Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Top'lu iğne 25

Giyinmek güzeldir..

Öyle ki;
Güzeldir elbet. Hani daha önceden de söylenmiş bir söz gibi,
uğruna soyunmak için giyineceklerinizi hayal edebilmektir.
Ancak, naif ve ütüsüz kimlikleri ile çıplak olmaları kaydıyla.
Çünkü, erotizm ve müstehcenlik arasındaki çizgi saç kılından da incedir.

İşte tüm bu nedenleri göz önüne alırsak, soyunmak da güzeldir.
Ama bir kazuletin bir başka kazulete, kakafoni tadındaki bir tv programında, seksi hareketler ile eldiven çıkardığından dolayı
–Türk örf ve adetlerine aykırı davranıyor!- diyerek değil!
Ya da, 30 yıl erkek kalmış, sonradan cinsiyet değiştirmiş birinin kadınlara giyinmeyi öğretmesi de değil…Anlarsınız ya…..?

İşte bu nedenle günümüz modasında neler oluyor bir göz atalım dedim.
Neticede dikiş değil mi mesleğim?.
Dike dike hayatı tanıdığım bu zanaatin bir başka ilginç yanını bilmediğinizden de oldukça eminim.

Şöyle ki;
Bir gün duayen bir gazeteci abim bana, "Genellikle ülkelerin kaderi, en ünlü kadın terzileri ve kuaförlerinde çizilir" demişti. Gülüp geçmiştim o zamanlar ben buna. Ancak terziliğin kapsamına daldıkça kimler kimler çıkıyor o delikli, ya da toplu iğnenin ardında…

Örneğin, Asil Nadir beyin annesi terzi.
Eva Peron da öyle..
Ama bu şahıslar ile kaderciliğin alakası yok elbette.
Çünkü, genelde güçlü kadınlar, güçsüz kocalarının yedikleri haltları, ya da onlarla birlikte oldukları ortamlardaki istihbaratlarını bu mekanlarda birbirlerine ya da terzi ve kuaförlerine anlatırlar derler.

Biz hep üç maymun olduk mecburiyetten.
Çiller döneminde ki devalüasyonu biz atölyemizde, eski tezgahtar olan merhum bir bayan milletvekilinden önceden duymuştuk.
Ama az olan birikimimizi bu doğrultuda yönlendirmedik.
Herkesle birlikte birazını biz de kaybetmiştik.

Şöyle ki;
Kimi zaman bizlerle yapılan sohbetlerdeki konuşmaların potansiyel tehlike barındırdığın bilir misiniz? Zaman zaman sizin de başınıza gelmiştir hani. İşte böylesi bir olay benim başıma bir kez daha geldi.

O gece, bir yerde, bir köşe yazarı ve bir patron sekreteri ile tesadüfen bir araya gelmiştik. Sohbet, anı, gülmece karışımı muhabbetten alıntılar ile oldukça da eğlenmiştik.
Ben öyle sanmışım.
Oysa o sarışın sekreterin işgüzarlığı ile patronun karısının kulağına tüm konuşma bir şekilde üflenivermiş meğerse.
Üstelik metamorfik bir değişimle.

Köşe yazarının bana dönüp;
-Kimlerin size borcu var? sorusuna espiri olarak
-Senin patronunun kızının borcu var mesela!.. demiştim.
Şaşıran köşe yazarına da durumu şöyle izah etmiştim.
-Sorun yok. Sadece şaka. Giysi bitti ama henüz teslim edilmedi.
Çünkü tadilat talep edildi. Üstelik nezaketlerinden borçlarını bile sordular. Hatta, yine bir düğün zamanı, yurtdışından özel jetle gidip ısmarladıkları giysilerde de sorun olunca, biz kısa zamana rağmen kendilerine yardımcı olmuştuk. Yıllardır servis verdiğimiz bir aile neticede. Çok da zarif insanlar. Hele …… hanım!

Düşünün ki;
Hani kocam yumurtladı hesabı gibi bire bin katılmış.
İçinde yalanı olmayan o geceki ironik muhabbet nasıl yılan gibi aktarıldı ise, o hanım da ustama telefon açıp beni bir güzel şikâyet etmiş.
Hemde "Sizi küçültüyor" diyerek. Kısaca karın seni aldatıyor misali.
Oysa bu mecrada kim kimi aldatıyor dersiniz.

Hal bu ki;
Birincisi; ben madem konunun muhatabıyım, bana telefon açılmasını yeğlerdim. Ama ben kimim ki… Basit bir terzi yamağı.
Böyle bir durumda dahi, ben o sekreterin daha önceki benzer vukuatları dahil hiç bir şey söylemez ve sadece o hanımdan özür dilerdim.
Çünkü kadınların hepsi bana göre hanımefendi.
Ve hepsi sevgiyi, övgüyü ve saygıyı hakediyorlar.
Hele bu erkek egemen acımasız toplumumuzda.

Hiç olur mu ki;
O sekreter; laik ve ulusalcı duruşu ile tanınan bir haber kanalının genel yayın yönetmeninin, sunucu bir mankeni ile aşk yaşadığını söylesin ve gelinlik dikişinin bende mi olduğunu sorsun. Haberim bile olmayan bu konunun da kurbanı yine ben olmuşum da ben hariç herkes duymuş.
Suç ve ceza bana ithafen bir kez daha yazılmış…

Hiç mümkün mü ki:
İşsiz kalan gazetecileri işe yerleştirme konusunda oldukça becerikli sekreter onları yanına almasın. Hepsinin de sırrını pervasızca herkese aktarmasın.

Ama güvenlik kameraları derki;
Swissoteldeki Çeçen baskınında damat patronu dalgaya kalaınkaya ile çimlerde donla yakalanmasın kaçarken !

İnanmam ki:
O sekreter, patronun ayışığı ve tatlıpınar adlı kızları hakkında atıp tutmasın!
Onlarla lüks mevkide birlikte uçmasın…

Ola ki,
Kuaför ve terzilerde pek birşey konuşmayın.
Medya patronu sekreterlerine ise asla bulaşmayın.
Konuşulanlara da sakın ola muhatap olmayın..

Patronun yıldız kılıklı sekreterine gelince:
Şunu söyleyebilirim ki; O sadece süslenmesine ve giyinmesine baksın!
Neden mi? Tip kanunu çıksa hakime kalem kırdırırda ondan!
En önemlisine gelince.
Siz diğerleri gibi deyimleri yanlış kullanıp arı kovanına çomak sokmayın.
Kirli çamaşırlarınız, patronun kasasından çıkarda kıçınıza arı sokmuşcasına yapışıverir sonra…

Terzi yamağı
Ekim 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder