Follow by Email

Bu sayfada yer alan tüm yazı, resim ve buna benzer içeriğin tüm hakları Barbaros Sansal'a aittir. Izinsiz kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Top'lu iğne 5

Bilmem hiç oraları görme şansınız oldu mu?. Sicilya demiştim hani? Aslında Hakkari'den de pek farkı yok Ankara'dan da, Bahçesaray’dan da. Peder Donatello, şehir merkezindeki botanik bahçesine çevrilmiş yaşamlarını anlatırken, akıl denen sapık ruhumuzun kafaları kimbilir nerelere takılacak. Yavrum lakablı eski dostum, elimde bir paket Şekerli Leblebim ve Ustamla daldığımız o köhne ara sokakları hatırlıyorum. Bugün, kendi coğrafyama at gözlüklerimi çıkartıp kuş bakışı odaklandığımda ise bakın neleri algılıyorum! Mafyanın kent eteklerine yerleştiği Palermonun merkezinin neden 2. Dünya savaşından beri tamir edelemediği anlaşılıyor ve 1539 dan beri yaklaşık sekizbin maddi gücü olmuş olanın neden çürümemek istediklerini ibretle anlamamız gerekiyor. Kendilerine özel mezar satın almış Kapusin mezar-dehliz koridorları ile irkiliyoruz. Aynen o gece, o balo salonundaki gibiler. Ölüler ama giyimli kuşamlı, saçlı sakallılar. Başı bağlı olanı da var, kıçı açık olanı da. Belki de aralarında katili de vardır kulanparası da. Din adamları, siyasetçiler, fahişeler, avukatlar, pezevenkler, zenginler ve de doktorlar. Hatta günahsız çocuklar da iktidar olmanın kölesi oluşmuşlar. O garip, bugün para ile gezilebilen bir ders alınası müze kılıklı, hala ölememiş canlardaki çürüyememiş donlarıyla yaşananlardan!

Bugün, aile mezarlıklarında, haftasonları pikniklerinin moda olduğu o kentle bizim kentleri nasıl da benzetiyoruz bir birlerine. Birde, o gezide aklımıza gelen, etnik temizlik meraklısı bir katolik otel müdürünün biz zavallı Türkiye'den gelen turist kafilesinin üzerine kahvaltı salonu kapısı kilitleyen zihniyet geliyor. Sırf küçük kızına kıyamayıp uykusundaki masum hayatına bir kap meyveli yoğurt götürmeye çalışan babanın hayallerinde kilit atan gavurlar hala bazı gerçekleri unutuyorlar. Bu yüzden babaannemin dediği gibi bokun adı ne zamandan beri hülasaüul ala oluyor. Oysa orada da Mafya babaların yerine analarının borusu ötüyor. O haşin erkekler sırf bu yüzden; onlar için büyüseler bile, asla haylaz çocukları olarak kumandadan çıkamıyorlar. Acaba burdakilerin anası ne iş yapar derken kış uykusundan yeni uyanmış depilesi bir çarpma ile belden aşağı ıslanıveriyorum. Korkudan değil ama elimdeki ucuz şarap dolu bardaktan pantalonumun bevliye bölgesine fışkırandan.

……..

O gün, o masada oturan geçkin genç, kendine gelip hayalleriyle gerçeği birbirinden ayırmayı başardığında sanki yan masasında 13. Havari oturuyor. Hemencecik kendimi onun
hayal dünyasına ışınlıyorum. Bu kez gerçekler onun gözünden ve benim hayal gücümden Sicilyanın tavan aynalarının bağbozumundaki kristal bir şekilsiz avizede ışıldıyor.

O malum konukları beklenen masada kimler var olamayacakki? Bacağına elektronik pranga takılası pislik bir jeriyatrik , çoban kılıklı bir feldispat bağımlısı kocaman bir kelle, bıyıkları hayli ağırlaşmış ensesi kalın bir abi, jeriatrik müsvetteden (hernasılsa) amipsel bölünme ile çoğalmışlar dan iskartaday çıkmış hercai bir moruk ve komisyon almadan asla davete gitmeyen, kartviziti ile işe adam koymaktan yılmayan çetin ceviz bir savunma uzmanı. Bak sen. Pipim değil ama gözenekli derimiz bile amuda kalkıyor. Kendimizi kaybedip o gençle birlikte boğulduğumuzu hissediyoruz. Sanal gözlerimiz,hiçbirinin birbirine bakmadan aynı masaya kıçlarını dayamış ön ortada alacarte leşleri süzüyor. Biz sanki bu vatanın onlardan darbe yemiş evlatları hala duhuliyede yemleniyoruz. Kalk yamak kalk. Acil bir araba bulup ayak üstü balıkçıda tıkınıp. Haskara'dan Histanbul'a kaçıyorum. Ah şu kıçları satın alınamayası hayatların hayatlarındaki karılar! Neredesiniz ! Konuşsanıza...Dilinize kapsaisin mi sürecekler sanırsınız? Heyhat siz onu contanızı değiştirecek musluk tamircisinin neresine sürüleceğini bilirsiniz ya neyse. Ama acı biberin içindeki kapsaisin sadece yağda çözülür o yüzden acı yediğinize sulu yerine süt için. Yoksa İsminiz kaparlar.

Gelelim bu konuları neden bu kadar irdelediğimize. Gözünüzün arkasındaki korteks, yani ön işlemci neyi ne kadar görüyor sanıyorsunuz ? Gözkırpması süresine sıkışmış değişim körlüğünü de hesaba katmak lazım olduğunda bilelim ki; Bu ökse zamkı kıvamında zatlarca kurgulanmaya çalışılan şu bizim ilizyonist (hokkabaz) hayatlarında da bu sahnelerde tezgahlandığını göremeyecek kadar mı aptalınz?.Patojen mikkrobu davranışlar içinde biogözlem sistemleri de bu tezgahları görmüyor mu sanki?O kadar mı Pir Sultan Abdalız? O zaman bekleyin bakalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder