Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

12 Ocak 2012 Perşembe

KATİBİN SETRESİ Mİ?

Yazıcının şerbetlisi mi?
Yine bir Marmara Denizi sabahı ve yine bir başka umuda yolculuktayız… Atı alan Üsküdar'ı geçmiş, biz hâlâ katibim şarkısındayız...

Henüz aydınlanan bir başka günün daha ışıklarında yavruağzı şafak, denizin üzerinde sessizce maviye dönüşüyor. Yolcu, üst salonda yavaş yavaş yerini almakta. Ben ise, çoktan koltuğuma oturmuş klavyemde yeni ufuklara şuursuzca göz atmaktayım. Bu kez Uludağ Üniversitesi'ndeki büyük etkinliğim için Bursa yollarındayım…

Komşu koltukların sahte suretli suratsız gazeteleri elimde olmadan dikkatimi çekiyor. Paydaşı, yoldaşı, yandaşı nasılsa vatandaşın yüzlerini mastürbatif ön ve arka kapakları ile el ele verip örtmüş, pis pis suratıma sırıtıyor. 500 dolarlık eski fahişe mankenin yeni yıl hayali televizyon programı yapmak olmuş, bilmemne müftüsü Noel babaya savaş açmış, zamazingo meclise dalmış gibisinden bir ton aspragas...

Dikkatimi toplamaya çalışırken diğer yanda adı değişmiş ama içi aynılaşmış TV kanalı en garip otosansür yayınına devam ediyor. Çünkü onlar, o marka araba satmadıklarından diğer marka için başörtülü sürücü imajı bozuyormuş palavrası ile kendine yine rant arıyor. Dokunsalı olmayan bir kez daha sorunsal yaratmaya dur demiyor. Ergenekon destanı ekranlarda ama Oğuz destanı es geçiliyor. "Burası acaba benim ülkem mi?" demekten kendimi alamıyorum. Çünkü burası adeta 3. Selim’in oğlunun sünnet düğününün filmi gibi. Hani şu 2010 Avrupa kültür başkenti için 12 milyon dolar ödenekle çekilen ve kimsenin farkına bile varmadığı çakma "kahpe bizans" misali...

Kent arkamızda uzaklaşırken tarihî yarımadayı leşe çeviren prefabrike kılıklı 3 gökdelenden gözlerimi kaçırmaya çalışırken Kadıköy yakasındaki ender yeşil alanlardan biri olan kamu malı meteoroloji arsasına peşkeş çekilmiş 4 gökdelenin iğrenç silüeti midemi bulandırıyor. Sanırım bana yine garip bir şeyler oluyor...

Düşünüyorum... Neden?
Yoksa boşa mı medet umulur duble yolu medeniyet, anıt mezar binayı ise ebediyet sanan cinayetten...

Oysa daha dün bir başka bakan daha, domuz eti yiyen...

Etnik kökeni farklı olan, eşcinsel ve de terörist diye tanımlayarak her tür vatandaşı yine hedef gösteriyor. Bir başkası zaten köhne beyninde başka kavramları hastalık olarak tanımlamaktan da utanmıyor. Sanırım öküzün trene baktığı gibi bakıp bakıp bakakalıyoruz.

Sevinebiliriz...

Çağdaşlık adı altında gericilik, inanç adı altında dinsizlik bir kez daha emperyalistler tarafından Anadolu ailesine servis ediliyor ama bir farkla: Alt güverte kapısındaki küçücük kızın kucağındaki yavru köpek sepetinde olduğu halde gözyaşları içinde yasak olduğu gerekçesi ile kafese konması, aksi takdirde arabaya kilitlenmesi gerektiği yönündeki tartışmaya kimse kulak asmadan... Ah şu memeliler sınıfından, homosapiens denen ve kendini insan olarak tanımlayan, evreni bilmeyen zavallı aciz hayvan...

Üzülebiliriz...
Hayvanlara tecavüzde ve çocuk pornosunda dünya 2.'si, eğitimde Uganda'nın gerisi, cari açık bilmem ki kimlerin eseri zaten emekli, işçi, memur, öğrenci, öğretmen köle edilesi ama çok yaşa padişahım lafının rezil-i rüsva abidesi eseri...

150 kilometrelik füze menzili yetmez, 2500 kilometre olmalı medeniyet denen tenzilatın bedeli...
3. Selim’in oğlu yeniden 12 milyon dolara sünnet olmuştu ya... "Canı da acımıştır mutlaka"yı da düşünmeli...

Bence katibe değil onun setresi uzun yazıcıya soralım, içimiz çamur olmuş, dışımızı bari temiz tutalım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder