.

Bir çuval muhteviyatın tok bir sesle hızla toprağa çakılışışın sesini andırır bir sarsıntı ile irkilmişdim o akşam, O sitede , O blokda bir dairede! Meğerse Japonun altı,yazarın 2 kat üstü aynı cephede bir başka dairede imişim şans eseri o gün üstelik..

Kreşando tadındaki konuşmalar, açık balkon kapısının aralığından içeri sızdığında bir şeylerin ters gittiğini anlamışdım o gece, Bir kez daha hayat medyaya aynasını tutacakdı gözlerim önünne, sanki eski muhabbet tellalarının cebinden cıkan horozlu aynadanmışcasına..

Olan olmuş Japon çocuk bir anlık dikkatsizlik sonucu balkondan bahçeye düşmüşdür. 5 kat yüksekliden yere japonla yapışmışcasına bir yatayda duran çocuk hafif kıpırdamakdadır..
Çığlıklar yükselirken koşuşmalar artar, site güvenliği harekete geçer ve zengin mahallesinde hemen bir ambulans bile beliriverir...

Bahçe katının şeytan pelerini kılıklı perdeleri yavaşça kapanır , yerde yatan bedenin üzerinde bir gölge daha kaybolur, ve ardından dairedeki ışık da söner,

Kapıya cevap verilmemekdedir.. Merdiven bulunur, daire bahçesine sağlık görevlileri girer ancak çok geçdir,
Savcının gelişi ile olay adalete intikal eder. Benim konuk olduğum dairenin sahibi dahil olayı gören bir çok sağduyulu vicdanlı insan karakola ifade vermek üzere gider..

El insaf yazarımız bu olayları görmek istemez , gece gece kadife terliklerini çıkarmak zor gelir yalın ayak bile bilmediği hayata!
Bilmezki hayatta gelinebilecek en yüksek mertebe ayaklarınızın altında çiğnediğiniz toprakda kalan izi kadardır !

Japon’la tapon hikayesi ise adam olmayanın karaleke gibi zaten zaten alnındadır !

Lahmacun’s yamağı
Barbaros Şansal

Surmanset..

İnsanlar doğarken; adlarını, ailelerini, genetiklerini, isimlerini, cinsiyetlerini, dillerini seçemezler ! Nedense kamburları donanıma dönüştürmek yerine onları sivriltiklerini pek bilemezler. Oysa , işe yaramaz zannedilen çölün, deveye en kutsal armağamıdır o kambur . O kambur olmazsa çölde hayatda kalınır mı ki ?
İşte kamburu donanım yapmak yerine donanımı kamburlaştıranlarda var ahlakı alçaklık olan bazı medyalarda bir başka ülkede olsa da bu dünyada....

Bu kez küçük çocukların resimleri basmamaya özen gösteren gazetelere inat halkın çocuklarından şevhet arayanlar var kapımızda. Belediye otobüsü gazetelerinden biri daha bu aslında durum böyle olunca bende karar verdim bu duruma posta koymaya...işte size sabah sabah bir işbirlikçi hikayesi..

Bir tesadüf eseri bir ahbabımızın yazlığındaki garajda gördüklerim aslında bu hikayenin temeli...
Bir mühim yazarın ve bir başka mühim yazarın iki oğlu bir çorba pişirmişde haberimiz yokmuş meğerse! Elbetteki bu rakip görünen iki kafadar yazarın ortaklığı dayanmakdadır çoook eskilere ...

Kimi kerevizyon hayali ile milleti soymuş, kimide bir spor kulübümüzün reklam avantasında soyunmuşmuş o günlerde..
Allem etmişler kallem etmişler alem etmeden işe girişmişler ailelerinin fettansı destansı kurnazlık destekleri ile .. Sessiz sedasız kısa süreli bir faaliyet ise milyon dolarlık faturalara yetmiş de artmış bile ...
İt iti ısırmaz misali bakın nerelere dayanmış iş ?
Meğerse hayatları elemterefiş kem gözlere şişmiş !

Rüya ya bu, nasılsa gerçek değil , aslı astarı olsa çeğiz sandığından çıkan altınlar OY değil..

O gün mutevazi bahçedeki sempatik garaj kapısı dikkatimi çektiğinde ev sahibine gezip gezemeyeceğimi sormuşdum,

Malum garajlar ardiye gibidir. Her tür işe yaramaz zannedilen , gereksiz görülen ne hazineler keşfedilebilinir bu yerlerde.

Bu durumda dayanamayıp o eski faturalardan bir kaç nüsha araklamak düşerdi tabiki rüyamdaki ahlaklı erdeme...
Çünkü kurulan paravan şirket ile bir kaç ayda milyarlarca fatura kesildikden sonra şirket kapatılmış , ancak belge ve eşyalar yer olmadığı gerekçesi ile masum bir tanıdığın garajına yığılmışdı, Denize nazır konutlarda keyif süren herkesin emrine münazır köşegenler nedense bir depo tutacak cesareti askıya almışdı...

Bu durumda saklanması gereken eski faturalar da bu şekilde güvenlik altına alınmış sanılmışdı, Oysa; Hasta olacak kişinin ayağına doktor gelirmiş derlerdi ....

Gün gelir devran döner. Bu nüshalar skandaldan da beter.. Hangi spor klübüne ne kesilmiş, ucu alışın verişin merkezlerine dek değermiş ..

Kiminin anası kanserden kiminin babası amansız hastalıkdan ilahi adalete zaten boyun eğermiş..

Tarih yazılmaz okunur derler. Şimdiki zamanı doğru şekilde ve ileride anlaşılabilir şekilde kaydetmeyenler geleceklerini oluşturamazlar.
Bir gün gelecek bu nüshalar rüyalardan çıkıp elden ele gezecek .
Hangi otoyol çiçeklendirmelerin kimleri ne hale getirdiği,
hangi kadının çenesinin hangi kadın tarafından da kırıldığının bedeli elbet belirlenecek..

Bunlarınki benim anamsenin ananı genelevinde görmüş misali
Ederi kadar değil bedeli kadardır ederi !

Terzi Yamağı
Barbaros Şansal

CEVİZ DEĞİL ÇEĞİZ SANDIĞI , SANDIK’MI Kİ AHMAKLIKDIR KAMERA KAYDI ?..

DÜĞÜN DERNEK DERDİMİZ,
ASLINDA NE KADAR DA KERİZİZ;
BİR DE KEM KÜM EDERİZ
BELKİDE HEPİMİZ BİRER SÜMEYYEYİZ ..

DÜĞÜN OLDU HANIMLAR BEYLER,
BAZI EŞELENEN BELEŞLER HALKA LEŞ EDERLER.
SANMAYIN Kİ GİZLİ KALIR BU BEDELLER,
GÜNÜ GELİR O BERDEL DE DER BU ELLER..

Hayırlı oldu ,
Ne Ajda Pekkan ne de Seda Sayan gelmedi o gece kına yakmaya,,
Oysa Sezen Aksu keşke tesettüre girip çıkıverseydi yarüyamda da ortaya !

Kadın servis elemanlı, kadın aşçılı bol saçaklı bir düğün daha sessizce geçip gitti Contantinopolis’den..
Gavur Pazarındaki Tefrikası ise pazar gecesi Lütfü Kırdar ensesinden ..
Bakalım kaç simitçi altın getirmiş bu kez hoşa boşa bakanlara , o zaman bu yazı kapak olsun başı kapalı kıçı açıklara !

Düşünsenize,
Yediğin önünde yemediğin arkanda ;
Kapıda zırhlı korumalar, milyarderler akın akın kınaya akmakda. Çengelköy sırtlarında baştan aşağı dekore edilen bir düğün salonunda körler sağırlar bir birini ağırlamakda ama nerelerine kına yakdıkları hala büyük muamma..
Davetliler birer birer müthiş mücevherleri , Yahudi malı saten ipekli tesettür eşarpları ile kapıdan süzülerek içeri girmekde, Cep telefonları bile aman görüntü alınmasın, kızlarımız yayınlanmasın kaygısından birer birer toplanmakda
güvenliklerce .. Oysa yandaş kanallarda 10 yaşında kız çocuklarının ormanlarda tecavüzü avukat ve psikolog eşliğinde sayfa sayfa yayınlanmakda , stüdyo kapısında patlyan silahlar bile magazin kraliçesi akrepleri korkutmamakda hala ..
Boş verelim reklam arasını , halkın nasılsa ekmek arasıdır bu halkın ithal soğanı …

Sofralarda kuş sütü bile eksik olmayan gece başlar, ellere pudra ponpunlu kırmızı güller ile kınalar yakılır. Misk amber ve hacıyağı yerine alkollü parfümlerin kokuları başları değil mideleri bulandırmakdadır ..Gelin hanım önce çıkar, ilk elbisesi ile biraz salınır ,.. El sıkmak hoş geldin demek zuldur sadrazamın sol lastiği için o an. Ardından dedikodu kazanının çarkları hız almakdadır, Gelin hanım askısız sırt dekoltesi ile yeniden sahnede belirir. Altın kolyeler ve işli terlikler ile adeta Hint güzeli gibidir. Pakistana babasının altın bileziğini hediye eden muhteremlerin zatıyesinin hediyesi ise henüz bilinmemekdedir.
Gelin bir görünüp bir kaybolur. Üçüncü dekolte tuvaleti ile yeniden gelip ortalarda pir savrulur …
Açılıp saçılmıştır has bahçenin güllerinin yerine deve dikeni kılıklı kasımpatları.. Ama ahlak ve erdem görmemişdir bunların hayasız evlatlarının ar damarları !

Ter içinde uyanmışım bu kabusdan pazartesi sabahı..
Olur mu canım ? Böyle şeyler bu ülkede zaten sadece hep masal, Zaten bu şahıslar ve olaylar gerçek olamazlar,
Merhaba derken bu platformdan sizlere ;
Sanırım ki sanal olan bu kanal bazılarana bundan sonra adeta anal !

Dikkat İstanbul’dan yayındaki medya basur kılıklı soğan Lalesi kokuyor …

Terzi Yamağı
Barbaros Şansal

Birinciyiz ancak bir İnci yok artık !..

Nelere kadir şu coğrafya değil mi?
Kadir kıymet bilen ne halkız aslında !
Ne padişahlar, ne milli şefler gördü de hala adam olamadı nasılsa..Nice yaşamların hazin hikayeleri ise hala durmaksızın yazılmaya devam ediyor….

İnci ,
O bu ay, 2010 Kültür Başkenti’nin bir Ağustos Ramazanında, viranelik olan surlarda, bir vatandaş tarafından inanılmaz zor bir durumda bulundu ..
Çevreden geçenlerin ihbarı üzerine, kendisine birkaç eski tanıdığı ulaşdığında ise ortaya çok daha vahim yeni bir dram daha çıkıyordu..Ve de bu ülkeyi utanç duvarına yapıştırabilecek bir skandal ,tabi ki skandalda birinciyizdir . Bakınız: ulusal basının ilk sayfaları ve televizyonlarda gün içindeki yayın kuşakları !

Ama şimdi, İnci’nin, orijinal kopyaarı ve filmleri bende olan otel odasındaki vahşet görüntülerini bir bir kaldırıyorlar mecradan ..


Zonguldağın bağrından ışıklı hayallere kapılmış gelmiş bir yağız delikanlıydı bir zamanalar o da! Hayvanlara , çocuklara hatta ölülere ve hastalara tecavüzlerin çığ gibi patladığı günümüz Türkiye Cunhuriyeti’nde sıradan bir kurbandı ! Neyin mi kurbanı ? Anlayacaksınız birazdan…

Kırklı yaşlarına, bu kentin sokaklarinda travesti ( kadın kılığında bir erkek) olarak ancak ulaşabilmişdi İnci (38)… Harekatlar , ihtilaller, terrör, homofobik siyasal baskılar, sokak serserileri ve muhabbet tellalları hatta her çeşit uyuşturucu bile devirememişdi bu hayat direnci abidesini bu güne dek …

Yıllarca o kamyon senin bu arabanın arka koltuğu benim , o pansiyon bu pavyon akıp gitmişdi binlerce erkekle bu yaşam
O yıllara, ne nezaretler, ne baskınlar, ne dayaklar ve soygunlar da girmişdi elbet… Bize sadece yalanmış gibi görününen tüm olasılıklar da vardı diğer yanda ama.
O erkeklerdi onlar da . Bir farkları vardı diğer erkeklerden. Kardeşlerimiz, babalarımız, dedelerimiz, oğullarımız , torunlarımız, amca ve dayılarımızdı sadece onlar..
Ve hem kadın hem erkek rolleri ödendi yaşam boyu yasadışı, KDV olmadan biz bakıp geçerken mahallemizde …

Oysa , Aktivist Belgin Çelik , bu konuda onurla mücadele eden Pozitif Yaşam Derneğinden. Nejat Ünlü ayrıca Kaos GL üzerinden iktidara dürtebilen Erkan Altay Alçan gibi aklı selim sağduyulu vatandaşlarda de vardı elbet ….

İnci,
Telaş içinde toplanabilen az buçuk bir nakit para ile, apartopar Beyoğlundaki geceliği 20 tl lik bir bekar oteline alınabildi .. .

Tüm çabalara rağmen ne Şişli Etfal ne de Taksim ilk yardım bu vatandaşı önceleri etmedi,
Bas bas bağırıp 18 yaş altı herekese sağlık bedava diyen çığırtkanlar hemen kanunu sümen altı etmişdi.
Meğerse acile gelen her vaka özel ya da devlet hastahanesi ayırmaksızın ve soru sorulmaksızın tedavi hakkına sahipdi..
Oysa duyuma gore Devletli’lerimizin yayınladığı genelge SGK sı olmayn hiç bir hasta hastahanelere kabul eilmemesi yönünde idi,
Aksi davranışlar personel maaşından kesilebilirdi!!!

Bacağındaki kemiğe ilişmiş cerahatli derin yaranın ızdırabını ancak uyuşturucu ile durdurabilmiş , dili şişmiş , cildi kurumuş ve kocaman gözlerinin feri artık gözkırpmakda olan İnci..

Olayın internetden duyulması üzerine Sağlık Bakanlığı harekete geçti ve İnci şu an Göztepe Sosyal Sigortalar’da.

BEDROOM TİVİ , BODRUM HİCİVİ Mİ ?..

Bazı akşamlar yemek sonrası, elimde muhtelif kumandalar atlayıp, zıplayıp zaplarken takılıveriyor gözüm işvelere elbetde. Bazen öğlen yemeği, bazen de geç kahvaltı saatlerini de ekle !

Evet, vatana millete hayırlı olsun ki Medar-ı İntizar medya bir kez daha güney sahillerinden yayında .

Tabi oradan koca bulma programı yapmak pek mümkün olmasa da , ( malum tatil ve sex) bazı sabah programlarında eski bir katılımcıyı da, Sn Şen’in yanına koyunca ‘’herşey için , bir içimliğim’’’i epeyce komik kılabiliyor..
Bas afyonu , sat zayıflama ilacını, kimyasalı, faizi bakalım ey mecra !

Ancak bu kadarla da kalmıyor absürtlükler .
Yememekteyiz, Yeteneksizin tekisiniz, Top satar kaka turca, vs ler aynı tas aynı hamam devam erezyona uğrasa da !
Zaten ana haberlar baba reklamlar yan yana ...

Car car politik propaganda ise heryerden cancan’lı yayında ..

Bazı akşamlar düşünürüm gerçekden .
Neden, bizim ulusal yayınahlakımız bozuk diye !
O zaplamalar beni belgesel kanallarından haber platformlarına , oradan da açık oturumlara ya da sert söyleşilere alabiliyorsa ..

Bir doğa kanalında hayatın sosyal yanının aynası, bir uydu alıcısında ise felsefenin yaması bulunabiliniyor ekranlada şükür ki hala ! Dünya düşünüyo,r üretiyor, izletiyor oysa..

Bilmem kaçıncı kez vuruluşu izlettirilen cep telefonlu Aşk-ı Mevzu’lara rakip i-phone’lulardan geliyor, Ama en güzeli bence, millet aslında ekranlarla dalga geçiyor , Herkes köri üyesi, herkes şeker , bal , kraliçe ve kral...

Devlet televizyonumuz zaten out let. Yap işlet devret’ lere kalanlar ise ağırlaşmış kokuşmuş bir et..
Özel kanalların bazı özel kolları hariç nerede ise genel sermayede elbet...

Yine bazı geceler sabaha karşı kumandalar elimden kayar .
Nasılsa ekran kendini otomatik olarak izlenmezse 30 saniyede kapar. Olur ya , bir gün kafamın tası atar , Yamak ekranlarda olur belki konuşmadan car car ...

Lütfen televizyon izlemeyin siz kanalınızı seçin ki kanalizasyonun akıbetine uğramayınız. Aslında herkese göre ,macera, tartışma, biyografi, gerilim, belgesel hatta erotizm bile var.. Parasını ödediğin kadar ..

Okuyun yazın o yüzden ki sağduyunuz açılsın , Sol kulak zarı patlakdı Deniz Akkaya’nın...

Hep derim ya : ‘’ Bakmayın görün, duymayın anlayın, koklamayın nefes alın, dokunmayın hissedin ve yemeyin lzzet alın ... Aynen eski ahidin 5 melseği gibi .. Aynen günümüzdeki Türk ekranlarının suratınaza 5 kardeş çakdığı ahmaklık tokadı gibi ...

Köşegenler köşelerinde birbirini yazadursun. Ben tatile kaçar gerisi hala size akıla sıkılan kurşun.
Biraz daha izle kalmaayacak kuruşun...

Terzi yamağı
Barbaros Şansal

Bir Istanbul Masali..

O sabah , kadiköy iskelesinin erken cumhuriyet dönemi tonozlarının altından süzülüp sağdan yalayan güneşin ilk ışıkları ile karaköy vapuruna binmek üzere idim, oysa her sabah şaşkın bakkaldan bindiğim tramway, hal binası civarlarında beni silkeler ve tüm kolej öğrencilerinin de yer aldığı şehir hatları vapuruna iletirdi,, 1. Ve 2. Mevkilerin arasındaki demir parmaklıkların pek kapalı olduğunu hatırlamasamda dağların ardından Burhan pazarlama muhakkak demli çayın yanı başında üçbeş kelime kelam etmeden pek geçmezdi, birkaç bankalar caddesi kambiyo şefi müdürü ise lüks mevkideki rahat koltuklarında yeni Harman sigaralarından içerdi,bayanlarda ise gelincik ya da yenibahar ☺

işte o yıllarda, sigara kutusunun o karton çekmecelerinde saklı kalmış hayallerime aramayı düşledim İstanbulu bu gün !Aynı yolu 40 yıl sonra yapmak üzere Kadiköydeki akrabalrımdan birinde konaklamayı şart ettim ..

Sokak köpeklerinin sessiz ıslıkları yerine , o sabah ağır bir beton kamyonu ile uyandım, 40 yıl önceki komşu bahçesindeki ahşap köşkün önündeki sokak lambası yokdu odayı aydınlatan , gün erken ağarsa da hala güneş vurmamışdı yıllar önceki pencereye, hafifce tülü araladığımda once demir parmaklıklar karşıladı beni bu günkü güne ! güvenlik koşulları sivri sinekleri bile yasaklamışdı belli ki bu günlerde…. Koca gökdeleni bir kenara bırakıp sökülen o armut ağacının yerine dikilmiş altuni mazı bile pis pis sırıtmakdaydı nafile!

Cadde boyu kadiköye taksi ile ilerlerken her sokak başına konmuş trafik ışıkları led pisliği ile gözüme çarnaçar ültimatomlar yağdırıyordu.Göze batan tek o değildi elebtte, polyesterden kitap şeklinde banklar , granit kaldırımlar , reklam panoları , mağazalar mağazalar mağazalar , ne dodanlı kalmışdı ne sümerbank , ne dede kuruyemişçisi ne de atlantik sineması ,,üstelik yıllarca çekirdek eşliğinde filmler seyrettiğimiz çiçek sinaması yerine birde cami dikilmişdi çınaraltına ! ama heryerde ne dile ait olduğu belli olmayan markalar bas bas bağırmakda baksanıza …

Kadiköeye vardığımda bambaşka bir keşmekeş beklemekde idi beni, 250 gram kıyma aldığım yalçındağ kasabı bile yerli yerinde dursada köprülerin altından çok suların akdığı besbelliydi !

Minibüsler otobüsler insanlar ve kaymakamlık kenarına sıkışmış mink park bile çığlık çığlığa !

Aynı iskele ilinti gibi orda dursa da önündeki prefabrike ilavesiyle göze parmak sokarcasına yıkılmakda ayakda..

yüzer iskeleden jetonla vapura biniyorum omuzlarım düşük.. üniformalı bir güvenlik görevlisi şaşırtıyor beni ,,
açıkda durmak yasak sigara içmek yasak yassak !
Denizcilik Bankası çokdan ibonun nağmalreinde ido !
Sınıf farkı kalmamış belli ki devreye girmiş kimbilir hangi homo ! cumhurbaşkanlığı kadınında frak olmuş yoyo.ama sınıfa da gerek kalmamış zaten yok üstü başı temiz yıkanmış evlerindeki deterjan olsa omo !

Başımda biraz daha iniyor öne şaşkın bakışlarından ahalinin, beyaz önlüklü çaycının yolunu gözlemekdeyim ama simit atmakda yasak artık martılara da,

Vapurun kıçında tarihi yarımadaya yol alırken istanbulun avrupa yakasının göğsüne saplanmış sahte emperyalizmin imparatorluk kuleleri fışkırıyor silüetten , gözlerimi kapıyorum ağlamamak için hicabetten …

Köpüren pervane suları sanki sürekli beni çağrıyor
Kendimi bırakmak geçiyor aklımdan marmaranın kollarına bir kez daha ama ölümsüz aşkla kavuşup ayrılmamacasına

Birkaç pervane darbesini hissetmiyorum bile karanlık ve soğukdan , canhıraş bir hamle ile yukarı atıyor akıntı son kez beni, gözümün önünde can çekişen istanbulumun silüeti
Ağlamak istiyorum
Ama gözlerim artık yok ki !