Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

2 Ekim 2012 Salı

MUTFAKTA YANGIN MI VAR

Hayata biraz ara versek... Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş ama pencerenin artık tutacağı bile yokmuş. Halk pazarının kalabalığına karıştığımda yıllar öncesinin semt pazarlarında olmadığımı anlamak, benim için o gün hiç de zor olmadı. Artık sırtında sepet küfeli hamallar yerine, etrafta tekerlekli çek çek çantalı dolananlar vardı. Sicim file kaybolmuş her yeri ince ve kötü naylon poşetler sarmıştı. Ahşap sırıklara bağlanmış brandaların yerini ise, tır örtüsü kılıklı plastik tenteler ve alüminyum profiler almıştı. Bakliyatın çuvallardaki rengarenk görüntüsü grileştikçe, vakumlu paketlerde gdo'lu ama ne idüğü belirsiz tahıllar serilmişti her yere. Yol ortası maydonuzcu ve sandık limoncu tezgahları kaybolurken, lotocu piyangocu ile millet ve yönümü bulmaya çalışırken, eski neşe ve debdebenin yerine sanki bir sessizlik sunulmuştu? Ne kalıp sabun vardı ne arap sabunu ne de civar bostanların dereotu ve rokaları, turplar bile kan kırmızı rengini pembeleştirmiş havuçlar tek tipleştirilmiş hatta dereotu bile sanırım ki kaderine terkedilmişti, taze nanenin ısırganın demetinde, seçmecenin kesmecenin sesi kaybolmuş tahsilat önlüğü bile yamasından zor kurtulmuş üstüne üstlük pos makinası bile kendine her yerde tezgah bulmuştu. Pazen, pike, basma, etamin ve tülbent top top kumaşlar yerine polyester seri sonu merdiven altından sokulmuş ama ikizlere takke diye bağıran adamlar da kaybolmuştu, ne düğmeci vardı ne de masuracı, sinek raketinin yerine bile kounmuştu kokusuz aerosol böcek ilacı... Peynir kokusunun yerine açık parfüm losyonu, yufkacının yerine ise her yer derin dondurucu reyonu... İlerledikçe içlere boşluğu hissettim içimde kaybolmuş geçmişten her seferinde, ekaliyet okulundan bir grup çocuk, eğitim gezisi niyetine birazda az buz emekli ve memur çoğunlukta gezinir gerisi zaten çakma sosyeteden hikaye. Biraz ileride, her markanın çakma çantası onun yanında rengarenk mutfak ve çamaşır kovaları, ne oyuncakçı var ne de yüncü, sanırım yerine gelmiş belki de üfürükçü. Üstü boyalı, uçan balonları aradı gözüm ve tahta sallanan, içi saman dolu at oyuncağındaydı oysa hep gözüm... Gün devirken boynunu birkaç kişi topluyordu, ezik, çürük, atılmış sebze-meyve topluluğunu, gazeteden kese kağıdı yok ama emaye ve çelik tencere tava çok, bu durumda tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş sanma, nihaleye koyacak aşın bile artık supermarket rafında... Penceren bile plastik boşuna fırın eldiveni ve tutacak arama… Bu haliyle bile güzel, onu da siliyorlar tarihten, zaten istenen her şey tüzele özel. Tencere dibin kara, seninki benden kara, akıl fikir olmuş para. Ne olurdu akıp giden ve zamanı bile rezil eden şu sahte hayata versek biraz ara…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder