Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

30 Aralık 2010 Perşembe

Hayde Mahallebi Oğlanı, Biraz da Yumurtanın Yordamı, Birde Muhallebiden Memleketi Soyanı; Peki Ya Var mı Bunun Benden Başka Soranı ?

Hayde Mahallebi Oğlanı, Biraz da Yumurtanın Yordamı,

Birde Muhallebiden Memleketi Soyanı;

Peki Ya Var mı Bunun Benden Başka Soranı ?

İstiklal caddesindeyiz,
İstikbal henüz yaylı yatak olmamış uyum adına kilerler boşalmamış...
80’li yıllar şiddetini hala vatandaşın sırtına kambur olarak yüklemekte.
Bu arada T.C. 780 milyar dolarlık borç enkazı altına girmemekde...
70 cente muhtaç bir günden bol yıldızlı apoletlerde hüküm sürmekde...
01 den sonra sokağa çıkma yasağı ise hala var.

O gece, yapışkan çamurlu ve sahte parketaşı desenli caddeden, çakır keyif bir durumda meydana doğru akmaktayım...
Kimi köşede kararmış vitrinlerin dibine çökmüş ayyaşlar veya nameli turlar atan birkaç travesti kentin dekoru olarak göze sıra dışı çarpmaktalar.
En saklı gri gölgelerde ise torbacılar polis gözetiminde uyuşturucu pazarlamaktalar. Çisil çisil yağan yağmur ufak darbelerini yanaklarıma dokundurmakda. Fransız Konsolosluğu önünde çek yapısı tüfekler ile askerler durmakta... Sert ayazın gücü göz pınarlarıma birkaç damla üşüme yaşını da istemdışı oturtmakta...

Işıltılı tekfen ampullü çakma saray avizesini çoktan kapatmış muhallebicinin içerisindeki loş floresana takılmamadan geçilmiyor... Yağ bağlamış camların ardında lağım faresi boyundaki canlıların fingirdediği börekçi vitrinin önündeki bodrum ızgarasının üzreinde üç beş sokak çocuğu birbirine sokulmuş ısınmaya ve uyumaya çalışmakta...

Henüz İstanbul defterdarı olmamış bir zatın silüeti ise, birkaç gün önce babaannem ile yemek yediğim o mekanın içerisinde sanki hala sahanda yumurta ile tıkınmakda...

Parkadan bozma kabanı ile babasını Cinderesi’nden tanıdığım bıçkın delikanlı beni görmezden gelip yönünü değiştirierek Büyükparmakkapıya dalıyor... Oysa kendisi alışın verişin merkezlerinde valet servis değil Sıraselvilerdeki marjinal kulüplerde o yıllarda ototpark görevlisi olarak hafızamda zaten yer almakta...

Yıllar yılları, durumlar kurumları kovaladıktan sonra yeniden aynı coğrafyadayım. Bu kez kafam çakır değil ancak gönlümde dalga geçen ritim dol karabakır İstiklal’de bir kez daha hayatın tozunu attırmaktayım. Atı alan Üsküdar’ı geçip havuzlu villaya yerleşmiş. İpe un serene iğne batmış, ipliği pazara çıkmış, unu eleyip eleyip duvara astığında ise oğlu postarize pastorize siyasetten yararlanıp Bandırma ve Balıkesir arasındaki arsaların tamamını meğerse çoktan kapmış...

Mahallevi muhalaebici dünyalığını yapmış,
Bu arada Tüpçü sarayları şuursuzca hüplemiş.
Alışın -Verişin Merkezi diye bir perefabrikeye daha temel atmış...
Bıçkın delikanlıya gelince:
O’nun zaten anası malum zatmış. Meğerse avradında da korumalar korumasız yaklaşırmış...
EŞ, MEŞ, KEŞ DERKEN BAŞKANLIKLAR ARTIK KEŞMEKEŞ BİR LEŞMİŞ.

Muhallebi yememiş ama ilim yaymada takunya kemirmiş velet artık zenginmiş,
Mahallevi itin kursağı eğrisi ise şimdi siyonistin köpeğiymiş.
Beyaz Ev, Beyaz Saray olmuş,
Simitçi ise köşede altın bulmuş.
Düğün Sarayı gecekondudan doğmuş, alkolü yasaklamış durmuş.
Aslında Belediye Sarayları bütçeleri lop lop yutmuş.

Sırada Adalet Sarayı var
Bu ülkede utanılacak en son radde bence bu kadar !
Varsın Yapsınlar, Yaysın satsınlar, Yapsın da satsınlar...
Cürümden Saray yapıp çimentoya ekmek bansınlar.
Balıkesir Bandırma boşver gerisine daldırma ,
Gün gelir devran döner keserin sapı olacakları bu günden beller...

Barbaros Şansal

23 Aralık 2010 Perşembe

KİMİ DER: ANA DİLİ, OYSA ASLI BABA DİLİ.. BENİMKİSİ İSE EKMEK ARASI DİLLİ Mİ?

Bir milleti illet etmenin yolu dilini tamamen yok etmekten geçer.

Bu kez kendimi tekrar olsa da, 2 yıldır yazdığım,söylediğim ve anlattığım gerçekler belki bir anlam ifade eder.

‘’ Düşündüğün dilde seviş ; Düşmanının dilinde savaş ‘’

Elbetde bazılarınca ve karınca kararınca sansürcü zihniyetlerin makasının darbesini yer.
Sev ve sav yapılır; tanıtımlardan ve ifadelerimden kesilerek atılan ‘’AŞ ‘’ ve ‘’ İŞ ‘’ e şaşırarak naılır ve ağzı kıçı açıkda kalınır.
İşte bu yüzden insan denen hayvan iki delikli bir silindir olarak anılır.
Bazen ağzından laf yerine ne çıkacak diye bakılırken aslında ardından laf yerine ne çıktığına şaşırılır...

Başbakan aniden Frankofon olur...
‘’savunmaya’’ Rasmuusen (!) misali ‘’ defans’’ der.
Oysa yurda hasta ve fakir gelmiştir milli futbolcu ‘’lefter’’

Sonra çekirdek aile yapısına sıra gelir...
Nasıl çiftleşileceğini sabah vaazında sunan Star tv hatipi Sn,.Hatipoğlu; bu sefer çıtayı bir kez daha yukarı çeker ve ‘’tartışma’’ya ‘’argüman’’ der...
Aslında her hayır dan doğacakdır bir başka şer. Cuma hutbesinde cinsel organların nasıl yıkanacağını anlatan metinleri diyanet belirler!

Sırada ekonomi vardır. Artık kültür bütçeleri yapay mantardır.
Mezbahada defile, Haliç’de ise üniversite bilmem ki ne hanesidir?
Uzmanlar Hiçtinyeah‘den canlı yayında ''gösterge''ye ''indikatör'' der, bu durumda bu iş, burda bana da bir olanak sunar ey Hanımlar ve Beyler !!

-CE VE –CA:
Türkçe, İbranice, Arapca, hatta Amerikanca;
Oysa depremde kimbilir ne kaldı su altında Sapanca’da?
İngilizce, Kürtce, Almanca, Fransızca;
Halbuki ar namus değil aruz bile kalmadı cürüm yüzünden Çukurca’da...
Nasıl bakmalı peki kale alınası Çankaya’ya ?

-CI VE –Cİ:
Siyaesetçi, Kerhaneci, Lağamcı, Bozacı;
şimdi hepsinin şıracı sıralı şahitleri tesettürlü Modacı.
Politikacı, Arzuhalci, Güvenlikçi, Temizlikçi
Aslında yumurta rafadan değil Menemen de ki meymenetsizdendi.
Hedefleri belli ki; masum ve idealist öğrenci...

-IMSI VE –IMTRAK:
Liboşu olur mu olur ‘’Laikimsi Liberalimtrak’’,
Sabıkalı gazeteci köşe ise ihaleden naifimsi kadınımtrak.
Kimi ahmağımsı ermenimtrak,
Kiminin ise karısı bulmuş bir müstahdem, artık evlilikler nerede trak orada bırak...

-İST VE –İZM:
Faşist Siyonizm, Komünist İslamizm, Evangelist Pesimizm.

Meclis-i Mebusan da hepsine gerek sanırım birer Maskülist Feminizm...

-ER VE - ÖR:
Proleter olmuş ki ne olmuş her elde al bayrak paçavradan polyester,
Naylon eşarplı çoraplı karıları olan finiküler erler ise iktidarı dardan biraz da avantadan avatardan ihale bekler,
Moderatörün yeni trendi vibratör heyhat kalmadı ki üretici fabrikatör...

Ne yapmalı, ne yazmalı ki nasıl dili kaale almalı?

Dil yarası zor geçer.
Keskin dil küpüne zarar derler.
Sivri dil deler geçerse eğer.
Yamak’dan çatallı dil çıtayı bakın nasıl yukarı çeker!

Yabancı, ya da ana, hatta baba dilinde değil, kendi dilimde es de semir.
Yoksa adama, ''Ananı al git len'' diyenler anasını satmakla itham edilir.
Babayı gösterip de el altından dili sömürenler ise gün gelir ipliği pazarda gezdirilir...

Dil izidir canlıları hem genetik hem fiziksel hem kültürel belirleyen kayıtsız şatrsız hemde.
O zaman onların analayacağı dilden ‘digince’den eğitim isterim bende ☺
Nasılsa mentaliteleri kınadıklarından da beterdir. Eşşeğe altın semer vursan eşşek yine eşşekdir...

Önerilen digince aslında gerçek bir dil değil, ama esperanto’ya esparanza eder nazire !

PS: Alıktırmayın, maydonozları boyalı fönlü saçlı puri balamozları ey Lübinyalar! .Nasılsa budlar budu denyo meclislerinde nakintadan birer madi smilyalar,
Gacıları olmasaydı trışkadan kevaşe, mıncalarından naşlatılırmıydı cıvır mantilerle yasadışı koliler üstelik ceplerde çornavskyhemde madi berde !!!
Zamilyalara naş, Göz üstünde var derler bunlar adları olunca faraş kaş...



Barbaros ŞANSAL

15 Aralık 2010 Çarşamba

ÖDENECEK BEDEL VAR ! Haydi beyler size de hayirlı Bayramlar !

İlk kez dünyada ve Türkiye Cumhuriyeti’nde benden duyulacak bu konu bazılarinı rahatsız edecek olsa da, günü gelince durum açıkca ortaya dökülecekdir nasılsa!

Konun ne alaksı var demeyin bakın nasıl aile şirketleri ile sömürülüyormuş meğerse Magna Carta kisvesi ile bu dünya !

İşte ve ihalede her köşeyi köşegen olarak tutumuş çok değerli bazı köşe yazarlarımz da, bakalım nasıl ötecekler o gün bas bas paraları Leyla’ya misali kendi sütunlarında?

Büyük bir ihtimal ile, Oprah Winfre’ in tanıtacağı ve henüz yazılmakda olan bir belgeselden kimsenin haberi yok … Nedense bizim ülkemizdeki haberler hep cinselllik , cinayet, hırsızlık , koca bulma, yemek yeme vs vs üzerine ama artık karnımız bu savsatalara gerçekden tok ..

Adana’da döner bıçaklı kavga, Tarsus’da otoyolda canpazarı ve patlayan silikonlar… Günde 30 tane perakende haber adına medyamızda servis edilir hala, Oysa, oh ne ala Mualla çokdan tarih oldu moda dünyasında..

Yakında tüm milletlerin tartışacağı bu eser, aslında İranlı bir işkadının kaleminden dökülecek. Kaleminden meni damlayan ahlak zabıtalarına inat yeri göğü inletecek ..

Amcandan çocuk yapma klavuzu,, ensestinin dine uydurulma kurgusu gibi ahlaksızlıkların nasıl İran’da yasallaşarak Türkiye Cumhuriyeti’nin dibine dinamit konduğu gözler önüne serilecek..

Nerden mi biliyorum ?
Çünü bir ülkenin kaderini, o ülkenin en meşhur kuaförlerinde vesikalık resim alarak belgelemek mümkün. Ama en güçlü terzilerinin boy aynasında ise, o güçlü zannedilen adamların boş boğaz karılarının karın yağlarını kapatmaya çalıştığı ve avanta elbise peşinde koştuğu prova odasında ise kaydetmek hem kolay hem de düzgün…
İşte bende bu İran’lı hanımı bu aynalar vasıtası ile tanıdığıma artık değilim pek üzgün..Şimdi bilgim var ancak söyeleyem erkenden ki olmasın bazıları süzgün…

Dubai’den Marbella’ya, Gstaad,dan Londra’ya hatta İstanbul’dan Urumiye’ye uzanan uzun yılların hikayesi geliyor … Öyle ki, keklik çukurovada avlanıp soğan düz ovada terletiliyor.. Damatların yüzbinlerce dolarlık ipek halıları uçup, Amerika’daki abilere bile uçanhalı olarak servis edilebiliniyor…İpliği pazara çıkmak üzere olan mecra ununu eleğip duvara astığı eleğini tef ve def olarak yeniden eline almaya çalışıyor..

5 kopek aile ve 25 çöpçü balık kılıklı maaile bu ülkede yakında ipe un sermeye ise sanki meğil veriyor.. Dünyanın binde beşi lop lop yutarken, kalanı nedense hep yanlış kıblelere secd ettiriliyor..

Önce İngilize daha sonra da Türkçe yayınlanacak bu esere hazır olmalı mı, yoksa hazıra konmalı mı bilinmez ama nice güçlü o adamlar; kendileri dikemedikleri için dikişlerini diktirtmek üzere karılarını terzilerine yollayıp, sonra da, o terziyi arayıp : ‘’ Ellerine sağlık çok güzel dikmişsin ‘’ dekilerine millet işin aslını anlayıp kıs kıs gülmeye hazırlanıyor.. Aile arası evlilikler ile içeride kalan servetlerin özürlü bebeleri ise artık pek miras yedi olamayacak gibi darlanıyor..

Bu durumda bayramlık ağzıma biber yerine Monsanto’nun güçlü salçasını sunan delikanlılar kaçacak delik arar gibi szılanıyor..

Hatasız kul olmazmış ama hayasız kurbanlıklar ile ibadet hivabet ile hitabete dönüştürülürken , bir kez daha yamak kol geziyor …

FARKINDA MIYIZ ? YOKSA İŞİN FARKLILIĞINDA MIYIZ?..

İnsanlar doğarken adlarını, dillerini, dinlerini, cinslerini ailelerini ve isimlerini ve de tabi ki genetiklerini maalesef seçemiyor, ömür boyu bunu değiştirmeye çalışınca da rezil olup devşiriliveriyor.. Oysa işin diğer yanından bakınca bambaşka bir tablo günümüzde tokat gibi göze çarpıyor…

Geçen yıl, Hülya Avşar Show’da ‘’Kamburlarınızı donanım yapın! ‘’ dediğimde, hanımefendi, aylık binlerce lira olan kazancının etkisinden olsa gerek; stüdyodaki kameramana dönüp ‘’ Buyrun bakalım. Biri bana bunu açıklasın , Kameraman arkadaşım sen söyle . Ne demek şimdi bu ? Barbaros beyin dedikleri için alt yazı alalım lütfen !’’ demiş ,Sonra tv eleştirmenleri ‘Konuğu soruyor, Hülya Avşar dinliyor’ yazarak dalga geçmiş idi .. Günümüzde ise zaten Hülya Avşar ve Gülben Ergen entellektüelizmi alman yazar Geothe ‘ye denkleşdi..Yani ortalık artık leş gibi …

Bu kez şaşkınlığınızı bir kenara bırakın ve ben Terzi Yamağı Barbaros Şansal’ın dünya görüşüne göz atarak hayata bir başka açıdan bakmaya başlayın ki ‘’Fark yaratın’’

Yaftalar ve korkular olmadan , önyargısız ve infazsız bir yaşama ‘’Hürriyetailem.com’’ ile kol açın ki sevgi, saygı ve güven üçgenine oturtulmuş bir sabit duruşu sıçrama tahtası yapabilelim..

Hiç işe yaramaz zannedilen, kum çölündeki kambur zannetdiğimiz devenin hörgücü karşımıza en kutsal sliah olarak çıkacağını bilerek korkulardan kurtulalım..
Çünkü George Mac Donald’a göre korku en büyük düşmandır. Korkuları silah olarak kullanır ve en tehlikeli düşmana dönüşür. İnsanlığn ortak korkusu yokdur , Doğuşdan da gelmez korku . Sonradan kazanılır ve harcanması zordur . Mesela Sciofobi gibi ☺ (Gölgelerden Korkmak)…

Bir milleti imha etmenin yolu dilini imha etmekle başlar derler , Zat-ı muhteremler savunmaya defans der ise, ekonomi uzmanları göstergeyi indikatör diye söyler ise,
dini alimler tartışmayı argüman olarak seslendirir ise de bu durumda ben neden ‘’Azimle defekasyon, mermerde perforasyon’ ‘demeyeceğim ki ?

Sonra sıra çekirdek aile yapısına gelir ki, jüri üyesi transeksüellere bakire raporu düzeriz.

Sonra sıra kültüre gelir , enginar şenginara dönüşür, hopçu topçu, popçu türer ama BOP’çu gizlenir..

Sonradan olunmaz ise öyşe doğulur zaten, Tercihler ve Yönelimler yönetimlerce ellenmediği müddetçe donanımdır beşeriyete..

Bu yüzden bundan böyle sık sık sizlerle buralarda buluşacağız .. Sanal kanalı analiz edip kanalizasyona düşmeden hayatı yazacağız . Çünkü sözü süzmenin manası yok nasılsa özünde damıtılamıyor o yüzden süzünce daha da lezzetli damlıyor..

9 Aralık 2010 Perşembe

KARI TAVLAMANIN SONU TRİLYONLUK BOŞANMA TAV’IN 10. YILINDA KALKIŞ, KALMIŞ 10.SIRADA KALKMAYA VALLA !

Gecenin kabusuna dönüşen, divitin çizgili pijamalı ve atlet giymiş başbakan ile el ele yerdiğimiz halvetli döşeğimizdeki muhabbetimizin ardından sabaha karşı adeta zifaf gecesi sonunda şeytan bağlamış bir vaziyetde rüyamdan uyanıyorum,

Ununu eleyip duvara asmış ipe un seren tavırlıların rüyamda son derece munis, davetkar ve ihtiras dolu sureti guya bir tv kameramanının bodrum katındaki rurtubetli evin camının önünde cereyan etmiş. Günümüzde, omlet olsa ancak siyasilerin üzüm kırmızısı boyalı kafasına yetmeyecek pastorize yumurta zaten postarize politikalarına halt etmiş.

Çamlıca sırtlarından doğan güneş ters ışıktan dolayı, kara görünen bulutlara ulaşmadan kor rengi ışığını geçici bir sure için duvarıma vurmuş bile..
Çapaklı gözlerimi ovuşturup , akşamdan traşladığım nasırımın acısına aldırmadan doğruluyorum. Kocaman, kırılmaz bavula son bir göz atıp, hızla duşa dalıp, sinekkaydıyı yarına bırakıp hemen giyinip asansörü çağırıyorum..
Kentin daha keşmekeşe dönmemiş sahil yolundan Atatürk Havalimanı ‘na doğru yol almak üzere geç kalmamak için yardımcımla arabaya atlıyorum..

Yolculuk Afrikanın kuzeyi .Özel bir ziyaret sebeb i düzeyi…
Samatya civarlarını henüz geçmişken Toki,Tobb ve hadi sende kop misali her yere yeni yeni iliştirilmiş ya da reklam panosu dikilmiş çakma Dubai binaları görüntüleri bir kez daha rahatsız ediyor mahmurluğumu..
Malumunuz Jeep li VİP arabaları, çakaralmaz kılıklı led ışıklı otoların eşliğinde bir bir gelmekteler tercihli yoldan. Kimbilir ? Belki iş takibine ya da malum işleri işbilici ile bitirmeye ….

Uçuş kartımı alıp, Özal’ın takunyalarına TOKİ için peşkeş çekilmiş yurtdışına çıkış kelle harcını ödeyip , sanki kaçakçı ya da teröristmişiz gibi suratı sorunlu gümrük memurlarının da süzmesinden geçip hemen gümrüklü alana ulaşıyorum. Tım tıs ,dım tık; D&R gazinosundan hava limanının içine oynak bir göbek havası süzülüyor… Raflara dizili mastürbatif dergilerin tamamının kapağı ise E5 otoyolunda gece çalışan transseksüel kılıkli birbirinin benzeri bir çok kadın pazara konmuş.. Aklıma moda ikonları geliyor . Biricik Suden Paker umreye gidiyor..Yerli malı fıstıkçı, lokumcu dışında tek bir milli markanın olmadığı kapalı çarşı konseptli alanı geçip 308 nolu kapıya yöneliyorum…

Alan personeli ve yer ekibinin nezaketinin sebebini çok geçmeden ‘’Yemekteyiz’’ programına bağlı olduğunu anlıyorum, ‘’ ay barbunyanız harika, muhallebinin tarifini alabilirmiyim ..

Heygidi şehri Ulan Batur!
Mevhibe inönü , Toto Karaca, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Behiye Aksoy, Gönül Akkor’dan tut da , Özal , Yılmaz, Çiller, Erbakan, Yazıcı elbiselerini bu ülkeye sunmuşun 45 yıldır olmamış , şimdi meğerse şöhretin yolu zeytinyağlı dolmaymış…

Anons üzerine önce otobüse oradan da apron üzerinden Kahire uçağına binmek üzere uçağıma ulaşıyourm.. Yerlerimize yerleştikden sonar her tür güvenlik bilgisi bize sayısal ekranlar aracılığı ile anlatılıyor..
Motor çalıştırıyor ve pistbaşı yapmak üzere geri geri titreyerek park yerinden ayrılıp taxi yapmaya başlıyoruz…

Gözüm camdan dışarı dalmış, öğleye giri vuran bulanık günışığının altındaki etrafa göz atıyorum. Süleyman Demirel ‘in açılışını yaptığı mekan da dahil olmak üzere terminal binaları çokdan gözden ırakda..
Cat 3-4 ise üzeri kepçeler kamyonlar ile harıl harıl çalışmakta..
Henüz hangarların önüne geliyoruz ki uçağın artık yol almadığını görüyorum ., Ve olağan hale gelen bu ahmaklığa içimden okkalı bir küfür gönderiyorum ..
Deve kervanına bile yetmeyecek çevre ve iniş kalkış düzenlenmelerinin muhlis ve müsrif kahramanlarını anıp zaten kurban niyetine deve kesen hicive pek şaşmıyorum…

Aklıma birden aynı binada komşum olan bir avukata gelen hanımın beni görünce merdivenlerden koşarak nasıl kaçıp saklandığı geliyor .. Sosyal payalaşıma isim vermeden yazdığımda tüm günlük müstakil siyasi gezetelerin nasılda sayfalarına taşıdıkları hatırlanıyor.. Eee, Tezek kokan alanlar birilerini harmanlarken asıl temelli çoktan atılanlar nadasda yatıyor..Hemde epey ortak dostumuzun olduğu ve nice yıllardır büyükelçilikler vasıtası ile ne tarz çıkar ilişkilerini kurduğunu bildiğim halde ..

Derken pilot beyin anonsu geliveriyor transistörlü hurda radyo kıvamındaki hoperlörlerden

‘’KALKIŞDA 10. SIRADA OLDUĞUMUZDAN ……….. 1 SAAT 15 DAKİKA ’’

Şaha kalkışta bazılarının iddasına gore bu ülke nasılsa.
Ama ha bire havaalanı inşa eden zihniyet nedense iniş kalkış apronunun tamirat inşaatında müteaahid şöförünün arabasıyla formula 1 denemesi yaptırtmakta …

Bakın 10 yılında bugün Tav..
Kimbilir etrafından şer sokan kötü herifler yeniden nelere tav ?
Ama yolcu olmuş nasılsa kalkmaya 10 kala keklik gibi bir av..
Alan razı, alan vergisi veren zaten kazı kazan kazığı …
Şimdi ele almalı bam teliyle dalga geçmek için Aşık Veysel sazını.
Nasılsa rüyamda boş boş bakanın tasviriydi zebani halindeki azmanı..
Demk ki buna sebep olan aklı selim beylere de iyi uçuşlar demek hakkım var
Ister kendilerine ister karılarına artık gönül rahatlığı ile güle oyanaya kullansınlar….

Uç uç böceğim annen sana peçe takunya alacak ,
Kıçı açık sermaye yakında kıçına teneke bağlayacak ….

7 Aralık 2010 Salı

mısır mı kısır mı..

Eskiden (1. 12 Eylül) vergiler yol, su yerine elektrik ve cop olarak dönerdi size , değişim ise (2. 12 Eylül) o cobu armağan etmiş meğerse öğrenci karnındaki hamile bebeğe bile...Hadsizliğin kara lekesi ...

Mısır mı, kısır mı? Yoksa Tüp bebek meselesi bir başka nasır mı ?

Yapalım elbet .
Emir etsinler, 3 değil 5 tane,hatta 5 de yetmez 7 tane yapalım.
Yedi kocalı Hürmüz’e sanırım pek erkek kalmadı, işi tüple idare edip sonra top kek kılıklı engelli geleceğimize ağlamayalım…

Birkaç yıl önceydi. Bitişik binadaki büyük şirket kiraladığı mağazayı bırakıp henüz oradan ayrılmıştı. Kiralık levhası asıldıktan bir kaç gün sonra levhanın orada olmadığını, yerine dev bir reklam etiketi yapıştırıldığını fark ettim .
Nerede ise hayır kurumu olarak çalışan anne ve çocuk sağlığı merkezini andıran bir de şefkat dolu logosu vardı..
Kocaman afişte ise :‘’Tüp Bebek Merkezi’’ ..

Adeta, lüks bir havalimanı görüntüsündeki modern ve davetkar cephe biter bitmez servise açıldı ve çok geçmeden iş hanının üstkatlarında da aynı tarz dekorasyonun perdeleri belirmeye başladı . Perdesiz pencere, kiralık ya da satılık ev demekti hani ya, ama bu kez satılan yasadışı ahlaksızlıktı o tüllerin ardında belli ki birşeyler saklanmakdaydı…

Ünlü bir özel hastahanede görevli bir ve bay bir bayan hekim kurmuştu bu akıllı zihniyeti çakal olan tezgah şirketini..Çok geçmeden, giden gelen nüfusunun anlaşıldı ki, hepsi tesettürlü şahsiyetleri.. Demek ki neymiş emir ile değil, doğa zaten el verirmiş canı, eğer varsa ahlaklının doğacak bebeğini..

Zaten ülkemizdeki tüp bebek merkezlerinin nerede ise tamamı yasalara aykırı inşa edilmiş ve ruhsst verilmişmiş.. Vakıf Gureba ya da Zeynep Kamil hatta Sülaymaniye doğum evinin modası geçmişmiş. Şimdilerde ise pahalı bir butik misali, anlaşılmaz latince adlı afişi ve kredi kartına taksitle ödeme imkanlı artık hepsinin ticarethaneleri imiş…Genel sermaye tüplerini bağlatmışlar ile zaten günümüzde bir yandan da kerhane işletmekteymiş..

Sadede gelelim.
Merakımı celbetti bir de ben araştırayım dedim..
Meğerse eksi 140 derecede dondurulmuş sperm yada yumurtaların embriyoların gizeminde neler varmış neler . İnek döller gibi bizim insan koyun olur meler…
% 17 sinde sizofreni, %66 sında kalıtımsal hastalık iddaları..
%80 eksiklik ise erkeklik sperminden kaynaklı, bu durumda donor (bağışçı) menşeyi dosyalarda saklı . Hapishanelerden elde edilen sperm miktarı genelin % 50 sini çokdan aşdı. Zaten millet gelecekde açtı…

İnsanoğlu engellisini üreten ve doğduğunda yaşatan tek canlı .. Doğal seleksiyonun mükemmeliyetine hep karşı . Çünki aklındaki tek servet alışın verişin çarşılarında saklı …

Sadede devam edelim ,
Kaçak hastahane döllemeye gizli gizli devam ediyor . Üst katalara açılmış hasta odaları tesbit durumunda 6 aylık cenine bile kürtaj uyagulayıp kamu çöpüne atmayı gayet iyi beceriyor . Tıbbi atık altında ise sadece yurtdışından ithal tıbbi techizat ve malzeme atığı bulunuyor…( aksini iddaa edene noter onaylı fotograflar sunulur ! ) Ama sağlık bakanlığı ve belediyte ile bunlar belli ki bir şekilde andlaşma ve paylaşma yolu bulunarak toplatılıyor..

Sababade de gelelim,
Malum suni dölleme merkezinin arka sokağa bakan cephelerine dev komprosörler yerleştirilmiş…Sokak sakinlerinde uyku haram …
Kent içinde 90 desibeli geçmiyecek ses sınırı, komprosörler ile zaten kara kent gecelerini haram aman aman edermiş ..
Şikayetçi oluyoruz.. Çevre ve orman bakanlığı gelip ölçüm yapıyor.. 120 desibel sese hemen uyarı yazılıyor..
Bir kaç gün sonar iki patron al el usül bir pastahaneden aldıkları vakum naylunlu çikulata ile damlıyorlar özür dilemeye.. Hemen tedbir alacaklarını ses yalıtımı yapacaklarını onaylayıp ayrılıyorlar sahte bir gülümseme ile…

Bakkal brandası kılıklı kırmızı körüklü bir güneşlik yerleştiriliyor bir kaç güne kompresör canavarlarının üzerine.. Ses azalacağına, bir de pvc naylonun titreşimi ile artmış nedense.. Geceyi bekliyor ve aynı ekibi tekrar arıyoruz..
Bu kez gelen ekip, care yok binanın elektriğini kesmek zorunda kalıyor..

Hamile öğrencinin karnındaki bebeği coplayan zihniyete inat bizde milyonlarca embriyoyu omlet yapıyoruz böylece . Ve zannımca SGK ya daha fazla doğacak engelli yükü koymuyoruz o gece …

Karanlığa düşmek yada düşürülmek değil ki asıl mesele, onu akıl ışığı ile aydınlatmakdır kurtuluşun anahtarı en çaresiz anda bile !

5 Aralık 2010 Pazar

MONİTÖRÜN YATAK ODASI ! VİBRATÖRÜN FABRIKASI OLURSA...

MONİTÖRÜN YATAK ODASI !
VİBRATÖRÜN FABRIKASI OLURSA...

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yaşadığı dönemde, sinematografinin önemini defalarca dile getirmiş ve 20. yüzyılı bu silahın şekillendireceğini hep belirtmiş idi..Zaten sanata siyasetden daha da çok önem vermesi bilge kimliğinin en belirgin resmiydi...

2006 yılında, Habertürk, henüz ‘’N’aber RTÜK’’ (‘’Nasılsınız Rize Trabzon Üzümleri Kurusu ?anlamında’’ ) olmadan önce, merhum Ufuk Güldemir dönemimde, Melih Meriç desteği ile yapmış olduğum TOP’LU İĞNE adındaki ilk tv belgeselimde, Ata’nın bu sözünün ne denli önemli bir teşhis olduğunu bir kez daha anlamışdım..Çünkü İsviçre ARTE kanalı menşeyli Atatürk belgeselini kanalda bulamamış ve maalesef İHA ‘dan araklamşdım... Daha sonra 2008 de Sky Türk’deki Ç’ENGELLİ İĞNE adlı ikinci Denememde ise, yine aynı belgeseli o kanalda da bulamamış ve kendi arşivimden çıkarmışdım.
Hatırlayanlar biliriler. Yurdumuzun ilk kırmızı noktası içinde +12 ibaresit bulunan doğaçlama hazılanmış yapıtları idi bu programlar..
Zaten hemen ardından ekranlara +7, +13 ve +18 gibi bir sürü ibare kondurdular,:
Oysa Türk Hava Yollarında 13. Sırayı unuttular.
Ve eskimiş Film yıldızları ve Futbol ile havada hepimizi konforları ile uyuttular..
Yani, eninde sonunda adları Türk ama gerisi üfürük işlere şaşıp kalıveriyor bu durumda insan..Bol teşvik vaat etseler de ,Angut muyuz yoksa Angus’mu almıyor bazen dimam ...

Konuyla başlığın ne alaksı var diyecelksiniz değil mi ?
Var , hemde nasıl var .. Azzzz sonra , hemen reklamların ardından....

1905 de modanın yazılı resmi tarihi Doucet ve Worth adlı iki terzinin marka ve model tescili ile başlatmasından sonra yani 19. Yüzyıl sonunda artık opera, bale ve tiyatro imparatorluklarını sanayii devrimi ile hareketli resimlere (Sinema) kaptırıyordu..
Görsel yanıltmaların önü sonsuza dek hayal gücü ile açılıyor ve çok daha fazla kütleleri kandırmaya silah olamak üzere Avrupa’dan artık Emperyalizmin kalesine, yani Amerika’ya geçiyordu.. Fransız kadınının yüksek dikişi ve İngiliz Erkeğinin zarif elbiseleri artık Los Angeles Ve New york gölgesinde ayakda durmakda zorlanıyordu..Oysa imgenin simgeye dönüşmesi için önce dilin var olması gerektiği ve bunun ürününün, ilk başta edebiyat olması gerektiği nedense unutturuluyordu..

Devrinin şarkıcısı, oyuncusu, dansçısı ise o yılların aynı zmanda cinsellik ve magazin konusununda da epey malzeme oluyordu..
Bu yüzden sahne sanatlarının dönemindeki Josephine Baker adlı Fransız ajanın Cumhuriyetimizin 50. yılında AKM de platin Chycas ile ödüllendirilişi hep ilgimi çekmişdir..

Derken 60’lar ve 70’ler gelir.
Etekeler kısalırken , etiketler tüm dünyada enflasyonla uzar ve nihayet TELEVİZYON devreye girer. Artık başkanların sevgilisi Marilyn Monroe ‘ler yokdur . Zaten Bily Wilder’ın Sunset Bulvarı’ndaki Norma Desmond’u izlemişçesine; Cahide Sonku , elinde ispirto şişesi lle Kazancı yokuşunda ölü bulunmuşdur..

Perdesi ipe çekilmiş sahnelerin ardındaki kulislerdeki kıpraşmalar ve kırıştırmalar , sinema setlerindeki klikker ( motor diyen ve kayıt bilgilerini bölümbaşlarında belirleyen siyah beyaz tabla )devamlılıklarına artık pek bulamaz hale sokulmuşdur .. Direkler arası tarih olmuş, Tepebaşı Sahnesi yanmış ve Cumhuriyet gazinosunda imamın karısı Sevtap Çetin kale mini eteği ile bayan bacak Serpil Örümcer’e rakip olarak sahne aldırılmışdır ....

Ve sonunda Televizyon gelir.. Önce Bihter’in (Müjde Ar) gazozu ekranlara düşmeden ve eşi rahmetli Samim Değer ölmeden önce, Ustam Yıldırım Mayruk beyefendiin diktiği şifon elbise, Kilyos sahillerinde Fuar kolanyaları ile ıslanmaya ve ortalığı ıslatmaya başlar . Ardından erotizm rüzgarı Ali Poyrazoğlu, Aydemir Akbaş, Figen Han ve Feri Cansel’li filimler ile artık yatağa uzanmaya başlar ... İşsiz kalan Yıldızlar sahnelere dökülsede kendilerini toparlayamaz , Figüranlar kahvesindeki sümürülmüş emek ise bacakları kesik olarak artık İstiklal’de işporta ile hayatını kazanmakdadır. Oysa o devrin apımcı ve bazı yönetmenleri çokdan yalılarını alamış hatta ahlaklı yatırımları ve hayatları ile herkesie kendilerini örnek aldırmışdır Ve sonunda internetin gelişi ile Beyazcam’da kendini yanı ahlaksızlığın içinde bulmasının nedenini; tüm yaratıcılığının hala ereksiyonda olduğunu zanneden ahmaklığından soyutlayamaz ...

Canlı yayınlarda savaşlar arsızca çikulata ve sucuk tıkınılarak izlenerek kanıksattırlır.. o Arada beyaz eşya ,inşaat, faiz, ve lüks tüketim bir güzel halklara kaktırılır..
Haberler: cinayet, tecavüz, hırsızlık ve ahlaksızlık ile taçlandırırlır..
Magna Carta ise 800 yıl sonra hala sorgulanır.
Mekke , Kudüs ve Vatikan kutsal üçgeni artık mutlak iktidardadır..
Hamurabi’nin hamuru sonunda hamursuz çıkar ..
Yarma şeftali değil kesme Gül artık suçludur..
Yarmagül’ün ise suçu yokdur..
Zaten Bursa şeftalisi de artık yokdur...
Bu yüzden 45 yılda makas , iğne , iplik , bilgi, yatırım, ve istihdam ve de projje ile anlatamadıklarımı bir televizyon şovundaki, üzümlü Barbunya Ve Su muhallebisi ile nasılda dikkat çektirildiğime yanarım ..Bana yasak koymuş, koymakda olan ve koyacakların bu yüzden aklına hep şaşarım !!
Çünkü bu saatden sonra secd edeceğim tek kıble ereksiyon halindeki bir ahlaklı zekadır . Zaten =O’da Tabiat Ana’dır..

Gelelim artık şu işin sonuna ve oluruna :
Bu yazıyı klavyeden ekrana, oradan da bilgisayarımın hafızasına sizlere yollanmak üzere 11 000 metrede döktüğüm ve içinde bulunduğum Çek hava yollarına ait ‘’ Uçurgaç’’ iniş takımlarını açacak ve ben Prag ‘da birkaç gün bırakacak ..
Bu yolculukdan aklımda kalan en güzel anı belkide bu makale olacak, ancak;
Elbetde kendime göre doğru olan sonucu aklıma kazır iken size mecburan sadece icivini sızdıracak.. çünkü bataryam bitmek üzere ☺
Zaten hep bu yüzden ( Pil yetmeme durumu )
Monitörün yatak odası reklamların vibratörü olmuşdur..
Oysa ‘’Şeffaf gecelik yalnız kalbi arıyor.. break break’’ bir bir çıkış telsiz günlerinin yerini çokdan sosyal paylaşım siteleri doldurmuşdur...
Artık fabrika çıkış ayarları zor bulunur ..

Son 200 yılın kısa özeti basitçe budur .
Lütfen şarjlı pil bulundur ☺
Çünkü bu gidişle sonun zaten hakkın değil helanın deliğinin yoludur ...

Kasım 2010 Avrupa semaları

MODİFİYE EDİLMİŞ ÜTÜ, SÖZÜN OLUR MU ÖZÜ ?

MODİFİYE EDİLMİŞ ÜTÜ, SÖZÜN OLUR MU ÖZÜ ?

Okumakta olduğunuz bu yazı aslında iki kere yazılmış ama hiç sansürlenmemiş olup, okuyanlar varacakları kanıdan kendilerini şimdiden sorumlu tutmayı onaylar ! Anlaştık mı ?

Efendim, bu kez nasıl kafa ütülemeden çocuk dürülür onu ele aldım . Ancak bazı şeyleri aklım almadı, O yüzden ortaya bir fikir sepeti atamaya karar vedim ve kararı size bırakıyorum...

Bozkırdayım .
Bozayıların, hamamda kocakarılarının nasıl bayıldığına şahit olmaktayım .. Türk çocuklarının, Ankara’da gözlemlediğim kadarı ile nasıl kanırtıldığına ise şaşıp, kalıp sabunu gibi olmaktayım..

Dev Yıldırım Mayruk Retrospektifi, 10. Yıl yerleştirmesi için Ankamall’da, el ( seyahat) ütüsü aramaktayım. Her markada 30 çeşit fön makinası, 50 çeşit elektrikli süpürge, 100 çeşit fritöz var.. Ancak minik bir seyahat ütüsü sanırım el altından yasadışı getirilmek zorunda. Kat kat, dükkan dükkan dolanıp yalvarmaktan yalpa vurmaktayım.. Hazineden hazneli sermaye, hala kredi kartına taksitle cebini doldurup ülkeyi makine ve elektrikli ev aleti çöplüğüne döndürmeye ise alanen yoğunlaşmakta..Zaten eğitimsiz satış elemanlarına aldırmamakta ve gazamın müberak olması için yalın kılıç yürüyenmerdivenlere tırmanmaktayım..

Ne alaka demeyin sakın ? O arada, karnında veledi, elinde ite ite market sepeti , etrafında ise iki tane azgın yezidi ile , adeta mayın gibi gezinen insanlardan zor sakınmakdayım ..

Evet, ama 0-5 yaşa gurubunu eğitemeyen malum aile yapısına el atanlara sanırım ki hak verip, bu davranış ve eğitim karmaşasından dolayı mutluluk çubuğunu bazılarına da sunmakta sakınca bulmamaktayım..

Nasıl çocuk yetiştirmektir bu ?
Neden Türk’ler artık evlatlarının ( ki çoğu, henüz nekahatini bile bilmediğimz tüp bebeklerini draje sanarak, everfesan hayatlarındaki fesat akılları ile; üstelik canavarlarını kristal çocuk zannederek, dumura uğratmak için her türlü şımarıklık, küstahlık ve hadsizliği erdem sayarlar ?

Kısaca, benim babam senin babanı döver zihniyetli veletler neden canhıraş çığlıklı, arsız ailenin sessizliğine inat sesleri ile her yerde insanların canını sıkarlar ?

Neden 10 yaşındaki oğlan anası ile hamama gider ?
Neden 9 yaşındaki oğlanın teharatını umumi helada hala anası siler ?

Uyarmak mı ? Küçük prens değil, herbiri el ütüsü yerine buharlı pres oluşturuluverir de yanarsınız alim allah!

Lokantada oturmaz , çatal kaşık tutamaz bir nesil yetiştiriyoruz ...

Oysa İngilizler’de faktör anne ve baba değil, anneanne ve babaanne ! yani nineler ve dedelerin , gelenek ve göreneklerine ananeler de eklenip sosyal kurallar henüz küçükken işlenir..
İki bucuk yaşındaki bir prenses, aslında mama sandalyesinde kendi kendine sessizce çatal kaşıkla beslenebilir...

Araplar’da baba yok gibidir. Sadece o devletli kılıcının manevi gücü hissedilir.. Yağları ellerinden akıta akıta yeseler de aile sofrası hala biryerlerde el eledir...
8- 10 yaşından önce erkek ve kız evlatlar eğtimlerinden ayrılmazlar...

Afrika’da bile çocuk çocukdur . Fakirliği bile gururunda olsa da yaratıcılığını ve hiyerarşik yapıyı korur..
Bizde ise çişi gelmiş olan çocuk değil inanın boğazı da ağzı da artık bozuktur. Lütfen çocuklarımızın çocukluklarını çalmayalım . Lütfen onlara kocaman bozkır ayıları gibi bir duruma sokup yanlış yol aldırmayalım.. Eğitim aile içinde tamamlanır bunu asla akıldan çıkarmayalım : derim ya , yoksa benim annem senin anneni genelevinde görmüş bir vıcık yaşamın kıyısından gelecek nesilleri uçurumlara yuvarlayacağız...

MA AİLE AİLE DE HADİSE VAR ! KİME GELİR BU İŞİN LEZZETİ DAR…

MA AİLE AİLE DE HADİSE VAR !
KİME GELİR BU İŞİN LEZZETİ DAR…

Hala, teyze, dayı hatta kuzen, biraz enişte, yanında bacanak, sonra da amca ve yeğen. Hadi basalım mı çamaşıra ortada yok iken evimizde lastik bir yuvarlak leğen ?

Ahmet , Osman, Hakan, Ayşe, Elif, Sevgi…
Oysa Dede Kortut zamanı isimler başka yolla karektere ve dileklere göre verilirdi..

Asker, memur, polis, zabıta, müdür.. Her meslekde elbet vardır tercihi saklı olasada özeli paldır küldüre gümbür gümbür..

Simitçi , siyasetçi, odacı, bozacı. Dürüyenin yada Aliyenin dediği ile tedavi olurmuydu Ankara’nın içoğlanı..

Sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin; Doğar doğmaz, vatandaşlarına pembe ve mavi nüfus kağıdı vererek nüfuz yarattığı inancı ile bu kez başka bir çeçeğin hüzününü anlatacağım size ..

Yani yok sayılan , zülüm gören ama en büyük yıldızlarının Bülent Ersoy Ve Zeki Müren olduğu bu ülkede hem de !

Önce doğar doğmaz oğlanlarımızın pipisi açıkda bir resmini alırız bir makineden , Eeee! Görmemişin oğlu olmuş, tutmuş çükünü koparmış mealinden..Ama çok azımızın vardır albümlerinde kukusu oratada bir kız bebek resmi . Hem de 3 çocuk doğurmuş bazı kadınların hayatlarında vajinalarını bile görmemiş hatta hiç orgazm yaşamamış olmaları gerçeği yer etmiş iken dilimizde ..

Önce lüle lüle saçlara toka ve kurdele oğlanlara , en fırfırlı entariler ve pembe yanaklara mıncık mıncık agu gu gu lu öpücükler herkesçe hem de bolca..Emekleme bittiğinde indir kucakdan ver eline hemen bir kamyon ve tabanca . Oysa yedi renkli yanar dönerler ile yatıyordu daha düne kadar yatağında..
Kızların eline tabiki bir emperyalist bebek. Barbie ya da Cindy.. Neredeydi Türkan İldeniz ‘in Taşra Kızının Deliceleri adlı şiiri..
Dahası da var elbet çocuklar ders çalışmaya ya da yatıya gidince arkadaşlarına; hemcinsi olması kaydıyla ancak izin sağlanır onlara..Önce öp yavrum, aşkın kim soruları nasıl bulsun genç nesil bu duruma doğruları?

Ya sonra ?
Ergenlik gelir çatar ve insanın kıt aklı ve beklenti çarkları doğal seleksiyona karşı kalkan olmaya kalkar..
Aynı rahimden üst üste doğan aynı cins insanın birinin muhakkak eşcinsel olacağı gerçeği nasılsa gözden kaçar ..

Oysa dışlamak , kışkışlamak yerine anlamak lazımdır o süreci. Çünkü sonradan olunmaz öyle doğulur sözü büyüleyici.. Hele de, insanların %10u eşcinsel ve %10 u heteroseksüel olunca , ne yaptığını bilmeyen %80 mi belirler süreci ?
Aseksüel, biseksüel, homoseksüel, heteroseksüel, metroseksüel, siberseksüel say say bitmiyor . Eşcinsel, düzcinsel, eğricinsel din iman dinlemiyor..Alfabenin her haline insanoğlu gerçekden bir başka pozisyon belirliyor..Peki bu durumda dünyanın en zeki 10 adamını da içine alan yumuşak ge li durum neden içimize sinmiyor ?

Yaz yamak yaz, kimbiliri kimin damağında tad!
Bu gidişle bu ülkede ;Elinde karısının makyaj aynasıyla etek tıraşı olan aile babalarının nersinde soda şişesi bulunacak !