Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

24 Ağustos 2012 Cuma

SİVRİ DİLLİ, YUMUŞAK KALPLİ BİR BARBIE: BARBAROS ŞANSAL

Sosyal medyadaki sivri diline tezat bir kişiliği var aslında. Naif, samimi ve bir o kadar da sevgi dolu. Çoğu şeye de muhalif muhalif olmasına ama dinlediğinizde haklı gerekçeleri var . Elbette herkes gibi, seveni de var hiç hoşlanmayanı da… Esas olan şu ki gördüklerinden duyduklarından ötesine, sadece kendi duyularına güvenen bir terzi yamağı olmanın mutluluğu içerisinde yaşıyor. Kendisini uzunca bir süre yanlış tanıtan medyaya ise tepkisini sanırım cümleleriyle ortaya koyuyor. Öylesine akıcı ve dolu içerikli ifadeler kullanıyor ki bana sadece yorumsuzca röportajımızı yayınlamak kalıyor.

IŞIL EVRİM AKGÜN



Seninle ilgili çok şey yazılıyor, çiziliyor… Biraz da kendinden dinleyelim, nasıl birisin?

Ben kendimi nasıl anlatayım? Bu çok zor bir şey… Sabahları aynaya baktığında kendinden korkan, bugün yine ne haltlar karıştıracaksın diyen biriyim. Aslında naif, insanları, hayvanları, taşı toprağı seven, tabiat anaya aşık kendisi gibi bir adamım! Farklı görünüyorum belki, çünkü yıllarca medyadan çok çektim, hep ‘’nöbetçi agresif’’ gibi gösterildim. Mesleğimin içindeki ve gösterilmeleri nedeniyle bana da bu yakıştırıldı. Ama öyle olmadığı hele şükürki anlaşıldı. Görüp duyduğumuz her şey yalan! Keşke kör ve sağır olsak… Kokladığımız, dokunduğumuz ve tattığımız her şey ise gerçek ve unutmuyoruz. İşte ben de 5 duyusuyla yaşamaya çalışan başkalarının söylediklerini önemsemeyen biriyim. Kendi doğrularım ve çizgimde ilerliyorum.



YILDIRIM MAYRUK’UN SÖZLERİ KANUNDUR!

Peki Barbaros, kimseden akıl almıyor mu? Yok mu fikrine önem verdiği birileri?

Tek kişi var o da Yıldırım Mayruk, o ne derse benim için kanundur! Önsezileri çok güçlüdür, söyledikleri mutlaka çıkar. Zaten Türkiye’de sözleri önemsenecek dikkate alınacak pek kişi de olduğu söylenemez. Elbette geniş bir çevrem var siyasetçi, sanatçı, sanayici kıymetli dostlarım… Ama onları sadece dinlerim yine kendi bildiğimi yaparım.

Transfobik yakıştırmasına ne diyeceksin?

Transfobik, değil mi ben… Bir eşcinselin transfobik olması bir ülkenin siyasi tablosunun bölünmüşlüğünün en açık göstergesidir. Maalesefki ülkemizde başkalarının başarısızlığı ve mutsuzluğu üzerine mutluluklar ve başarılar kurulmaya çalışılır. Ben Ankara’daki ‘’Pembe hayat’’ derneğinin yönetimindeyim ve onların hakları için her zaman mücadele verdim. Sonra bizim Bülent Ersoy’la bir polemiğimiz oldu ki 40 senelik arkadaşımdır. İnsan kendi arkadaşıyla istediği şekilde konuşabilir. Ve derneğin içindeki bölünmüşlük nedeniyle transfobik ilan edildim. Ve beni Erol Köse ile birlikte ‘’hormonlu domates’’ ödülüne aday gösterdiler. Halbuki ben daha önce hormonlu domatesi başkasına veren adamım. Sonra tabikii zamanla benim hakkımdaki kararın yanlış olduğuna karar verildi. Ödülü almadım.



Hormonlu domates ödülü nedir, kimler layık görülüyor?

Türkiye’de transfobi, homofobi vs. cinsel ayrımcılık yapan bu tarz beyanlarda bulunan kişilere LGBT tarafından verilen bir ödül. Hormonlu domatesinde ortaya çıkışı Erman Toroğlu’nun bir televizyon programında ‘’Hormonlu tavuk yerseniz öyle olursunuz’’ ifadesi. Ben aslında bir ‘’altın salatalık’’ onur ödülü koyulmasını istiyorum. Aslında elimde olsa hepsine çoban salatası ödülü verirdim. Nedense bizim coğrafyamızda belden aşağısı ile çok ilgilenilir çünkü belden yukarısı dolu adam çok az. Söylenene ceza veriliyor, eyleme ceza verilmiyor. Bu tıpkı şuna benziyor, birisinin annesine küfür edersen para ya da hapis cezası var ama birinin annesine tecavüz ederseniz serbestsiniz! Dolayısıyla benim 3. Yargı paketinin yardığı hukuk sistemiyle ilgili sıkıntım var sağda solda çıkan dernek haberleriyle değil.

Eşcinselim diye açıklama yapmanın sebebi ne? Genelde bu konuda pek konuşulmaz…

Hiç saklamadımki ben bu durumu. Bu açıklamam tamamen doğaçlama oldu, Okan Bayülgen’in programında. Konu şuydu; Artık sanatta heteroseksüelliğin iktidarı yıkıldı mı? Diğer konuklar kem küm kem küm konuşmaktan çekiniyorlar. Sözler yalan söyler, gözler de hatta bazen yalan söyler ama gözlerin içindeki özler asla yalan söylemez. Bizler birbirimizin bir bakışından anlarız tercih ve eğilimlerimizi. O sırada Okan’a bit tweet geldi, o stüdyoda kim gerçeğini açıklayacak kadar delikanlı? Diye… ‘’BeeeeeeNNNN’’ diye bağırdım. Benim kızım da var, bayan arkadaşlarım da, kadınlarla hiçbir sorunum yok. Saklayacak bir şeyim de… Türkiye’de eşcinselliğin ne olduğunu inceleybilmek için bir toplu taşıma aracına binmek, parklarda dolaşmak ya da sahillerde gece dolaşmak, saunalar, hamamlar size bütün referansları verir. Oradaki adamlar iğne oyası ya da börek tarifi almıyorlar. Daha çok yakın bir süre önce jartiyerli transparan gecelikli bir Ankaralı avukat 5 yıldızlı bir otelde ölü bulundu. Eşcinsel , düz cinsel ,yan cinsel gibi ayrımlara karşıyım. Aslında kadın-erkek ayrımına da karşıyım. Türkiye doğduğunda vatandaşlarına cinsiyetlerine göre renkte nüfus kağıdı veren tek ülke. Bu tamamen ayrımcılık ve ötekileştirmeye girer. Herkes vücudunu kullanma hakkına sahip, ben de bunu yapıyorum.

FELSEFE ÖĞRETMENİMLE ÖPÜŞÜRKEN MÜDÜRE BASILDIK, ADAM EVLİYMİŞ, MÜDÜR DE BENDEN HOŞLANIYORMUŞ!



Tahsil yaşamında çok sık okul değişimi var, uyum sorunun mu var?

Hepsinden atıldım, takdir ardından tasdik şeklinde. Aksine fazla uyum sorunum var benim. Hiç unutmuyorum lisedeyken felsefe öğretmenim vardı ve ona acayip aşıktım. Bakışmalar, heyecanlanmalar… Sonunda cesaretimi topladım ve bir aşk mektubu yazdım ona, bir süre sonra beni yanına çağırarak öğretmenler odasına götürdü. ‘’Ben de sana boş değilim’’ dedi ve dudaklarıma yapıştı biz ateşlice öpüşürken odaya okul müdürü girdi. Tabi hemen toparlandık ve kısa bir süre sonra felsefe öğretmeninin okuldan ayrıldığını öğrendim, meğer adam evliymiş, çocukları varmış ve bana asıl ilgisi olan okul müdürümüzmüş. Ben bu hayatın içine doğdum yani yapacak bir şey yok…

Medyatik misin sence?

Medya unsuru buluyorum kendimi ama medyatik asla. Biliyorsun ulusal basının çoğunda yasaklıyım zaten. Haberlerinde adımın geçmesi bile yasak. En son yaptığım büyük defilede Show TV defileyi yayınladı ama finaldeki benim ve Yıldırım beyin görüntülerini vermedi. Sadece Aydınlık gazetesinde bu defileye yer verildi.

İKTİDAR BANA BASKI YAPIYOR



Yasaklanmanın nedeni…

Candaş, yoldaş ve paydaş olmadığım için belki… Çok ilginçtirki ben siyasette değil, magazinde yasaklıyım. Mesela kraliçe dediğimiz bir popstar, magazin müdüresi bir hanımın çocuğunun okul masraflarını karşılıyor. Ben böyle şeyler tabiki yapmıyorum. Tabi muhalefet bir adam olduğum için de olabilir. Yayın grupları mecburen göbek bağlarından dolayı iktidara bağlılar, iktidarın bana yaptığı baskı da ortada. Cep telefonu bile kullanamıyorum. Teknik takipler, organize işler bir de bunlarla uğraşıyorum. Ben sanatçıyım kırılıyorum böyle şeylere. Enteresan bir konu da şu; iyi ya da kötü hiçbir haberimin yapılmaması. Mesela beni bir adamla öpüşürken bile görseler haberimi yapmıyorlar. Patronlarının muhabirlere yaptığı baskıya karşıt onlar da bana bu hakkı veriyorlar.

Yemekteyiz ardından Bugün ne giysem programı… İkisinde de sorun yaşadın…

Program çekilirken anladımki orada başka bir tezgah dönüyordu. Benim de kendime göre haklarım var evime girdiler, iş yerime girdiler vs. sözleşme de yapmadılar. Ben de yayın hakkı vermedim. Araya Sacit Aslan girdi ve beni ikna ettiler, yayınlamalarına izin verdim. Hatta o yarışmada herkes 300 tl yemek parası alırken ben bu parayı kabul etmedim. ‘’Ben misafirlerime başkasının yemek yedirtmem’’ dedim. Bugün Ne Giysem’e gelecek olursak Nur Yerlitaş’ın ayrılmasıyla Caner Erdem benden rica etti, ben de daha önceki gerginliğimiz böylece sonlansın diye kabul ettim. 30 bölüm için sözleşmiştik ama 20. bölümün sonunda bir gece yarısı tüm eşyalarımı toplayıp programı terk ettim. Caner Erdem bey de zaten bana o tarz bir mesaj attı. Çünkü ne Nur hanım ne ben yeterli değildik o program için bilgi ve tecrübe olarak. Biz elbise satıyoruz, diğerlerinin ne sattığını ben hala çözemedim. Yanımda jüri diye bir hanım vardı İvana, zaten o Nur hanım için ‘’Beni çok kıskanıyor o şişman, benim kalçam ve bacaklarım çok güzel’’ dedi. Zaten o hanımefendi kalça ve bacaktan ibaret, üstünde 3 kelime Türkçe var çünkü. Hakan beyi zaten bu sene tanıdık biz. Onun hikayesini ben Ajdar’ınkine benzetiyorum zaten. Saten dokuya saten kumaş diye konuşan bir arkadaşımzı kendisi. Onun maalesef moda, tekstil , dikiş-nakış bilgisi yok. Programla yaşadığım soruna gelecek olursak, programın dekorunu ben sağlıyordum. Bir gün stüdyoya geldiğimde benden izin alınmadan bir makarna reklamı çekiliyordu. Ve İvana’yı çekerlerken ‘’Yanında Barbaros Bey varmış gibi konuş’’ dediklerini duydum. Ben bu duruma itiraz ettim program içerisine advetorial alınacaksa benden ve Hakan beyden de izin alınmalı diye. Sonra tüm eşyalarımı toplayıp programı terk ettim, ‘’Tazminat ödemeniz gerekir’’ dediler böyle bırakırsanız, ‘’Hesap numaranızı verin’’ dedim. Paran kadar konuş derler adama çünkü ben patronum onların hepsi orada çalışan. Neticede o grubun patronu Mehmet Emin Karamehmet benim kapı komşum. Ortakları Murat Vargın’ın kızının gelinliğini ben hazırladım, ben bu insanlarla oturup sohbet eden biriyim. Show TV’nin hiçbir sosyal imkanını kullanmadım kendi şoförüml e gidip geldim programa. İçeride 8-9 programlık bir ücretim kaldı onu da almadım, bahşişim olarak kalsın diye.

İVANA’NIN SERMAYE LALELİ’DEN

Siren Ertan, Deniz Berdan ve İvana Sert modacı kimlikleriyle medyada fazla öne çıkarılıyolar gibi…

Siren’ı onlarla karıştırmamak lazım onunki bir başarı hikayesi. Örnek alınacak bir hikaye nereden nereye… Deniz terbiyeli bir kız ama hiçbir zaman bir Siren ya da İvana değil. Ivana’nın sermaye Laleli’den geliyor. İstanbul’a gelip mankenliğe başlayışı, yıllar önce iççamaşırı defilesine çıkması vs. İvana bana şunu hatırlatıyor 1971 yılında tepebaşındaki Cumhuriyet Gazinosu’nda imamın karısı Sevtap Çetinkale mini etekle sahneye çıkmıştı. İvana’nın şöhreti bana onu hatırlatıyor.

Gülben Ergen, Sibel Can gibi ünlüler kilolu oldukları için kıyafet yapmıyormuşsun, doğru mu bu?

Bunun kiloyla ilgisi yok hem bizim müşterimiz zengin, zengin insan kilolu olur. Sadece biz sahne kıyafeti dikmiyoruz artık. Biz Yıldırım beyle anneanne-anne-kız aile kıyafetleri dikiyoruz. Bizim müşterilerimiz buraya geldiğinde bazı kişileri burada görmekten hoşnut olmuyorlar. Çünkü bir şekilde o hanımların hayatındaki bazı kişilerle masumane de olsa ilişkisi olmuş olanlar var içlerinde ve müşterilerimiz onları burada görmeye tahammül edemiyor. Ayrıca sahne kıyafetine ter bulaşıyor ve benim müşterilerim terleyen kişiler değiller. Bir de şöyle bir durum var Sibel Arna gibi birinin eleştiriler yaptığı bir ülkede ben elbisemi onların tezgahına koyamam. Çünkü eleştiri yapan kişiler benim elbisemin olduğu yere giremezler.

Şu Barbie lakabınla ilgili ne söyleyeceksin?

Yakın arkadaşlarım bana öyle söylüyorlar, çünkü bacaklarım çok güzeldir özellikle de mini şortla. İnanın erkekler bile dönüp benim bacaklarıma bakıyorlar. Aç parantez kapa parantez değiller, sütun gibiler maşallah!

Yıldırım Mayruk’la çalışma yaşamın nasıl başladı?

Biz 22 yılı geçtik. İhtilal döneminde 9 sene yurtdışında yaşadıktan sonra İstanbul’a adaptasyon sorunu yaşadım. Adana’ya bir arkadaşıma misafir gittim, yemeğe Mersin’e gittik. Sahilde yürüyüş sırasında eşcinsellerin, transeksüellerin, ailelerin bir arada mutlu şekilde yaşadıklarını gördüm. Ve oraya yerleştim. Gıyaben birbirimizi tanımamıza reğmen Yıldırım beyle tesadüfen tanıştık. ‘’Niye çalışmıyorsun, aylak aylak geziyorsun’’ dedi. Atölyesine davet etti beni ve o gün atölye çok kalabalıktı. ‘’Sen şu kumaşı biçki masasına ben gelceğim’’ dedi. Ben düz ipliği düz kenara getirince işe alındım. Yıldırım bey o sıralar 55 yaşındaydı ‘’Ben ilk defa bunu doğru yapan birini görüyorum’’ dedi. O gün bugündür terzi yamağıyım.

KENDİ İSMİNİ BEĞENMEYEN LAKABIMI MI BEĞENECEK?

Birçok ünlümüze sıfatlar, lakaplar yakıştırıyorsun. Kırıcı bir davranış değil mi?

Eğer bir insan ironi malzemesi oluyorsa bu kırıc değil bilakis gurur vericidir. Mesela benim ortaokulda lakabım horozdu, herkese diklendiğim ve saçım yüzünden. İbik gibi dururdu. Madam Kartie idi ilerleyen yıllarda lakabım çünkü bu altın çakmakların gazı bitince doldurmaz denize atardım, maddi durumum çok iyiydi. Londra’da lakabım Turkish Delight idi. Elton John bile bana sen de mi Turkish Delight’sın diye sormuştu. Hem niye rahatsız oluyorlarki ünlülerimizin çoğu zaten kendi ismini bile kullanmıyor takma isimlerle ünleniyorlar. Kendi isimlerini bile beğenmeyen insanların lakaptan rahatsız olması normal.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder