Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Canlı yayın, yanlı yayın, kanlı yayın..

Küçücüktüm,
Ninemin ceviz mobilyalı radyosu akşamları yemekten sonra açıldığında,
Ampüllü radyonun önce yeşil ışıklı göstergesi birleşirdi kavuşurcasına.
Damda uzun uzun bakır tellerdi anten,
Konu komşu vardı etrafta hala levanten..

Arkası yarın, radyo tiyatrosu ve haberler,
Karartma gecelerinden kalmıştı cumbadaki lacivert perdeler,
Mutfakta emaye tepsi ve su muhallebisi,
Balkondaki tel dolapdaydı en lezzetli kurabiyesi.

Alt bodrumda trikocu Melek hanım kiracı,
Her yaz tatili Filistin’e giderdi
Vardı portakal bahçelerinde bedava çalışmanın amacı.
İlk o getirdi pilli, transistörlü aracı.
Birde deliğine takılan kulaklığı da vardı ..

Çok kısa dalga 1350 megaherz..
Kimi zaman Zeki Müren kimi zaman Safiye Ayla’dan ders..
Üzerinde bir çok şehir ismi..
Ama bir tek İstanbul adı yoktu.
Gavur icadı bundan dendi besbelli.

Halbuki İstanbul radyosu ve çocuk korosu da vardı
Her sazende her seferde bir de yorum sunardı.
Şimdi artık et pazarı var önünde.
Birkaç badem bıyıklı kapı girişinde.
Emekli Sandığı ardındaki oteli de vermiş malum sermayeye.

Derken televizyon girdi eve.
Damda çubuk anten hemen diğerinin yerine.
Biraz Bulgar gölgesi izlendi ilk zamanlar.
Bir 30 Ağustos’da başladı necefli maşrapayla ekranda reklamlar.

Sonra renklisi de geldi renkli camın ardından.
Hatta sarı şimşek patlattı yılbaşı ekranından.
Özeli tüzeli çeşitlendi halleri.
Ama her çoğaldığında çürümüştü içleri.

Reklamların gelişiyle değişti tümden yayın.
Aman beyler sakın ayrılmayın..
Çünkü balık hafizalı toplumlara verlimesi gereken doz…..
Biraz kanlı biraz canlı..
Ama mutlaka yanlı yayın…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder